İçinden Traktör Geçen Tiyatro

Celal Bayar Üniversitesi İktisat Oyuncuları  bu sezon oyunlarını üniversite dışında çevre köylerde de sergiledi. CBÜ  İktisat Oyuncuları’ndan Nazım Sarıkaya CBÜ  öğrencilerinin bu teatral deneyimlerinden izlenimleri Mimesis için kaleme aldı.

Sıradan grup toplantıları…Hangi oyun seçilmeli, reji nasıl olmalı, şu kelimenin altında yatan ne, şenliklerde bakalım şu grup bu oyunu nasıl yorumlayacak? Bu toplantılardan birinde, kalıplaşmış tartışmalar, kalıplarından memnunlarmışcasına taşmayı düşünmezken dalıp gitmişim. Köyümü, sanki Orhan Kemal’in kaleminden çıkmış köylüleri, orada geçirdiğim güzel zamanları…Tiyatroda geçirdiğim güzel zamanları?

-Köye gidelim?

İlk fikir böyle çıktı. Bir an, düşünmeden, temellendirmeden, toplumsal veya teatral bir sentez yapmadan sadece güzel zaman geçirdiğim iki yeri birleştirsek fikriydi benimki. Herkesin pek bir hoşuna gitti. Kalıplarımızdan taşıyor muyuz ne?

İlk yolculuğumuza başlıyoruz. Kimse konuşmuyor. Korkulu gözlerle yere bakıyor herkes. Nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Bildiğimiz tek bir şey var bir köyde trenden inip orada tiyatro yapmak. Tren bilinmezliğe doğru yol aldığında, sessizliği Burak bozdu. “Oldu olacak trende de tiyatro yapalım.” Herkes bıyık altından gülümseyerek birbirine baktı. Burak:”Yok artık!” Evet neden olmasın. Aziz Nesin’in Karagöz Üçlemesi’nden küçük bir bölüm vardı elimizde. Daldık bir vagona. “İyi günler. Biz Celal Bayar Üniversitesi İktisat Oyuncuları sizlere küçük bir tiyatro hazırladık. İyi seyirler.”

Başladık oynamaya. Herkes şaşkın, anlamaya çalışıyor olanları. Birisi de bize görünmez insan muamelesi yapıyor. Gözü hep dışarıda. Özellikle oyuncu gidiyor, dışarıya bakan yolcuya dokunuyor, replikleri ona söylüyor. Artık görmek zorunda bizi. Gözlerinde bizim sabahki korkumuz. Bilinmezin korkusu. Ama oyun devam ederken alışıyor bize. Basıyor kahkahayı. “Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz. İyi yolculuklar.” Alkış. Gidiyoruz diğer vagona. Aynı oyun yeniden, yeniden.

Köye geldik. Sabahki korkumuz yok. Muhtarı bulduk önce. Durumu anlattık. Nasıl mutlu oldu. Bir daha öptü. Anonslar yapıldı köy meydanında “halk oyunları gösterisi var”. Bizimde elimizde “davul” ve diğer enstrümanlarımızla sokaklarda geziyoruz. “Başlıyooor başlıyooor sokak tiyatrosu başlıyor” Kalabalık yavaş yavaş artmaya başladı. Yakaladığımız bir ufaklığa arkadaşlarını çağırmasını söyledik. Elli arkadaşıyla geldi. Son duyuruların ardından Haldun Taner’in “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” adlı oyununun bir sahnesinden kurgulayıp sokağa uyarladığımız “Deli”ye başladık. Giriş bölümü interaktif olduğu için seyirci hemen kendisini oyunun içinde buldu. Popüler kültürün delirttiği bir insanı anlatan oyunda seyirciye hangimizin deli olduğunu sorduk. Oyuna odaklanmalarını sağlamak ve kalabalığı arttırmak için bu bölümü daha uzun tuttuk. Bir traktör geçti sonra oyunun içinden. Sahnede yol açtık traktöre. Kaldığımız yerden devam ettik o küçük aradan sonra. Her şey sorunsuz ilerliyordu ancak oyunun bir sahnesinde köylüler birden büyük kahkahalar ve bağrışmalar fırlattı. Beklemediğimiz bu reaksiyon sahnede performansımızı bir an etkiledi. Sonra toparladık.

Oyun bittiğinde kahveye giderken ağlayan bir çocuk gördüm. Yanında bir arkadaşı vardı. Sordum niye ağlıyor? “Tiyatroyu izleyemedi, yetişemedi ondan ağlıyor.” Canım dedim ağlama yine geleceğiz. Ağlayarak gitti. Koştum peşinden ama yetişemedim. Bir garip oldum. Üzüldüm. Kahvede oturup sohbete başladık. Oyun üzerine, hayat üzerine. Kimisi yalnızlığını anlatıyordu, kimisi eski günleri. Aralarına almışlardı bizi. Muhtar geldi sonra yanına çağırdı beni. “Oğlum bak ne diyeceğim sana bizim iki ay sonra düğünümüz var. Oraya da gelseniz ya tiyatro yapmaya?” Düğünde tiyatro? Takı niyetine. “Olur” dedim, neden olmasın. Bu sırada küçük bir çocuk koşarak geldi muhtarın kulağına bir şeyler fısıldadı. Muhtar da bize “Hanımlar yemek yapmışlar sizi çağırıyorlar” Takıldık çocuğun peşine. Yolda birden dedi ki: “Bir daha gelmeyeceksiniz değil mi?” Ne diyeceğimi bilemedim. Bilmem ki dedim, geliriz. “Yok gelmeyeceksiniz, biliyorum”.”Bak o zaman şöyle yapalım bu benim telefon numaram şu tarihte Manisa merkezde oyunumuz var. Ona gel.” Çok sevindi. Tamam dedi mutlaka geleceğim. Evde kocaman bir sofra bizi bekliyordu. Her şey organik ve sonsuz güler yüz. Bir sohbet de burada başladı. “Bizim çocuğu da tiyatrocu yapalım, babası istemez ama çok yetenekli. Hadi oğlum yap abilere ablalara bir şeyler” Utandı, kaçtı çocuk. Düşündüm ben olsaydım çocuğun yerinde yapabilir miydim bir şeyler? Kesinlikle hayır. Dönüş vakti gelmişti. Herkesle teker teker vedalaştık. Başımız sıkışırsa eğer biliyorduk Sard’da bir köyümüz vardı.

Yaptığımız bu işin teatral ve toplumsal geri dönüşümünün ne kadar büyük olduğunu daha sonra anladık. Kesin kararlıydık. Bu gezi tek olmayacaktı. Olmadı da. Artık toplantılarımızda kalıplarımız biraz daha büyümüştü. Diğer konuların yanında köyde ne oynamalıyız, nasıl oynamalıyız, biçemimiz nasıl olmalı da eklendi.

Bu arada köy meydanındaki oyunda köylülerin birden neye güldüğünü daha sonra o küçük kız bize söyledi. Oyunda, köyün delisi oyundaki deliye gülüyormuş. “Deliye bak” diyormuş.

Nazım Sarıkaya

CBÜ İktisat Oyuncuları