Şehir Tiyatroları 100 Yaşında!

2[Gülizar Şahin’in hem İBB Şehir Tiyatroları’nın yeni yaşını kutlamak hem de yeni sezon hakkında bilgi almak için İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin’le yaptığı ve Akis gazetesinde yayınlanan röportajını paylaşıyoruz.]

1914 yılında bugünkü Şehir Tiyatroları’nın temeli olan, Osmanlı Güzellikler Evi anlamına gelen Darülbedayi-i Osmani kurulur. Bu kurumun ilk olarak yöneticiliğine Andre Antonie atanır. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı gibi sebeplerden dolayı bazı çalkantılara uğrar. Raşit Rıza’nın çabalarıyla yeniden toparlanır. İşte böyle kurulan ve hayatına büyük bir özveriyle devam eden kurum bu yıl 100. yılını kutluyor. Bu 100 yılda ne oyunları, ne sahneleri ne de tiyatromuzun ve sanat dünyamızın önemli isimlerini geride bıraktı.

Kimler yok ki.. Muhsin Ertuğrul, Halit Fahri Ozansoy, Behzat Butak, Ali Naci Karacan, Peyami Safa, Emin Beliğ Belli, Celal Sahir, Eliza Binemeciyan, Ahmet Muvahhit, İ. Galip Arcan, Raşit Rıza, Fikret Şadi…

Gülizar Şahin: Tiyatromuzun yeni dönemi hayırlı olsun. Öncelikle kendinizi biraz tanıtabilir misiniz?

Hilmi Zafer Şahin: Antalya Elmalı’da 1958 yılında doğdum. İlk ve ortaöğretimimi orada bitirdim. 1977 yılında girdiğim Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü Dramaturgi dalında 1982 yılında tamamladım. Aynı okulda 1984 yılında yüksek lisans eğitimini bitirdim. Değişik kurumlarda, gazetelerde, dergilerde ve ansiklopedilerde çalıştım. 1988 yılından beri de Şehir Tiyatroları’nda çalışmaktayım.

Gülizar Ş.: 19 ay önce de genel sanat yönetmeni olarak göreve başladınız. Eminim güzellikleri kadar zorlukları da vardır. Nasıl bir şey genel sanat yönetmeni olmak?

Hilmi Z.Ş.: Şehir tiyatrosunda tiyatro eğitimi görmüş,tiyatro birikimi olan ve tiyatroda kendine yer açmış herkesin hakkı olduğu bir yer. Bu süreçte bana denk geldi. Benim amacım görevde bulunduğum süreçte kuruma layık güzel şeyler yapmak. Temel amacım, benden önceki arkadaşlarımın deneyimlerini, bilgilerini ve görgülerini iyi kullanmak ve benim görgüm ve bilgimle birleştirip benden sonraki arkadaşıma bırakmaktır.

Gülizar Ş.: Yeni bir sezona başladık. Ama bu dönemin önemli bir özelliği var. Bu yıl Şehir Tiyatroları’nın 100. yılını kutluyoruz. Yeni dönem ve 100. yıl için neler söylemek istersiniz?

Hilmi Z. Ş. : Bu yıl önemli bir olguyu yaşıyoruz. Dediğiniz gibi 2013-2014 yılında 100. yılına basacak. Elimizdeki belgelere göre mayısın sonu gibi meclis kararıyla Güzellikler Evi adıyla kuruluşu var. Ama biz bu sezon itibarıyla 100. yılımızı tanımlamaya başladık. 100 yıllık çalışmalarımızı belgelemek, bunu herkesin bilgisine sunmak, bunları bilimsel bilgiye ve deneyime dönüştürmek ve benzeri çalışmalar yaparak Şehir Tiyatroları’nın bu kurum kimliğini diğer benzer kurumların da kullanabileceği ve değerlendirebileceği noktaya getirmektir dileğimiz. Şehir Tiyatroları’nın bunun dışında olagelen bir görevi var. Türk ve dünya tiyatrosunun iyi örneklerini sahnelemektir. Basın toplantısında da söylediğimiz gibi biz bir Dünya tiyatrosuyuz ve bunu İstanbul tiyatroseverlerle paylaşmaktır amacımız.

Gülizar Ş. : Bu ay üç yeni oyun var. Necip Fazıl Kısakürek’ten Para ve Nazım Hikmet’ten Yolcu. Türk edebiyatının ve Türk tiyatrosunun iki büyük ustası. Bu iki ustayı aynı anda bir araya getirmek konusunda ne düşünüyorsunuz?

