Gaziantep ve İzmir Şehir Tiyatroları Oyuncu Seçmelerinin Düşündürdükleri

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Oyuncu Seçmelerinin Düşündürdükleri

Şafak Tok

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncu seçmeleri ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncu seçmelerindeki temel problem oyunculuk yeteneğinin kıstaslar arasında olmaması ya da ayıp olmasın diye ancak son sırada olması. Bu tuhaf tahminin sebebi ise, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncu seçmelerini -nasıl bir tesadüfse artık- jüri başkanının ilişki içinde olduğu Ankara şehrinin üniversitelerinden ve yine öğretim görevlisi olduğu Girne’deki üniversiteden mezun olanların (sanırım hepsi ya da çoğunluğu oluşturuyor) başarıyla geçmesi, yani aleni bir okul ırkçılığı…

İzmir için de yine benzer şayianın bulunması da cabasıydı.

Önceliğin, “Çoğunluktan farklı görselliğe sahip kişiler seçilir genel itibarla” söylentilerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncu seçmelerinde geçerliliği ihtimali ayyukta oluşu tuhaftı ve İzmir kentinin üniversitelerinden Dokuz Eylül mezunlarına da öncelik tanınacağı, ayıp olmasın diye birkaç farklı Üniversiteden de illaki serpiştirilecek adayların olacağına olan inanç da söylendi durdu. Bu demek değildir ki Dokuz Eylül’lü arkadaşlarımız hak etmeden girecek. Temennim eşdeğer ya da bir adım daha önde olduğu düşünülen, faraza Kadir Has mezunu arkadaşın hakkının yenmemesi… Sapla saman baştan karışmasın. Ateş olmayan yerden duman tütmezcilikle ilişkilendirmek hiç doğru değilken, onlarca kişinin genel kanısı bu yönde oldu.

Gelelim seçmelere…

Her iki sınava da girmiş, kazanamamış değil seçilmemiş birisi olarak evvela Gaziantep’teki komik eleme yönteminden kısaca şöyle söz edilebilir…

Gaziantep’te, ülke gündeminin mütemadiyen meşhuru tosuncukla da bir ilişki halinde olmuş olan bir zatı şahaneleri tarafından oldukça kibar ve “…bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü!” deyimini hatırlamamıza neden olan karşılanmamız onore ettiyse de süreçte bir bit yeniği olduğunu hissetmemiz çok uzun sürmedi. Kötü niyetliyiz ve öküzün altında buzağı mı arıyoruz yoksa?

Denildi ki, “Hoş geldiniz, bu zamana dek oyuncu seçmelerinde her keresinde hakkınız yendi, yeteneğiniz değerlendirilmedi, listeler hazır söylentileri her seçmede ayyuktaydı, haklıydınız da fakat inanın Gaziantep’te böyle şeyler olmayacak, hepiniz kıymetlisiniz, herkese başarılar nokta nokta nokta…” Baştan günah çıkarıcılıkmış, sırt sıvazlamakmış, “zaten girecekler belli, girmeyenlerin ağzına bir parmak bal çalalım da saldırmasınlar bize!”nin tebessümle kamufle edilişiymiş.

Şarkı/Şan, Dans ve Oyunculuk sınavı aynı gün güzel bir prensiple yapıldı Gaziantep’te, girdik, benim değil ama etrafımdan duyduğum diğer arkadaşlarımın tiratları yarıda kesilmiş. Olmaz böyle bir şey, ayıptır. Özetle, günün sonunda (kesin kazandığımı düşünerek) seçilmedik, seçilenlerden daha kötü olmayanlardan, şarkıda ehvenişer fakat dansta ve oyunculukta küstah olmadan muazzam olduğunu bilenlerden, sahte tevazu ile “estağfurullah”çılığı da oynamayanlardan olarak Gaziantep’e veda ettik, “…bir seçme için daha nasıl iyi dans edip, oyunculuk yapabilirdik ki!” soru işaretleriyle…

İzmir ise daha çetrefilli ve komik dahi olamayacak kadar terbiyesizce bir eleme yöntemiyle “ağam bizimle eğleniir”cilikten hiç ama hiç hicap duymadı.

Biraz başa saralım…

Sözüm ona şeffaflık ilkesi adı altında bugünkü Şehir Tiyatroları kurucu kadrosu Genel Sanat Yönetmeni ilanına çıktı bu kış. Başvuranlardan ve elbette seçilemeyenlerden olmamın kıymeti harbiyesi yok, asla itiraz edemem diğer dosyaları görmediğim için, bu görev için de muhakkak eksiklerimiz vardır şüphesiz. Asıl komedi ve haber değerli olan kepazelik şu, Genel Sanat Yönetmeni seçecek olan jürinin, jüri üyesi olan Yücel Erten hocamızı Genel Sanat Yönetmeni olarak seçmesi, diğer birimlerin başına da diğer jürilerden olanı/olanları yerleştirmeleri. Kendileri seçici kurulken seçilenlerin de bazılarının kendileri olmaları nasıl bir tecrübeyle bağdaşabilir garip. Bunu beş yaşındaki çocuğa yaptırsanız yüksek ihtimalle ne menem bir yöntem olduğunu anlaması bu jüriye göre daha erken olurdu… Oysaki Yücel Erten direkt Genel Sanat Yönetmeni olarak atansa kim itiraz ederdi ki? En azından biz kulis beceriksizi “çömezler” asla haddimizi aşmazdık… Herhalde basiretleri bağlandı, yazık. Bu insanlar bu kadar basit bir rezalete baştan imza atıyor, bu şuursuzluğa haberi olup da ses etmeyen duayen büyüklerimiz ses etmiyorsa ülkemiz tiyatrosunun vay haline… Körler sağırlar birbirini ağırlarcılıktan ötesi değildi bu Genel Sanat Yönetmeni seçimi özetle. Tıpkı ülkemiz tiyatrosu gibi. Önerimiz, başvuran dosyaları görünür kılın, kim nasıl dosya hazırlamış görelim, feyz alalım, eksiklerimizi giderelim… Güldük geçtik kısaca. Çoğumuzun hocaları olmuş olanlara, “belki de keçinin olmadığı yerde kuzuya Abdurrahman Çelebi muamelesi yapılmış” diye düşünmekten ötürü hem kendimize kızdık haddimizi aştığımızı düşünerek hem onlara acıdık aslında hadsiz olanların bizi bu düşüncelere sevk etmesinden ötürü. Bu ne hırs, bu ne “Bu şehrin sanatı bizden sorulur”culuk anlayan beri gelsin. Acaba belli bir yaş üstünde geri planda danışılan büyükler olarak kalmaları, ön açmaları gerektiği için inziva şart mı bilemedik?

