Tiyatro Dünyayı Değiştirebilir mi?

Andrew Haydon

Mimesis Çeviri – Yakın zamanda Macaristan, Belarus ve Irak’ta yaşananlar; hükümetlerin, tiyatroyu yasaklanmayı hak edecek kadar tehlikeli bulduklarını gösteriyor. Peki, buna karşılık biz ne yapmalıyız?

Guardian, 6 Ocak 2011, Çeviri: Ömer Ongun

Vatan haini… Beyaz Rusya Özgür Tiyatrosunun “Harold Pinter Olmak” oyunu…Fotoğraf: Greg Wood/AFP/Getty Images

Geçen ay, genel olarak “dünya tiyatro camiası” diye adlandırabileceğimiz camiada görece ciddi üç şey yaşandı; Bu ara Avrupa Birliği dönem başkanlığını da devralacak olan Macaristan’da; meclis, ulusal tiyatro yönetmenini, çalışmalarının “müstehcen, pornografik, milliyetçilik ve Macar karşıtı” olduğu gerekçesiyle kovmaya niyetlenirken, hükümete gazeteleri sansürleme ve hatta tiyatro gösterilerini yasaklama yetkisi veren bir yasa tasarısı oluşturuldu. Beyaz Rusya’da ise, ülkenin tek bağımsız tiyatro topluluğunun sanat yönetmeni olan Natalia Koliada, Alexander Lukashenko’nun “yeniden seçilmesinin” hemen ardından saklanmaya zorlandı, işkence ve tecavüzle tehdit edildi. Dün (5 Ocak), Noises Off’ta yapılan habere göre, Irak Eğitim Bakanlığı da, Bağdat Güzel Sanatlar Enstitüsündeki tüm tiyatro çalışmalarını yasakladı.

Elbette Britanya tiyatrosunun kendi sorunları var; lütuf, hayırseverlik ve düpedüz budalalığının harmanlanması aracılığıyla, sanatı sadece hoşça vakit geçirilecek, gösterişli bir şeye dönüştürmeye çalışan bir hükümetle karşı karşıya.

Ve yol gösterici bir örnek olmasının yanında; Britanya’daki öğrenci protestolarının medyada yer alış şeklini Beyaz Rusya’daki polis gaddarlığının daha az bir şüpheyle kınanması ile kıyasladığımızda – ki barbar bir polis kuvveti Doğu Avrupa’da olduğunda, bulmak daha da kolay oluyor – sorunun burada olduğunu söylemek güç.

Dünya çapında tiyatroya yönelik gerçekleştirilen bu saldırılar karşısında, bir güçsüzlük hissetmemek (hem bizim hem de onların) pek de elde değil. Sanata yönelik bu yoğun ve sıklıkla saldırgan devlet gücü tablosu pek iç açıcı değil. Öte yandan dünyada hala, tiyatronun yasaklanmasını tehlikeli ve yıkıcı bir şey olarak değerlendirenlerin olduğu fikri, zayıf da olsa bir iyimserlik katıyor

Peki, bizim buna cevaben neler yapıyor olmamız gerekir? Bir yandan, Britanya’daki tiyatroların zulme uğrayan Beyaz Ruslar, tehdit edilen Macaristanlılar ve yakın zamanda yasaklanmış Iraklı profesörlerle dayanışmalarını gür bir sesle ilan etmelerinin gerekliliği tartışmasızdır. Diğer yandan, dayanışmamız rahatlatıcı ve kendini üstten gören bir ses çıkarmanın ötesinde ne gibi bir yardım sunacak? Demokratik batılı “dayanışma”, daha ilk iş olarak bu yasağı talep eden din adamlarını özgürleştirdikleri için kendimizi borçlu hissettiğimiz bir hükümetleri olduğu için güvenoyu verdiğimiz Iraklıların ağzında muhtemelen ekşi bir tat bırakacaktır.

Yazar ve yönetmen Chris Goode, kendi güncel blogunda “tiyatronun dünyayı değiştirebileceğini (ve) zaten değiştiriyor olduğunu” söylüyor. Belli ki, Macaristan, Beyaz Rusya ve Irak hükümetleri de onun bu inancını paylaşıyor. 2011’de Britanyalı tiyatrocuların karşılaşacakları muhtemel zorluk kendilerinin haklı olduklarını kanıtlamak olacaktır; Tiyatro, sırtı sıvazlanarak sözde desteklenip daha sonra da sessizce kestirilip atılan bir şeyden ziyade dikkate alınacak bir güçtür.