Çarşı Burada, Diğerleri Nerede?

[Asu Maro’nun Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısını paylaşıyoruz.]

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın eyleminde beni en çok Çarşı pankartı etkiledi. Meseleyi bir avuç ‘tiyatrocu’nun meselesi olmaktan çıkarttığı için. “Çarşı tiyatroların özelleştirilmesine de karşı” başlığı, sanat sayfalarına şöyle bir bakıp geçenlerin bile dikkatini çekmeyi başardı.

Sevinç Erbulak’ın Sadri Alışık Ödül Töreni’nde söylediği gibi, “24 saat tiyatro konuşulan bir ülke olduk.” Bu arada geceyi canlı yayınlaması beklenirken, son dakikada fikir değiştirip ertesi gün bütün protesto konuşmalarını keserek banttan yayın yapan TRT Türk’ü kutluyorum. İnce iş, büyük başarı. Yine o ödül töreninde, Sidikli Kasabası Müzikali gençlerinden birinin dediği gibi de, “Elindekinin kıymetini anladı” herkes ve kaybetmemek için uğraşıyor. Aslında bu ‘herkes’te düğümleniyor bütün mesele. Önceki gün, İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılışından önce, Lütfi Kırdar ile Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin arasındaki meydan yine tiyatro sanatçılarıyla doluydu. Şehir Tiyatroları’nın yeni yönetmeliğiyle başlayıp tiyatroların özelleştirilmesi noktasına varan süreçte sıkça gördüğümüz bir manzara.

Bu kez davul zurna yoktu, türkü-halay yoktu. Söz gittikçe anlamını yitirirken, sessizliğin gücüne yaslanmak istemişti Şehir Tiyatrosu sanatçıları. Yakalarında “Susmayacağız!” yazılı kartlar olsa da… “Beyaz giyeceğiz ve susacağız” demişlerdi çağrı metinlerinde. Başbakan Erdoğan’a yönelik bir metin yazmışlardı, sakin, sağduyulu, barışçı bir mektup. “Sanatın dili; sevginin, umudun, barışın, hoşgörünün ve çoğulculuğun dilidir” deniyordu mektupta, “Kardeşliğin dilidir. Biz sanatçılar ve sanatseverler, bu dili konuşmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Devamı da özetle, “Biz de tiyatrolarımızın yeni ve çağa uygun bir modelle yeniden yapılandırılmasını arzu ediyoruz, özerklik yolunda atılacak adımlarda bizim geliştirebileceğimiz katkıları göz ardı etmeyeceğinize inanıyoruz” diye geliyordu. Bir diyalog çağrısı. İmzaya açtılar metni, açılışa gelen herkes imzaladı, parlak bir başlangıç oldu. Hem festival, hem imza kampanyası için… Yıllların tiyatrocusu Mücap Ofluoğlu konuşurken gözlerinden yaşlar akmaya başladı, duygulandık hep birlikte, zaten son günlerde kayıplar bir yandan, eylemler bir yandan, ‘duygular şelale’.

Ama beni o eylemde en çok Çarşı pankartı etkiledi. Meseleyi bir avuç ‘tiyatrocu’nun meselesi olmaktan çıkarttığı için. “Çarşı tiyatroların özelleştirilmesine de karşı” başlıklarıyla gazetelerin sanat sayfalarına şöyle bir bakıp geçenlerin bile dikkatini çekmeyi başaracağı için. Herkes sadece kendi ayağına basıldığında sokağa dökülmese, birçok başka grup da, dernek de, sivil toplum kuruluşu da orada olsa, işin rengi değişmez mi? Doktorların, avukatların, öğretmenlerin, öğrencilerin tiyatrosu da değil mi orası?

Demek konuşmadan da olabiliyor

18’inci İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış töreninden herkes ağız kulaklarda çıktı. Genco Erkal’ın bu yıl hem Afife hem Sadri Alışık Ödülleri’ni alan Tülay Günal, muhteşem sesli Evrim Özkaynak ve yetenekli piyanist Yiğit Özatalay’la birlikte yaptığı gösterinin etkisi büyüktü elbette bunda. Herhalde beş dakikayı geçmiştir aldıkları alkış. Ama meselenin bundan ibaret olmadığını sonra fark ettim: Törenin önemli bir eksiği vardı; hiçbir uzun ve sıkıcı konuşma olmamıştı. Kimse kimseye plaket verip birbirini övmemişti. Değil Kültür Bakanlığı, Belediye yetkilileri, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı bile konuşmamıştı.

Sadece çok isabetli onur ödüllerinin sahiplerini (“Keşke orada olsaydı” dediğimiz Cüneyt Türel, Başar Sabuncu, Özdemir Nutku, Sevda Şener) alkışlamış, onlara dair güzel VTR’ler izlemiştik. Bir de İKSV’nin 40’ıncı yıl filmiyle Tiyatro Festivali’nin 18 yaşına gelene kadar ağırladığı konukları… Kısa, öz. Çünkü lütfen kimse alınmasın ama, bu tür törenlerde yapılan konuşmalar genellikle bitmek bilmez, insanlar saatine bakar, zaman geçmez, gece uzar, tadı kaçar… Sonra öğrendim ki, meğer İKSV artık bütün törenlerini bu şekilde yapmaya karar vermiş. Açılış gecelerinde plaket yok, konuşma yok, destekçilere teşekkürler ayrı bir törenle sunuluyor. Herkes memnun. Demek ki olabiliyor…

Milliyet