Delilerin Kenti Şermola

(2008 yılında kurulan destAr-Theatre ile kuruluş süreçleri, oyunları ve Kürt tiyatrosu hakkında Hüseyin Erdoğdu tarafından yapılan söyleşiyi yayınlıyoruz.)

Hüseyin: destAR-Theatre ile önce TTB’ye katılımları dolayısıyla ardından da 19. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında oynadıkları Cerb oyunu vesilesiyle tanıştık. Öncelikle sizleri tanıyalım isterseniz.

Mirza: Ben Mirza Metin, tiyatroya 1995 yılında Tiyatroya Jiyana Nu’da başladım ve Seyr-i Mesel’de uzun yıllar tiyatro yaptım. Ardından 2008’de Berfin Zenderlioğlu ile beraber destAR-Theare’ın kuruluşuna öncülük ettim.

Berfin: Ben de Berfin Zenderlioğlu. Yedi yıldır Kürt tiyatro çevresinde tiyatro yapmaktayım. Sanatla uğraşım Jiyana Revşen dergisi ile başladı. Beş yıl bu dergide çalıştım, yedi yıldır da tiyatro yapıyorum.

Hüseyin: destAR-Theatre’ın kuruluş sürecini sormakla başlayalım o halde.

Mirza: 2008’in Ekim ayında bir tiyatro kurma kararımız ve buna yönelik çalışmalarımız olmasına rağmen, bir isim veya proje üzerinden hareket etmemiştik. Grubun isminin yanı sıra birçok şeyi sonradan belirledik. Bir ekip oluşturabilmek, ekibin sanatsal anlayışını ve birikimini inşa etmek ve geçmişteki deneyimlerimizin olumsuz yönlerini tekrar yaşamamak üzerine yaptığımız atölye çalışmalarında grubumuz ortaya çıktı. Atölye çalışmalarını bir oyun yapalım ve seyirci karşısına çıkalım hedefiyle yapmadık. Atölye sırasında yaptığımız tartışmalarda, yaşadığımız dünyada insanların sıkışmışlığını, özellikle kadınların sistem tarafından kuşatılmışlığını dert ettiğimizi fark ettik. Daha sonra yaptığımız değerlendirmede bu atölyelerde oluşturduğumuz malzeme ile oyun çıkarabileceğimizi gördük. Böylece destAR-Theatre adını alarak oyunlarımızı sahnelemeye başladık.

Berfin: Mirza’nın dediği gibi bir isim düşünmeden önce kurulacak grubun ne üzerine temelleneceğini tartıştık. Tabii merkezde de bunun bir tecrit tiyatrosu olduğunu gösterecek hedeflerimiz ve projelerimiz olsun istedik. Bu süreçten sonra destAR ismi Mirza’dan geldi, biz de uygun bulduk. destAR’ın Kürtçe anlamı el değirmeni. Buğdayın öğütülme ve insanı besleyecek duruma gelme sürecini göz önünde bulundurduğumuzda, bunun hem bizim geçmişimizde çok köklü  olarak var olduğunu, hem de modern bir tarafının olduğunu düşündük.

Mirza: Buğdayın öğütülüp ufaltılma işinin sanattaki estetiği ifade etmesi açısından çok anlamlı olduğunu düşündük ve grubun ismi de böyle kabul görmüş oldu.

Hüseyin: Tecrit tiyatrosu terimi ile bugüne kadar Kürt tiyatrolarının görmemezlikten gelinmesini, yok sayılmasını mı kastediyorsunuz?

Berfin: Tecrit derken insanın sistem tarafından kuşatılmışlığını, yani sadece fiziki bir tecrit olan hapishanelerle veya duvarlarla değil, insanın sistemin tüm araçları ile kendi gerçekliğinden tecrit edilmesini anlatmaya çalışıyoruz. Grup atölye çalışmalarında bu mevzuular üzerine tartışırken daha sonra ortaya koyacağı projelerin merkezine de bu temayı almış olmuştu. Sizin anladığınız şekilde ise; evet Kürt tiyatrosu bugüne kadar tecrit edildi. Şimdi yeni yeni ilgi görüyor diyebiliriz. Kürt tiyatrosu medyada ve tiyatro çevrelerinde kabul gördükçe daha çok kendi dışındaki çevreyle ilişki kurabilecektir. Aslında ülkemizde önemli gelişmeler oluyor. Belli bir dönemdir başlayan Kürt sorununa dair açılımlar vb. içerisinde bizde devletten ödenek talep ettik ve ısrarımız sonucu talebimiz kabul edildi. Bu da Kürt tiyatroları için bir ilkti. Sinemada veya başka sanat alanlarında olmuştur ama tiyatroda bunun ilk örneği sanırım biziz.

