Hayatın Kendisi Olmayacağız

Amed’de iki yıl önce kurulan ve Kürt klasiklerini sahneye taşımak isteyen Ahura Art Tiyatro’nun sloganı: ‘’Tiyatro hayatın aynası ama asla kendisi olmayacağız.’’

Toplumun aynası’ olma iddiasıyla çalışmalarına başlayan Ahura Art Tiyatrosu’nun kurucuları, söz konusu sanat olduğunda alt yapı çalışmalarında dilin çok önemli bir yere sahip olduğuna işaret ederek, ‘’Cumhuriyetten bu yana Kürt halkının gerek edebi gerekse sanatsal anlamda dilleri yasaklandı. Bu da kültürel anlamda büyük yıkımlara neden oldu“ diye belirtti.

İnsanlığın uzak geçmişinden bugüne ve oradan da geleceğe uzanan uzun bir zaman diliminde, her yaşa, her mesleğe, her dine, her dile, her ırka oyundaşlık etme fırsatı veren bir sanat türü olan tiyatronun Kürt illerinde yaygınlaşması için, özel tiyatro atölyeleri kuruluyor. Amed’de kurulan Ahura Art Tiyatro da, ‘’Hayatın aynası ama asla kendisi olmayacağız’’ sloganı ile yola çıktı. Ahura Art Tiyatro’nun hangi kaynaklardan beslendiğini, tiyatro ve dil arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu ve faaliyet yürüttükleri kentin sosyo-kültürel yapısının bu sanat dalına olan etkilerini tiyatronun kurucuları ile konuştuk.

‘Kürt klasiklerini sahnelemek istiyoruz’

İki ay önce özel tiyatro atölyesi kurma çalışmalarına başladıklarını söyleyen Ahura Art Tiyatro’nun kurucularından Barış Işık, Ahura ismine karar vermelerinde Zerdüştlük’te bilge tanrısı anlamına gelmesinin etkili olduğunu söyledi. Işık, Arap kökenli İsrailli bir yazarın ve Filistinli üç kardeşin aile içerisinde yaşadıkları trajediyi anlatan ‘’Maskeliler“ isimli oyunlarını önümüzdeki günlerde sahneye taşıyacaklarını söyledi. Hazırladıkları oyunun konu itibariyle bölgemizde yaşanan hikayelere yakın olduğunu belirten Işık, başta bölge olmak üzere Türkiye’nin her yerine turneler düzenlemeyi hedeflediklerini ifade etti.

Toplumsal sorumluluk adına tiyatronun dili geliştiren bir sanat olduğuna değinen Işık, dünya tarihine bakıldığında Sheakespeare’de bunun çok iyi görüldüğünü ve İngiliz dilinin gelişmesinin temelinde Sheakespeare’in yazdığı tiyatro oyunlarını etkili olduğuna işaret etti. Dil ve tiyatro arasında güçlü bir ilişkinin olduğuna işaret eden Işık, tiyatronun seçtiği toplumsal konular açısından da seyirciyi beslediğini ve seyircide farklı ufuklar açtığını söyledi. Yıllarca Kürt dili üzerindeki baskılar nedeniyle, insanların kendi dillerini konuşamadığını, kültürlerini kendi dillerinde yaşayamadıklarına değinen Işık, Kürt destanlarını ve Kürt klasiklerini Kürtçe sahneye taşımak istediklerini dile getirdi. Tiyatroyu kurma amaçlarından birinin Kürt dilini yaygınlaştırarak, tiyatro ile geleceğe taşımak olduğunu ifade eden Işık, insanların Kürtçe destanları izlemelerini önemsediklerini kaydetti.

‘Yasak kültürel yıkıma neden oldu’

Diyarbakır’da bağımsız bir tiyatronun olmadığını var olan tiyatroların devlet ya da şehir tiyatrosuna bağlı olduğuna söyleyen tiyatronun diğer bir kurucusu olan Orhan Aksoy ise, ‘’İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde bağımsız tiyatrolarla oyuncuları kendi repertuarlarını istedikleri düzeyde sahneliyor. Diyarbakır’da çok fazla tiyatro mezunu var. Bağımsız tiyatro kurma hem koşullardan kaynaklandı hem de Diyarbakır’da böyle bir ihtiyacın olduğunu hissettik“ dedi.

Tiyatronun insanlara empati kurma olanağı verdiğini dile getiren Aksoy, tek tipleştirmeye karşı çok dilli ve kültürlü yapısını koruyan Diyarbakır’ın, sanatsal açıdan zengin bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, ‘’Türkçe, Kürtçe ve hatta dil ve insanlar anlamında imkanlarını oluşturabilirlerse Ermenice ve Süryanice oyunlar hazırlamak istiyoruz“ dedi. Aksoy, cumhuriyetten bu yana Kürt halkının gerek edebi gerekse sanatsal anlamda dillerinin yasaklandığını bunun da kültürel anlamda büyük yıkımlara neden olduğunu sözlerine ekledi.

Yeni Özgür Politika