Sanatçılık, Egosuz Olmaz

(Dolunay Soysert ile yapılan söyleşiyi yayınlıyoruz.)

“Mavi Gözlü Dev” filminde Nazım Hikmet’in “Kalbimin kızıl saçlı bacısı” diye hitap ettiği Piraye, “Cumhuriyet” filminde Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ı canlandıran, oyuncu Dolunay Soysert, sanatçılığın egosuz yapılamayacağını çünkü oyunculuğun bir kendini beğendirme işi olduğunu söyledi.

“Mavi Gözlü Dev” filminde Nazım Hikmet’in “Kalbimin kızıl saçlı bacısı” diye hitap ettiği Piraye, “Cumhuriyet” filminde Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ı canlandıran, 9. Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” seçilen tiyatro ve sinema oyuncusu Dolunay Soysert, sanatçılığın egosuz yapılamayacağını çünkü oyunculuğun bir kendini beğendirme işi olduğunu söyledi.

Soysert, sanatçının kendine bakılmasını, konuştuğunun dinlenmesini, oluşturduğu şeyleri insanların görmesini arzu eden bir yapısı olduğunu ve terbiye edildiği takdirde egonun sanatçıyı olumlu yönde etkileyeceğini belirtti.

Egonun kişiliği yemeye başladığı andan itibaren sanatçıyı yok edeceğini anlatan sanatçı, “Halbuki egodan beslenebilirsiniz. Beğendirme duygusuyla daha çok çalışıp, daha keyifle işler çıkarabilirsiniz ama altında ezilmemek lazım” dedi.

Sanatçı olarak çok yoğun bir tempoda çalışmalarına rağmen yorulmadığını ifade eden oyuncu, bunun nedeninin bir dürtüyle hareket etmekten kaynaklandığını, zaten oyuncuyu diğer insanlardan ayıran farkın da bu “gösterme dürtüsü” olduğuna işaret etti. Oyuncu olmak için biraz “deli” de olmak gerektiğini, dolayısıyla o noktadan sonra sıradan bir hayattan bahsedilemeyeceğini aktaran sanatçı, kimsenin gelip de kendisine zorla ‘sen oyuncu olacaksın’ demediğini dile getirdi.

Bir süre yurtdışında kalarak “bir başka yerde nasıl mesleğimi yaparım, nasıl beslenebilirimi” denediğini ve çok şey öğrendiğini ifade eden genç sanatçı, “Yurtdışında aldığım hayat tecrübesi, birazcık düşmek, bazen burnunun sürtülmesi, istediğin işi elde edememek, çabalamak, çabalamak hala elde edememek ve bir gün bulabileceğin alan için beklemek çok güzel bir ego terbiyesidir” diye konuştu.

Tiyatroyu da sinemayı da televizyonu da zevkle yaptığını ve aralarında bir ayrım gözetmediğini söyleyen Soysert, oyunculuğun bir bütün olduğunu, onu sahnede ya da sette yapmanın sadece oyuncunun oyununa birtakım teknik değişiklikler getirdiği değerlendirmesini yaptı. “Nerede ve hangi satıhta olduğum önemli değil” diyen başarılı oyuncu, mesleğini bütün olarak sevdiğini vurguladı.

-“ANKARA SEYİRCİSİ OYUNCUYU TEDİRGİN EDİYOR”-

Ankara seyircisinin oyuncuyu tedirgin eden bir enerjisi olduğunu anlatan Dolunay Soysert, “Biraz daha tedirgin ediyor sahneye çıkarken sizi. Korkutuyor çünkü tepkisini çok net bir şekilde belli edeceğini hissettiriyor. Fakat burada insanların beğendiğini ve alkışladığını görmek benim için çok keyifli oluyor” ifadelerini kullandı.

Çocukluğunun Ankara’da geçtiğini, bu nedenle Ankara seyircisiyle başka bir iletişimi olduğuna dikkati çeken sanatçı, İstanbul seyircisinin farkını, “İstanbul seyircisinin daha kaçak noktaları ve çeşitliliği var galiba. Ankara’daki seyirci ise oyuncuyu takip ediyor, buluyor, oyunu kimin yazdığını, yönetmeninin kim olduğunu araştırıp geliyor. Çok garip bir şey ama yapıyorlar bunu. Severim ben Ankara seyircisini” şeklinde değerlendirdi.

-“TİYATRO SAHNELERİNİN YERİNDE ARTIK DÜĞÜN SALONLARI VAR”-

Ülkemizde kültür ve sanata dair yapılan faaliyetleri hiçbir şekilde beğenmediğini vurgulayan Soysert, tiyatrocuların çok ciddi salon sıkıntısı çektiklerinden yakındı. Soysert, yıllar önce Anadolu turnesine çıktığında çok daha fazla oynayabileceği salon varken, zaman içerisinde özel tiyatro turnelerinin salonların azlığı nedeniyle giderek azaldığının altını çizdi.
“Çok garip bir şekilde küçük küçük kısaltmalar ve kısırlaştırmalar yapılıyor. Nasıl olduğunu fark etmiyoruz ve bir gün bir bakıyorsunuz 3 sene önce oyun oynadığınız salonun yerinde artık düğün salonu var” diyen sanatçı, şöyle devam etti:

“Bu çok acıklı bir durum. Planlı olduğunu düşünmek istemiyorum, çünkü umutlarımı çürütüyor ama plansız, dağınık bir kültür politikası izleniyor ve gelecek için çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Şu anda çok planlı olmak zorundayız. Bugün bir şekilde kendimizi kurtarırız ama büyüyen çocuklarımız var ve onlara kültür adına bir şey hazırlamıyoruz. Ben baleye giden bir çocuktum. Şu anda çevremde bale izlemeye giden çocuk sayısı neredeyse yok. O yüzden de kültü r sanat politikalarından çok umutlu değilim ama kendimden umut buluyorum. Yapacağım çok şey var.”

-“CAM”-

“Cam” adlı oyunda oynadığı başkent seyircisiyle buluşan Dolunay Soysert, “değişen devirle beraber ilişkilerin ne hale geldiğiyle ilgili hafif gülümseyerek bakmak için bir kesit sunduklarını” anlatarak, “5 yalancının hikayesi bu. 5 kişi bir araya geliyor ve maskeleri düşüyor. Oyunumuz da söylenen yalanların sonrasında bu kişilerin hayatlarında neler değiştiğini ve birbirleriyle etkileşimlerini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

Türkiye