Esmeray ile Tecavüz Üzerine

Söyleşiyi yapanlar: Pınar Gümüş, Sezin Gündoğan

İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında 12 Mayıs 2009 tarihinde “Heteroseksizmi Anlamak” başlıklı bir panel düzenlendi, aynı günün akşamında ise Esmeray, Dario Fo-Franca Rame’nin “Tecavüz” isimli oyununu sergiledi. Bu iki etkinlik, aynı zamanda bu yıl 4. Kez düzenlenen Uluslar arası Homofobi Karşıtı Buluşma Etkinlikleri kapsamında da İATG ile ortak etkinlik olarak yer aldı.

“Heteroseksizmi Anlamak”[1] adlı panelde, heteroseksizmin içinde yaşadığımız öğrenilmiş önyargılar bütününün bir parçası olduğu noktası vurgulandı, gündelik hayatta ve medyada homofobi ve transfobinin yeniden üretilmesine dair örnekler verildi. Her biri LGBTT aktivistleri olan panelistlerin en çok vurguladıkları nokta ise cinsellik/cinsel yönelim kategorilerine dair çoğulcu bir perspektifin benimsenmesi gerektiğiydi.

Son 3 yıldır Cadının Bohçası isimli, kendi anılarından derlediği tek kişilik gösterisiyle çeşitli yerlerde izleme olanağı bulduğumuz Esmeray ise, bu kez farklı bir oyunla karşımıza çıktı. Hayatına ve kimliğine dair pek çok şeyi ifade etmenin bir aracı olarak tiyatro yapan Esmeray, aynı zamanda profesyonel bir itkiyle de çalışmalarına devam ediyor. Kendisi dayanışma ilişkisi çerçevesinde İATG’de misafir olarak ağırlandı.

İATG kapsamında sergilenen oyunlardan sonra, grupların oyunlarını nasıl ele aldığını, oyun çalışmaları ve öncesinde nasıl çalışmalar yaptıklarını öğrenmek ve giriş niteliğinde tartışmalar yapmak üzere söyleşiler düzenleniyor. Esmeray’ın kendi tercihi doğrultusunda oyunun hemen sonrası bir söyleşi düzenlenmedi. Bu nedenle oyun sürecine dair bilgi edinebilmek amacıyla kendisiyle bir söyleşi yapma ihtiyacı hissettik.

Seninle 2 yıl önce yaptığımız söyleşide[2], Sokak Sanatçıları Atölyesi’nde “Tecavüz”ü iki farklı versiyonla oynadığından bahsetmişsin. Biraz anlatabilir misin?

“Tecavüz”ü ilk oynadığımda 3 kadınla birlikte oynamıştık ve ilk sahneye çıkışımdı, iyi bir performans değildi, hatta kötü diyebilirim. Bundan sonra bırakmadım tabii bunun üzerine yine çalıştım. İkincisinde bir kere sahneledim, bir 8 Mart etkinliği idi. 200’den fazla kadın izlemişti. Sonra “Cadının Bohçası” başladı. “Cadının Bohçası” tiyatro değil, anlatı. Ya da stand-up olarak tanımlanabilir. Meddah denebilir belki, son zamanlarda öyle diyor bana arkadaşlar, espri yapıyorlar hoşuma gidiyor. İnteraktif bir şey. Tiyatro ise çok farklı. O tiyatro yönümü de ortaya çıkarmak istiyordum, çünkü tiyatro sevdam var. Zaten “Tecavüz” daha önce üzerine çalıştığım bir oyundu. Beni tanıyanların önerisiydi.

“Cadının Bohçası”nda aslında çok trajik şeyler de var, ama onu mizahi bir dille anlatınca izleyenler gülüyor. Aslında belki her şeye de gülmemek lazım. “Tecavüz”ü oynama nedenlerimden biri de bu. Bir diğer neden de, benim çok benzer bir hikâyemin olması. O tecavüz eden aynı 3 kişi, o kadar benziyor ki. Oyunu ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. O zaman tecavüze yeltenen erkeklerin birbirine benzediğini anladım. Sanki aynı yerde eğitim almışlar, sanki aynı sözleri hepsi biliyor. Mesela metinde “kıpırda orospu tat ver bana cümlesi” geçiyor; onlar da bana aynı şekilde “kıpırda ibne bizi zevklendir” demişti. Oyundaki gibi sigara söndürmeye çalışıyorlardı, ama yapmadılar sonra.  Aynı yeltenme. Hatta biri “jiletle yüzünü keselim mi” dedi.  Tamamen aynı.  Hepsi çok benziyor birbirine. Hikâyem benziyordu ve bunu da paylaşmak istiyordum insanlarla. Bunu “Cadının Bohçası”nda yapamazdım. “Tecavüz” üzerine çalıştık, metnin tamamını oynayınca 15 dakika sürüyor en fazla, taş çatlasa. Bir saate çıkarmaya çalıştık, olmuyor. O zaman buna benzer anlatım var, neden kullanmayayım dedim.  Zeynep Tarhan’la çalıştık. O da Dario Fo oyunları üzerine tez yazıyordu. Ona tek başıma çalıştığımı söyleyince, bir gün izlemeye geleyim dedi. Sonra baktım birlikte çalışıyoruz, reji yaptı.