Hüseyin: Topluluğun kaç üyesi var?

Berfin: Altısı erkek, dördü kadın olmak üzere toplam on kişiyiz.

Hüseyin: Peki topluluk olarak dışarıdan üye kabul etmek, dışarıya açılmak gibi bir anlayışınız ya da hedefiniz var mı?

Mirza: Biz kadromuza öncelikle deneyimli oyuncuları katmak istiyoruz. Bizim kendimize göre kıstaslarımız var. Bunları gözeterek dışardan talep olursa üye kabul ederiz. Bunun dışında Şermola Performans’da çeşitli atölyeler ve oyunculuk kursları koyarak hem burayı işler kılmayı hem de oyuncu yetiştirip kadroya dâhil etmeyi düşünüyoruz.

Hüseyin: destAR-Theatre’ın kültürel-politik dertlerinin, hassasiyetlerinin olduğunu biliyoruz. Tiyatroya bakışınızı ve kendi tiyatronuzu nasıl tanımladığınızı öğrenebilir miyiz?

Mirza: Biz çıkış itibari ile politik bir tiyatroyuz. Tiyatro yaparken nasıl bir tiyatro yapacağız, sorusuna yanıt aradık. Sadece salonda değil; sokakta, işyerinde, sendikada vb. tiyatro yaparken belli bir tavrımız olmalı, salonda tiyatro yaparken sokaktan kopuk olmamalıyız, diye düşünüyoruz. Tiyatroda farklı fikirlerin tartışılabileceğini, destAR olarak tiyatronun buna zemin oluşturabileceğini göstermek istiyoruz. Ama kendimize göre zaman koyduk ve bu söylediklerimizi zamanla hayata geçirebileceğiz.

Berfin: Biz etrafımızda olup bitenlere gözümüzü kapatamayız. Bizim asıl derdimiz tiyatro yapmak ama tiyatro yapmamızın elbette politik nedenleri var. En basitinden anadilimiz olan Kürtçe tiyatro yapıyoruz. Günlük hayatta ağırlıklı olarak Türkçe konuşmamıza rağmen sahnede Kürtçe kendimizi daha iyi ifade ettiğimizi düşünüyorum. Hepimiz sonradan Kürtçeyi öğrenmiş insanlarız. Ben bir memur çocuğuyum. Bitlis’te doğdum. Aslında dört yaşına kadar Kürtçeyi iyi konuşuyormuşum, Dimilkî’yi kısmen anlıyormuşum ama daha sonra ailem, çocuğumuz iyi Türkçe konuşsun, çevresinde ve okulda sıkıntı çekmesin ve başarılı olsun gibi kaygılarla benimle Türkçe konuşmuşlar. Ben İstanbul Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde çıkartılan kültür-sanat dergisi Jiyana Revşen’de çalışırken Kürtçemi geliştirdim ve zamanla gerçekten anadilimle kendimi daha iyi ifade ettiğimi fark ettim.

Mirza: Ek olarak şu söylenebilir: Bizim politik olarak tavrımız sadece belli politik gelişmelere aldığımız tavır olarak değil, teatral olarak da farklı bakışı olan, farklı anlatımları, üslupları sahneye taşıyan bir anlayış olacaktır. Cerb oyununu biraz da böyle değerlendiriyoruz.

Hüseyin: Sohbetimizin başında kuruluş sürecinden bahsederken oyun sergileme gibi bir hedefinizin olmadığını, önce atölye çalışmaları ile başladığınızı ve ortaya oyun koyacak kadar malzemenin çıktığını fark ettiğinizi söylediniz. Bu atölye dönemlerinin ardından ilk oyunlarınız, Reşe Şevê ve Cerb projeleri ortaya çıktı. Bize prodüksiyonlarınızın çıkış dönemlerinden bahseder misiniz?