Hilmi Z. Ş.: Ben şöyle bir ayrımın asla yanında olmadım. Shakespeare ya da Moliere de olabilirdi. Ama Türk tiyatrosu bizim için daha önde duruyor. Yıllardır bu iki isim üzerinden tartışan, karşı karşıya gelen hem Türk sanatı hem de Türk tiyatrosu, belki bu ay bu iki önemli tiyatro ve sanat insanını bizim kurumumuzda bir arada görecekler. Bu bir barış sağlamak ya da savaşa son vermek, iki karşıtlığı bir araya getirmek değil, iki büyüğü anmak ve değerlendirmektir. Çünkü birisinin 30. diğerinin ise 50. ölüm yıldönümleri. Biz iki büyük ozanı tiyatro gerçekliğinde birleştirdik.

Gülizar Ş: Peki üçüncü oyun?

Hilmi Z. Ş.: Makedonya’da seyirciyle buluşan Lysistrata. Etrafımızın bu kadar savaşla çevrili olduğu, her an savaşların patlak verebildiği, iç savaşların sürdüğü bir ortamda kadınlar ne yapabilir üzerinden 2500 yıl önce Aristophanes’in söylediği şeyi daha güncel kılarak Kemal Kocatürk’ün yorumuyla sahneye taşıdık. Makedonya’da geniş ilgi gördü, ödüller aldı. Bu bizim için bir onur, ama diğer yandan güne ilişkin söyleyeceğimiz bir sözümüzün olduğunu da kanıtlayan bir çalışmadır.

Gülizar Ş: Peki Türk tiyatrosu Dünya tiyatrosuna bakıldığında nerededir? Türkiye’de tiyatroya gereken ilgi gösteriliyor mu?

Hilmi Z. Ş: Ben asla Türkiye dünyanın neresindedir diye bakmam. Türkiye kendi içinde neresindedir diye bakmakta yarar var. Bir ülkenin tiyatro gerçeği diğerinin tiyatro gerçeğine benzemiyor. Bugün Avrupa merkezli tiyatroyu düşünürsek Uzakdoğu tiyatrosu onlar için çok bir şey ifade etmiyor. Bizim geleneksel tiyatromuz da bir yarışın karşılığı değil. Hangi kulvarda koşuyorsak o kulvarın iyi oyuncusu olmamız lazımdır. Bu kadar teknolojinin içine boğulmuş büyük etkinlikler var dünyada; ama biz bunun karşılığı değiliz. İnsan malzemesi olarak bakılırsa bizim oyuncu, tasarımcı, sahne arkası ve oyun yazarlarımız dünya çapındadır.

Gülizar Şahin: Eskiden hep yanlış bir kanı vardı. Tiyatro ‘burjuva’ sanatıdır diye. Son zamanlarda bu algı yıkıldı. Her tarafta sahneler açılıyor, oyunlar oynanıyor. Mahzenlerde, çatılarda, Beyoğlu’nun arka sokaklarında hep tiyatro var. Bilet satışları çok olmasa da büyük bir uyanış var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hilmi Z. Ş: Bunlar birer seçim. Ordaki arkadaşlarımız tiyatro adına büyük bir çaba gösteriyorlar ve büyük bir özveri içindeler. Biz onların ne arkasında ne önündeyiz ne de yarış içerisindeyiz. Hepimiz kendi içerisinde birer gerçeğiz. Onlar bizim için çok önemlidir ama. Pek çok arkadaşımız kurumdan izin alarak o tiyatroların çalışmalarında yer alıyorlar, yönetmen, tasarımcı ve oyuncu olarak. Bu da bize bir sonraki projelerimizde büyük katkılar da getiriyor.

Gülizar Ş: Çok önemli bir oyuncumuzu kaybettik. Haşmet Zeybek…

Hilmi Z. Ş.: Haşmet Zeybek Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından bir tanesidir. Sadece yazar olması ve kurumumuzun insanı olmasının ötesinde Türk tiyatrosunda düşü kurulan gelenekle çağdaşı birleştirmek anlamında büyük bir adım atmış bir yazarımızdır. Özellikle yazdığı ‘Düğün ya da Davul’oyunuyla bunu başarmıştır. Bizim köy seyirlik başta olmak üzere geleneksel tiyatronun çağdaş tiyatroda nasıl değerlendirilebileceğini örneklemiş yazarlarımızdandır. Bunun da ötesinde dünya görüşünü en iyi işlemeye çalışmış yazar örneklerimizden bir tanesidir. Araştırmacı yazar kimliğinin karşılığı olan bir kurumdaşımızdır. Onu rahmetle anıyoruz.

Gülizar Ş: Bu hoş sohbet ve güzel oyunlar için okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz. Şehir Tiyatroları’mızın 100. yılı tekrardan kutlu olsun.

Akis