Tiyatro ve Zindan

[Neşe Doster’in 10 Ocak 2013 tarihinde Gerçek Gündem sitesinde yayınlanan köşe yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Türk tiyatrosunun büyük ustası Muhsin Ertuğrul, “Bir tiyatro açan, yüz zindan kapatır” der. Bernard Shaw, “Sanat var olmasaydı, gerçeğin kabalığı dünyayı katlanılmaz kılardı” diye konuşur. Almanlar ise “Fırında karnımızı, tiyatroda beynimizi doyururuz” derler.

Tiyatroların kapanıp, zindanların açıldığı ülkemizde, geçtiğimiz günlerde izlediğim bir oyun, aklıma bu sözleri getirdi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden (MSM) öğrencim Bilal Çatalçekiç arayıp “İsim Şehir Hayvan” oyununa davet ettiğinde, uzun süredir bilet bulamadığım bu oyuna deyim yerindeyse uçarak, koşarak gittim. Metnin altındaki imza Yılmaz Özdil olursa ve oyunda çok yetenekli gençler oynuyorsa uçulmaz mı, koşulmaz mı diyerek…

Sonra da düşündüm kendi kendime! Uzun süredir masamda yazılmayı bekleyen bu konuyu daha fazla bekletmek niye? Hayatı çoğaltan, zenginleştiren, yaşanabilir, çekilir kılan sanatsal zevkleri ertelemek niye? Sanatın görmezden gelindiği günümüzde bu tür etkinliklere göz ucuyla da olsa dokunmamak niye? Çok sık karşılaştığımız ve adına “sanat” denilen, bizi cin çarpmışa, tokat yemişe döndüren yapıtlara ve “sanatçılara” alıştırılmaya çalışılırken, gerçek emekleri göz ardı etmek niye? Sanatın doruk noktalarında gezinen, evrenseli yakalayan, sorunları 12’den vuran, sanatseverleri peşinden sürükleyen tema ve sanat insanlarına özlem duyduğumuz günümüzde güzelliklere özgü gözlemi ertelemek niye?

Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil’in köşe yazılarından uyarlanan oyun, köşe yazılarının tiyatro oyunu olarak sahnelenmesi açısından dünyadaki ilk örnek. Kabare tarzında sahneleniyor ve ülkemizdeki çarpıklıkları eğlenceli bir dille anlatıyor. 14 sanatçının rol aldığı oyunun rejisörü Metin Serezli; “Bu oyunda zamanın ruhunu yakaladık. Müthiş tepkiler alıyoruz. Köşe yazılarını tiyatroya aktararak dünyada bir ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz” diyor. Tiyatro İstanbul Genel Sanat Yönetmeni Gencay Gürün ise “Son derece iyi bir kadromuz var. Oyuna gelen hiç kimse pişman olmuyor. İnsanları çarpıcı mesajlar veriyoruz” diye konuşuyor.

Tiyatro İstanbul’un Müdürü Emin Hamarat; “Geçmişte örneği olmayan bir işe girişerek çok büyük bir sorumluluğun altına girmiş olduk. Konuyu Yılmaz Özdil’e açtığımda, ‘neden olmasın’ dedi ve biz başladık” şeklinde özetliyor oyunun sahnelenişini. Başarılı oyuncu Bilal Çatalçekiç ise “Oyun benim için sıradan bir metin, sıradan bir oyun değil. Bu oyunda yer almayı bir sosyal sorumluluk projesi olarak görüyorum. Çoluk çocuğuma ve yarınlara bırakacak bir miras olarak, yapılması gereken bir ödev olarak değerlendiriyorum” diyerek, sanat – toplum ilişkisine gönderme yapıyor.

Karanlığın olağan, ışığın istisna olduğu dönemlerde, sanat özellikle de tiyatro insan eliyle karanlığı aydınlatan bir ışıktır. Sanat bir bakıma çağa, olaylara, insana tanıklık etmek, kanıt sunmaktır. Ancak ülkemizi yönetenler, “İlim ve sanat iltifat görmediği ülkeyi terk eder” diyen İbn-i Sina’yı haklı çıkarmak için, sanatın içine tükürüp, heykel kırdırmayı yeğliyorlar.

Eğer bir oyun, gönülleri ve zihinleri nasıl açarmış ya da fethedermiş diye merak edenlerdenseniz, gidin ve bu oyunu görün derim.

Gerçek Gündem