Türkiye’nin Tiyatro Fabrikası

(Cem Erciyes’in Devlet Tiyatroları hakkında yazdığı ve Radikal gazetesinde yayınlanan köşe yazısına yer veriyoruz.) Sümeyye Erdoğan’a kafayı takan oyuncu meselesinden, büyük bir hızla ‘Devlet Tiyatroları’nı ne yapmalı’ tartışmasına geldik. ‘Devlet hâlâ bu kurumu taşımak zorunda mıdır?’ sorusunu Kültür Bakanı sorduğunda, tabii ki mesele ciddiye biniyor. Günay, dünkü gazetelerde yer alan bu sözlerini ‘düzeltti’, bir kez daha yanlış anlaşıldığını söyledi, ama artık ok yaydan çıktı.

Devlet Tiyatroları (DT) Türkiye’de gerçekten de bir tiyatro fabrikası gibi çalışıyor. Sadece rakamlara bakmak bile yeter. Gerçekten dünyada benzeri pek olmayan, devasa bir sanat kurumundan söz ediyoruz. İşin aslı bu kurum Kültür Bakanlığı’nın da en büyük sanat faaliyetidir, yani devletin kültür politikasının ana aksıdır diyebiliriz.

1949 yılında çıkarılan ve en son 1970 yılında yenilenen bir yasayla yönetiliyor DT. Ankara’daki genel müdürlüğe bağlı, kültürü merkezden çevreye doğru ileten, kendi içinde ‘üretim’den çok ‘kıdem’i ödüllendiren bu kurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşmeci kültür politikalarının bir simgesi gibi. Sadece idari değil, sanatsal tercihleriyle de öyle. Tiyatroda daha yenilikçi, daha alternatif arayışlara önem verenlerin hiç izlemediği beğenmediği, klasik tiyatro ve oyunculuk anlayışının simgesi kabul ederek çokça eleştirdiği bir kurum.

Peki DT niye var? Çok basit, gerçekten de Türkiye’nin her köşesine tiyatroyu götürdüğü için var. ‘Klasik’ ya da ‘evrensel standartlarda’ ya da başka bir şey; nasıl tanımlarsak tanımlayalım, tiyatroda belirli bir kaliteyi koruyorlar. O oyunları çok sıkıcı ve hatta televizyon-sinema karşısında anlamsız filan da buluyor olabilirsiniz (ben öyle buluyorum), ama milyonlarca insanın her yıl bu tiyatronun salonlarını doldurduğunu, yani o oyunları sevdiklerini de görmezden gelemeyiz. Türkiye’de pek çok insan için DT oyunlarını takip etmek en temel kültürel faaliyet. Her yerde ulaşılabilir ve ucuz bir kültür hizmeti. Kültüre, iyi sanata ulaşabilmek de temel vatandaşlık haklarından biri. İşte bu nedenle bütün gelişmiş ülkelerde devletin desteklediği tiyatrolar, operalar, orkestralar var.

Peki DT’ye dokunmayalım mı? Tabii ki dokunalım, hatta onu ‘dağıtalım’. Farklı illerdeki müdürlükler, kendi programlarını yapsın, kendi oyunlarını ve hatta oyuncularını seçsinler. Oyuncular maaşlı memur değil, sözleşmeli olsun. Çok sahneye çıkan çok kazansın, tiyatrolar iyi oyuncular için daha fazla izleyici için rekabet etsin. Ama bu işin bütün maliyetini de devlet karşılasın.

Bakan Ertuğrul Günay, DT bütçesinin yarısını özel tiyatrolara verirsek ‘her yer tiyatro dolar’ demiş. Evet, özel tiyatrolara daha fazla destek olunması gerekiyor. Tıpkı festivallere, bağımsız kültür merkezlerine, plastik sanatlara daha fazla destek olunması gerektiği gibi. Devletin kendi kurumları dışındaki kültür sanat ortamına bigane kaldığı Türkiye’deki bu çağdışı politikanın artık değişmesi gerek. Ama bu değişim ancak daha fazla kaynak ayırarak olur. DT’den ya da şuradan buradan keserek, sivil toplum kuruluşlarına kaynak aktarmak işin kolay yolu.

Radikal