Berfin: Aslında Reşe Şevê ve Cerb bizim ilk oyunlarımız değil. Daha önce Qeşmerên Bi Apoletî ve Kevir adlı iki kısa oyun yapmıştık. Sisteme ve iktidar odaklarına gönderme yapan oyunlardı. Bunlardan Kevir oyunu TMK mağduru çocukları konu alan bir oyundu Mimar Sinan Üniversitesi’nde sergilendi. Yine bizim yazdığımız iki çocuk oyunumuz var.

Mirza: Reşe Şevê ve Cerb’in oluşum süreçlerine dönecek olursak, o dönem yaptığımız atölyelerîn çok faydasını gördük diyebiliriz. Oyunculuğa yönelik fiziksel aksiyon ve doğaçlama çalışmalarından oluşan atölyelerdi bunlar. Ve bu süreç sonucunda bırakın Reşe Şevê oyununu, birkaç oyun ortaya koyacak malzeme çıktı ortaya.

Hüseyin: Bu atölyelerde oyunculuk çalışmalarını nasıl yürüttünüz? Örneğin okuma çalışmaları oldu mu veya siz kurucular olarak kendi deneyimlerinizi mi aktardınız?

Mirza: Hem sahneye yönelik hem de teorik çalışmalar yapıldı. Üyelerimizin seçtiği ve aktarımlarını yaptığı teorik metinler üzerinde çalıştık.

Berfin: Haftada bir gün teorik çalışmalar yapılıyordu. İnsanın sıkışmışlığı üzerine yaptığımız okumalar vardı. Cerb döneminde özellikle Michel Foucault okumaları bizim için faydalı oldu. Reşe Şevê sürecinde Çetin Altan’ın insanın kuşatılmışlığını anlatan Büyük Gözaltı romanından tutunda kuşatılmışlık üzerine birçok okuma yaptık, oyun sürecinde de bu okumalardan yararlandık.

Hüseyin: Oyunlara seyircilerin verdiği tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mirza: Özellikle Reşe Şevê oyununa çok güzel tepkiler geldi. Oyunu erkeklerle beraber izleyen kadınlar genelde sıkılıyor ve utanıyordu. Ama kadınların yalnız veya çoğunlukta olduğu sergilemelerde kadın izleyicilerin rahatlığı gözümüzden kaçmıyordu ve daha açık tepkiler veriyorlardı.

Berfin: Erkekler ise daha çok sahnedeki erkek halinin görünüş şeklinden rahatsız oluyorlardı. Hatta bunu gelip bize açıkça söyleyenler oldu. Ama bizim sahneye koyduklarımız gerçekti. Her gün kadına yönelik şiddete şahit oluyoruz. Bu sadece bizim ülkemize özgü bir şey de değil. Hindistan’da da böyle, demokrasisiyle övünen İsveç’te de…

Hüseyin: Reşe Şevê tanınmanız ve Cerb oyunu için hazırlıklara başlamanız açısından ön açıcı oldu, diyebiliriz sanırım.

Mirza: Doğrudur…

Hüseyin: Cerb adlı oyununuza geçecek olursak, Mirza, ben oyunun sahneye taşınmadan önce konseptinin daha çok senin tarafından oluşturulduğunu biliyorum. Aslında Cerb bir parça Alman yapımı Das Experiment filmini çağrıştırıyor. Bu film bir grup insanının, para kazanma isteğiyle gönüllü olarak katıldığı, insanların bir kısmının mahkûm, bir kısmının da gardiyan olduğu bir deneyi anlatır. Filmden esinlendin mi ya da oyun konseptini oluştururken filmi dikkate aldın mı?

Mirza: Hayır, ben o filmden kesinlikle esinlenmedim. Şöyle söyleyeyim, oyun sahnede çok iyi tepkiler alan sinek sahnesinin doğaçlanması ve bunun üzerine eklemelerin yapılmasıyla ortaya çıktı.