Zeynep’in ciddi katkıları oldu. Mesela kurguyu ben yapmıştım. Onun da hoşuna gitti. Sahnede kullandığım örgü örme eylemi benim fikrimdi. Zeynep aynı zamanda dış göz de oldu. O olmasaydı böyle olamazdı. Çünkü feminist bir dile de önem veriyorum. Zeynep kendine feminist demiyor ama bence çok feminist. Cadının Bohçası’nda feminist bir deneyimim vardı ve feminist politika üretiyordum. Bunun da önemi var. 1,5 ay çalıştım. İlk izleyen feminist arkadaşlarım çok gerildiler, hatta oyun sırasında dışarı çıktılar. Sonra beni çağırdılar ve bu oyunu oynama konusunda emin misin diye sordular. Evet dedim. Şunu düşündüm: Franca Rame’nin bir hikâyesi var, bunu bütün dünyayla paylaşmış. Ben niye paylaşmayayım? Hikâyeler birbirine çok benziyor, bunlar herkesin başına gelebilir. O halde benim bunu ne olursa olsun paylaşmam lazım diye düşündüm. Bu eylemi gerçekleştiren erkek sonuçta, benim ne suçum var. Ben değilim bunun sorumlusu, ben niye utanayım ki dedim. Bazıları diyor ki, erkekler de tecavüze uğruyor. Evet uğruyor, ben de 16 yaşındaydım uğradığımda, ama şöyle bir fark var, tecavüz eden erkekti. Bunu yapanlar erkekler yani. Bazen seyirci şaşkınlaşıyor, etkilenmiş görünüyor. Mesela ilk oyun sonrasında, seyircilerden bir kadın tuvalete gidip 15 dakika çıkmamış, çünkü çok etkilenmiş. Böyle şeyler oldu. Bunlar “acaba kötü mü oynuyorum, nasıl oluyor diye” beni çok düşündürdü. Metnin kendisi zaten çok ağır, okurken de etkileniyorsun, o bile yeterli. Kesinlikle çok abartılı oynamamak lazım. Mesela bir kere çığlık çığlığa bir yorum izlemiştim, çok korkunçtu. Daha farklı, daha hissederek oynamak lazım.

Oyunu bir daha oynamamaya karar verdiğini söylemişsin. Nedeni neydi?

Hem kötü oynuyordum hem de izleyen kadınlar kötü etkileniyordu. Oyun bitiminde herkes ağlıyordu. Ama sonra üzerine düşündüm. Zaten ilk oynadığım dönem ile şimdiki zaman arasında bende bayağı değişiklik oldu. O zaman feminizmi yeni yeni öğreniyordum, sosyalizmi bilmiyordum. Oynamam gerektiğini düşündüm. Bir de tiyatro yapmak istiyorum, tiyatro yapıyorum. O nedenle de bu oyunu oynamayı seçtim. Mesela yazın gene Dario Fo çalışacağım. Fahişe ve Medea oyunlarını çalışmayı planlıyorum.

İzlediğimiz “Tecavüz”de oyunun ilk bölümü kendi öykün, devamı Franca Rame’nin metniydi. Kurguyu nasıl oluşturdun, metin mi yazdın?

Önce ben anlattım, sonra Zeynep’le metne döktük. Ön oyun doğaçlama. Erkek kıyafetlerini atarak kadın kıyafeti ile kalmam bir tepki. Belki farklı da değerlendirilebilir ama ben bir tepki olarak yorumluyorum. Erkeklikten kadınlığa bir geçiş var sahnede. Öncelikle, alt metin oluşturmaya çalıştım. Bu kadın kimdir, ne yapar? Şöyle haklılaştırdım, bir tecavüz öyküsü olan bir kadın, evinde örgüsünü örerken, birden aklına geliyor ve yaşadıklarını duvarlara anlatıyor. Bir de sahnede yalnız olmak zor bir şey olduğundan, örgü kullanmak bana yardımcı oldu, oynamama yardım etti.

Oyunun hazırlık sürecinde tecavüzle ilgili araştırma yaptın mı?

