Aşk – Delilik – Siyaset

zeynep-oral[Zeynep Oral’ın Cumhuriyet’te yayınlanan köşe yazısının bir kısmını paylaşıyoruz.] PARİS SONBAHAR FESTİVALİ DOLUDİZGİN

Kaç haftadır sizlerle Paris Sonbahar Festivali’nde izlediğim sanatsal etkinlikleri paylaşmaya çalışıyorum. Robert Wilson’un sahne büyüsüyle başladım, devamını getiremedim. Ülkemdeki olaylar izin vermedi… Sonbahar çoktan kara kışa dönüşse de devam diyorum:

Festival programında uluslararası topluluklar ön plandaydı. Doruk noktası Robert Wilson olsa da Brezilya’dan Japonya’ya, geniş yelpazeye yayılan programa çokkültürlülük egemendi.

Çokkültürlülük

Fransız eleştirmenlerin sevdiği İspanyol yönetmen Angelica Liddell’in yönettiği ve oynadığı “Wendy Sendromu” (Peter Pan’ı, büyümek istemeyen çocuğu düşünün) sahnede orgazmdan, kusmaya her tür doğallığa yer veren; kız çocuklarının büyürken yaşadıkları tüm sancıları içeren bir oyundu. Gençler bayıldılar ama bence 40 yıl önce “Living Theatre” bunun daha iyisini yapıyordu.

 

Brezilya’dan gelen Lia Rodrigues yönetimindeki “Pindorama” (Brezilyanın eski adı) muhteşem bir dans gösterisiydi. Seyircinin arasına dalan 10 kişilik topluluk, insan bedeniyle şaşılası tablolar oluşturuyordu. Koskoca boş alanı kâh bedenleriyle yeniden biçimlendiriyor, kâh izleyiciyle birebir ilişki kuruyorlardı. İstanbul Festivali’ne davet etmeyi düşünmedim bile; çünkü tüm dansçılar anadan doğma çıplaktı. Erotik değil estetik bir güzellikti. Doğaldı. Ama gel de bunu “genel ahlak” diye sanata ölçüt getirenlere anlat!

Athénée Tiyatrosu’ndaki tek kişilik Rablais’nin “Pantagruel” oyunu Benjamin Lazar’ın sıradan sahnelemesine karşın Oliver Martin-Salvan’ın oyunculuğu ve sahnedeki 2 müzisyen aracılığıyla yazarın dehasını yansıtmaya çalışıyordu. Bence yıllar önceki Mehmet Ulusoy’un “Pantagruel”ini aratır nitelikteydi.

Paris’te Feydeau salgını: Her kriz döneminde güldürü ve Feydeau yükselişe geçiyor. Genç yönetmen Zabou Breitman’ın sahneye koyduğu “Le Systeme Ribadier” mükemmel işleyen bir salon komedisiydi.

 

Yazının devamı

Cumhuriyet