Sıra geldi oyunculuk seçmelerine, çoğunun seçilemeyecek olacağını bilmesiyle birlikte “Yine de bir umut” diyerek girdiği seçmeler üç aşamalı olarak duyuruldu. İlk aşamanın oyunculuk olmayacağını biri önceden söyleseydi gülerdik, öyle oldu. Şarkı ve danstı ilk aşama. Eleme usulü olmasa ilk aşamanın hangisi olduğu sorun olmayacaktı ancak şarkı ve danstan elemek, oyunculuk sınavını yapmadan küfredercesine elemek başka bir akıl tutulması olsa gerek… Geçemedik ikinci aşamaya, oyunculuk sınavına giremedik, oyunculuk sınavına gidip de oyunculuk yapmadan elenmiş olmamıza güldük. (Bunu, bir balet olmasam da doğduğum andan beri neredeyse, köklü ekip ve duayen dansçılarla dans içinde büyüyen, üniversitede hasbelkader ritim ve dans dersi de veren ve danssız hayatı olmayan biri olarak belirtiyorum. Sanırım dansa küsmeliyim…) 850 kişi sanırım katıldı, her birinin oyunculuk performansını seyretmeleri de onlara göre saçmaydı elbet çünkü yetenekli olanı, hak edeni ince eleyip sık dokumayacaklarını biliyorlardı, ağzımızla kuş dahi tutsak seçilemeyecektik, bu yüzden “Neden seyretsinler?”di ki oyunculuklarımızı. Keşke dürüstçe bunu seçme şartlarında belirtselerdi… Dürüstçe? Ah pardon.

İşin hülasası, söylentilere göre kendi evladının oyuncu ödülü aldığı bir ödül jürisinde yer alanın, şehrine gelen bir başka kurumun “İzmir şehrine sanatı getiriyoruz…” diye duyuruda bulunmasından sonra “Çiçeğini, çikolatasını alıp bize uğramaması da saçmalıktır!” minvalinde, deyim yerindeyse “İcazetimize kul köle olmalıdır!” alt metinli aşağılık kompleksli naralarla etrafındakilere serzenişte bulunanın sazı elinde bulundurduğu ve haliyle başı çektiği düşünülen ve söylenen İzmir serüveni yaşandı.

Kendi bazı öğrencileri tarafından da riyakarlıkla anılanın, icazet alınması gereken kişi kisvesiyle tanrıcılık oynayan kişinin, sanal alemde, sosyal medyada da, “canııımmm hocaammmm vb.” naralarla, kalp kalp kalp, like like like yağmurlarıyla birbirlerini pohpohlayan yetenek fakiri olup sanatın içinde yer almak istediği için sadece kitabi bilgiyi heybesine doldurup sanatçıların dedikodularını yapmaktan öteye gidemeyen, onlarca sözde akademisyenin adeta çeteleştiği tiyatro camiasında da hatrı sayılır yeri olduğunu bilen kişinin küstahlığla sazı elinde bulundurduğu ve haliyle başı çektiği düşünülen ve söylenen İzmir serüveni yaşandı.

Treplev söylemiyle, “…köşe başlarını tutmuşsunuz”dan hallice bir camiamız var yazık ki.

Kulis yapmayanın, dalkavuk olmayanın çok zor ekmek yediği tiksinç bir tiyatro camiamız var ne yazık ki…

Yalandan aydınlık ve yalandan adalet naraları, yalandan liyakatsizliğe serzeniş, yalandan etik savunuculuğu, yalandan özgürlük ve devrimcilik söylemleri, yalandan sansür, dikta, ırkçılık karşıtlığıyla, yalandan doğruluk naralarıyla eleştirdiğiniz erklerin öteki yüzüsünüz.

“Yüzsüzsünüz, acınasısınız” diyen pek çok yetenekli tiyatrocunun iç sesini umarım kalan ömrünüzde sık sık duyarsınız. Birilerinin artık “Kral çıplaak” demesi, Martin Luther King olup tiyatro cehennemini satın alıp, bizden sonra gelecek olan oyuncu ve tiyatronun diğer alanlarındaki yetkin arkadaşlarımıza “bu cehenneme sizi sokmayacağız, müsterih olun” deyip aşağılık komplekssiz tiyatro hocalarının sayısını arttırmaya vesile olması ve mezunların istihdam edilebilmesini önceleyici paylaşımcı tiyatro alanı açması gerek.

Etlere, yemeklere küfredercesine davranan ziyan ve itici şöhretlerin aydın kisveli kankaları tadında olan her sömürücü tiyatrocumsudan bıkıldığı hakikatiyle en kısa zamanda yüzleşmek ümidiyle.

“Gaziantep ve İzmir Şehir Tiyatroları Perdelerini Açıyooorrr…” Hayrolsun.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Şafak Tok

Yanıtla