Zaten benim böyle bir deneyimim vardı, ama başka tecavüz vakalarını da okudum, hepsini internetten indirdim. Sonra, diğer vakalara da bakınca, hepsinin benzer olduğunu gördüm.  Erkekler aynı şeyi yapıyor, polisler hep aynı, savcı aynı soruyu soruyor, doktorlar aynı şekilde davranıyor. Çok benziyor. Ve bu bir fantezi bir yandan. İnternet seks sitelerine girdim, girin bakın erkeklerin çoğunun rumuzu “tecavüzcü”dür: “Tecavüzcü bilmem ne”. Fantezi olarak bakıyorlar. Mesela Rocco vardır ya, ünlü porno yıldızı, nasıl çoğunun rumuzu Rocco ise; Rocco nasıl bir fantezi ise onlar için, “tecavüzcü” de öyle. Neredeyse yüzde 10’unun rumuzu.  Bu insanlarla konuşuyorum, neden “tecavüzcü”yü seçtin diye soruyorum, birine tecavüz mü etmek istiyorsun diyorum. “Hayır ya”, diye cevap veriyor, “sokaktan birini çekip tecavüz eder miyim hiç, bu sadece fantezi”. Sevişme anında kurulan bir fantezi. “Bu fantezi hayaldir, bunu hayalini kuruyorsan demek ki sokakta da yapabilecek potansiyel var sende diyorum. ” O zaman diyor “sen nesin, feminist misin, o zaman niye bu kanala girdin?”. Bazılarına da bir araştırma yaptığımı söylüyorum. Bir kere bu konuyla ilgili tez yazan bir arkadaşımla bile birlikte girdik. Laflar tamamen aynı, oyunlarda kullanılanlar da dahil. Hani tecavüzcü bir opera sanatçısı vardı ya “Ne olacak ki ben sadece kızlıklarını bozdum. Nasılsa bozulmayacak mıydı” diyordu. Laflar aynı. Bir de şu korkunç, mekanizma şöyle işliyor: Tecavüz eden erkek, devlet erkek, asker, savcı, polis hepsi erkek. Yani cinsiyet değil önemli olan. Cinsiyet kadın bile olsa zihniyet erkek. Böyle düşünen kadınlar da var. İnanılmaz bir şekilde tecavüze uğrayanın hakkı göz önünde bulundurulmuyor, tecavüzcüyü nasıl kurtaralım diye düşünülüyor, herkes onu kurtarmaya bakıyor.

Şimdiye kadar nerelerde oynadın, oynamaya devam edecek misin?

Aslında son zamanlarda tecavüz olaylarında bir artış olduğundan, 8 Mart’a yetiştirmeye çalışmıştım, Mart ayına özel olacaktı. 8 Mart’a yetişmedi, Mart’ın ikinci yarısından sonra oynadık. Yoğun talep olunca, feminist arkadaşlar da oynamaya devam et dediler, bitirmek istediğim için eleştirdiler. Gidebildiğin her yerde oyna dediler. Talep olunca Nisan’da da devam edelim dedim. Ama sadece kadınların olacağı bir etkinlikte yer alırım demiştim, üniversitelere ya da şehir dışına gitmem diyordum. Çok ciddi şekilde aradılar oynamam için. Gitmeyeceğim diyorum bir yandan gidip oynuyorum. Oynamak istemememin sebebi, erkeklerin mantığını, tüm bu konuştuğumuz şeyleri bildiğim için, erkeklerin izlemesinden rahatsız oluyorum. Yani şu şekilde: Erkeklerin o oyunu fantezi nesnesi olarak kullanmaları beni mahveder. Bir tanesi bile öyle izlerse çok kötü olur. Belki başka yerlere gidersem sadece kadınlara açık giderim, erkeklere kesinlikle kapalı olmalı, o şekilde kabul ederim bundan sonra diye düşünüyorum.

Oyuna genelde çok olumlu eleştiriler geliyor. Ama çok ilginç: Çok samimi iki erkek arkadaşım oyunu ciddi şekilde olumsuz olarak eleştirdi. Zeynep’e söyledim, eleştiri var dedim. Erkek mi eleştirenler, samimi arkadaşın mı diye sordu. Evet dedim. O halde boş ver dedi. Nedenini de bana söylemedi, ben de anlamadım. Sonra başka bir erkek arkadaşım izledi. Aynı şeyi söyledi: Kötü olmuş, oynama. O kadar, daha fazla bir şey söylemedi. Artık benim kendimi böyle deşifre etmemden mi rahatsız oluyorlar… Yoksa anlattıklarım kendilerine mi dokunuyor anlamadım. Zeynep de yorum yapmadı, o da belki öyle düşünüyordur, soracağım bunu ona. Bunun dışında genelde olumlu eleştiriler geldi.