Hüseyin: Peki Reşe Şevê ile kıyasladığımızda Cerb oyununu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mirza: Reşe Şevê seyirciyi kavrayan, Cerb ise seyirciyi dışarıda bırakan bir oyun. Sonuçta diyalogsuz bir oyun olduğu için oyunculuk anlamında bir hayli zorlandık ve buna yönelik çok hazırlık yaptık. Projenin başında sinek sahnesindeki karakteri ben oynuyordum. Sonra madem riskli bir iş yapıyoruz, hazır iyi oyuncularımızda var diyerek ben sahne önüne geçtim. Oyun bu haliyle kalmayacak ve geliştirilebilecek bir oyun. Biz önümüzdeki dönem diyalogsuz teatral anlatımlar üzerine atölyeleri sürdürmeyi düşünüyoruz.

Hüseyin: DestAR-Theatre olarak tiyatro örgütlenmeleri ile ilişkilerinizden bahseder misiniz?

Mirza: Türkiye’de tiyatro grupları hep kendi içine kapanık yaşıyorlar. Bizde de bu sıkıntı var ve bunu aşmaya çalışıyoruz. Özellikle Türkiye Tiyatrolar Güç Birliği (TTGB) İstanbul toplantısı bizim için ilk adım olma açısından önemli. Çünkü ondan sonra yapılan Ankara ayağına Kürt tiyatroları olarak ortak bir bildiri yayınladık. Daha sonra da İstanbul’daki Kürt tiyatroları olarak bir platform girişimimiz oldu ve İstanbul Kürt Tiyatrolar Platformu Girişimi’ni (İKTPG) kurduk.

Hüseyin: Benim bildiğim kadarı ile sözünü ettiğiniz Kürt tiyatro grupları 3 Mayıs’ta TTB’ye üye oldular. Ama destAR-Theatre daha önce üyeydi…

Mirza: Evet destAR TTB’ye daha önce üyeydi. TTB içinde aktif olan arkadaşlar birliğe katılma yönünde Kürt tiyatrolarına benim aracılığımla bir toplantı çağrısı yaptılar. Onlar da kabul etti ve 3 Mayıs’ta yaptığımız toplantıdan sonra Teatra Avesta, Demsal ve Seyr-i Mesel de TTB’ye dâhil oldular. TTB’ye dâhil olurken en çok önemsediğimiz nokta TTB’nin kendini tanımlayışıdır. Yani Diyarbakır’daki bir tiyatronun derdi ile Samsun’daki bir tiyatronun derdini birbirinden ayırmadan kurulan söylem bizim için önemli.

Hüseyin: İKTPG’nin katılımından hemen önce İATG şenliği başlamıştı ve bu şenliğe katılım oldukça sınırlıydı. Öte yandan destAR-Theatre hem kendi oyununu şenlik kapsamında Haldun Dormen Sahnesi’nde sergiledi, hem de iki gün Şermola sahnesini şenliğe açtı…

Berfin: Haklısınız İKTPG’den az katılım oldu. İATG şenliği döneminde bizim çok sıkıntımız vardı ve istediğimiz düzeyde ilgi gösteremedik. Önümüzdeki süreçte bu tür şenliklere daha çok katılmak ve daha aktif olmayı düşünüyoruz.

Hüseyin: Geleceğe yönelik projelerinizi öğrenmek istiyorum biraz da. Gelecek sezona yönelik belli bir plan ve programınız var mı?

Berfin: Önümüzdeki günlerde özellikle Fars edebiyatına yönelmek istiyoruz. Atölye çalışmalarına tekrar başlayacağız. Buradan neler çıkar, bilmiyoruz tabii… İlla bir oyun çıkaralım diye bir derdimiz yok. Oyun çıkarmak aslında kolay, önemli olan oyunlarla beraber kadronun ilerlemesi, yol kat etmesi. Şermola Performans’ı açmış olmamız çalışma mekânı problemimizi çözdü ve burada zaman sınırı olmadan, atölyeler yapabileceğiz.

Hüseyin: Aslında ben buranın harabe halini görmüştüm, bu anlamda Şermola Performans’ın öyküsüne yabancı değilim. Bir tiyatro ekibi kurulurken ilk hedeflerinden biri hatta ilk hedefi çalışmalarını yürütebileceği bir mekân edinmektir. Sizin mekân arayışınız ve Şermola Performans’ı oluşturma süreciniz nasıl oldu, kısaca anlatabilir misiniz?

Mirza: İlk kurulduğumuz zaman Tiyatro Simurg bize sahnelerini açtı. Sizin aracılığınızla buradan onlara teşekkür ederiz. Biz geçmişte nereye gitsek, acaba burası bir tiyatro mekânı olur mu, diye sürekli birbirimize soruyorduk. Bu arayışlar sürerken tesadüfen burası denk geldi. Tabii harabe şeklinde aldık, borç harç bu hale getirdik. Sağ olsunlar, o dönemde birkaç dostumuz, kimi boyasını yaparak, kimi inşaata yardım ederek bize destek oldu.

Hüseyin: Bu dönemde tiyatro çevrelerinden destek aldınız mı?

Berfin: Açıkçası yeterli destek almadık. Birkaç arkadaş maddi anlamda destek verdi biraz. Ayrıca mekânın eksiklerini gidermek amacıyla sergilediğimiz bir oyuna, sizin de çabanızla TTB içinde seyirci organizasyonu yapıldı. Buranın elektrik sisteminden tutunda, boyasına kadar her şeyi destAR üyeleri tarafından yapılmıştır. Bütün üyelerin çok emeği var, söylemeden geçmeyelim.

Hüseyin: Mekân ismini nerden alıyor, anlatır mısınız lütfen?

Mirza: Biz mekân ismini konuşurken aklımıza Şano, Şanoist gibi birçok fikir geldi. En sonunda Şermola Performans’da karar kıldık. Şermola Suriye’de daha çok delilerin yaşadığı bir kent. Kürt edebiyatçısı Helim Yusuf’un Komara Dinan Şermola eserini daha önce MKM’de  Tiyatroya Jiyana Nu tiyatro topluğu oynamıştı, biz de oradan biliyoruz.

Berfin: İşte mekân ismini delilerin yaşadığı bu kentten alıyor. Biz burayı tiyatro mekânına dönüştürmek için aldığımızda herkes, siz deli misiniz, nasıl kalkarsınız altından, diyordu. Haksız değillerdi aslında ve bu yüzden uygun bir ad seçimi olduğunu düşünüyoruz. Şermola aynı zamanda Amudiye şehrinde bir sinemada çıkan yangında yanan yaklaşık 300 Kürt çocuğunun kimlikleri belirlenmeden gömüldükleri yer.

Hüseyin: Bundan sonra burası ne tür çalışmalara, paylaşımlara açık olacak? Açıkçası ben burayı özellikle sahne sıkıntısı olan tiyatrolar için alternatif bir mekân olarak görüyorum.

Mirza: Doğrusu çok alışık olduğumuz klasik bir kültür merkezi gibi değil, daha çok atölyelere açık bir mekân olmasını istiyoruz. Bu atölyeleri tiyatro ile sınırlı tutmayı düşünmüyoruz. Edebiyat, müzik hatta felsefe atölyeleri yapılacak. Örneğin önümüzdeki günlerde Nietzsche ve Tragedya isimli felsefe çalışmalarımız başlayacak. Ayrıca Kürt tiyatrosunun birikimlerini burada bir araya getirmeyi düşünüyoruz. Bunların duyurusunu yakında yapacağız. Buraya gelen herkese kapımız açık olacak. Tabii ki, bu mekânın alternatif olduğunu düşünüyorsak ayakta durması için alternatif dayanışma ilişkileri kurmak zorundayız. Biz kapılarımızı herkese açarak bu tür ilişkileri de artırmak istiyoruz.

Hüseyin: Daha önce gelip burada çalıma yapan gruplar oldu mu?

Berfin: Birkaç defa Tiyatro Demsal, birkaç defa da Tiyatro Avesta prova aldılar.

Hüseyin: Benim sorularım bu kadar sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Berfin: Yazları tiyatrolar için zor dönemler. Yazın koyacağımız etkinlikleri takip ederseniz çok iyi olur.

Hüseyin: Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

destAR: Asıl biz teşekkür ederiz…

Hüseyin Erdoğdu / Deneysel Sahne