LGBTT hareketten insanlardan ne gibi tepkiler aldın?

Olmadı. Olumlu eleştiri geldi, devam etsin dendi. Transseksüel arkadaşlar da şaşırmıyor bu olaya, onlara da yabancı değil çünkü. Hepsi yaşamış buna benzer bir şey. Ama sadece niye oynuyorsun ki bunu, ne gerek vardı şeklinde bakıyorlar. Bunu söylemiyorlar ama ben anlıyorum öyle olduğunu. Belki kamusallaşmasını istemiyorlardır.

Oyunu izlerken bizler de etkilendik ve durumun gerginliği bizi de sardı.

Evet anladım, salonda ciddi bir gerginlik vardı. Seyirciye anlattığım için seyirciden gelen tepkiyi fark edebiliyorum, nasıl izlendiğini. Çok gergindi salon.

Metin zaten ağır ve çarpıcı, sahnede görmek de ağır. Etkileniyoruz ama belki şunu tartışmalıyız, tecavüz kötüdür ama bunu çarpıcılığını göstermek de önemli. O noktada izleyici evet etkilenmeli de denebilir.

Bence bu oyunun yazılma, oyunlaştırılma sebebi de budur. Bu anlatılmalı, sonuçta bir iç dökmedir, açılmadır. Mesela hikayeyi yaşayan kadın (Franca Rame) eğer sahnelendiğinde oyunu izlediyse ciddi bir şey atmıştır üstünden, bir anlamda terapi olmuştur bu onun için diye düşünüyorum. Çünkü bu olaylarda anlatmak, konuşmak çok önemli. Yaşayan için çok önemli. Böyle bir yönü de var belki.

Oyunun etkileyici olmasında kullandığın yalın üslup da önemli bence. Bu bilinçli bir tercih galiba.

Mesela bir erkek izledi ve çok güzel yorumlar yaptı. “Bu oyunu izleyenler vicdanlarını rahatlatmasalar keşke” dedi.  Bir mağdur var sahnede onu izliyor ve aman iyi ki ben yapmamışım rahatım diye düşünüyor. Acaba tecavüz olayının neresindeyiz, biz ne kadar suç ortağıyız, bir mağdur görüp ah vah deyip vicdanımızı rahatlatmayalım. Bunun neresindeyiz, bize ne ifade ediyor bu diye düşünelim dedi. Çok iyi bir nokta. Kadınlar iyi ki ben değilim bu olayı yaşayan diye sevinir, erkekler iyi ki ben yapmadım der. Ama aslında bu çok toplumsal bir şeydir. Mesela transseksüel olmasaydım, gene etrafa böyle baksaydım, çok ciddi şekilde etrafımdaki erkekleri her gün sorgulardım, kim ne yapmış ne etmiş, kim karısını dövmüş vs. düşünürdüm. Mesela son zamanlarda erkekler arasında bir şey moda olmuş: Ben feministim demek. Bir erkeğin ben feministim demesi bana şiddet gibi geliyor. Ciddi anlamda duyarlı olan bir erkek kenarda durur, kendini sorgular, etrafındaki erkekleri sorgular, toplar onları bir araya getirir siz ne yapıyorsunuz der. Ama gelip de bizim yanımıza ben feministim demez. Bu bana çok kötü geliyor. Lambda’da bunu tartışıyoruz mesela. Erkekler feminist olamaz.

Tecavüz gibi bir olayı sahneye koyarken, ne kadar kötü bir şey olduğunu göstermenin bir adım ötesine geçebilir miyiz diye de düşünebiliriz belki. Yani seyircinin 3-5 tane kötü adamın işidir, şeklinde bir algıya kapılmamasını sağlamanın ötesine ne yapabiliriz? Bir çözüm önerisi sunabilir miyiz?

Bunu ciddi olarak düşünmemiz lazım. Gerçekten önemli bir konu ve ne yapabiliriz diye düşünmemiz lazım. Mesela Garaj İstanbul’da 8 Mart zamanında çok histerik oyunlar sergilendi, sürekli mağduriyet, kadınlar anlatıyor, bana şöyle oldu kocam bunu yaptı vs. diye sürekli mağduriyet. En azından böyle olmasın. Sürekli “çok mağdur edilmiş”i oynamamak lazım. Mesela “Cadının Bohçası”nda bu iyi oluyor, ben fırsat vermiyorum izleyicinin beni uzun süre mağdur olarak algılamasına. Ama bu oyunda çok ah vah diye oynasaydım olmazdı. Zaten oyun başka türlü oynanamaz, mizahi olamaz bu oyun. Belki farklı şeyler katılabilir, denemeler yapılabilir. Düşünmek lazım.

Bundan sonra Ankara ve İzmir’de oynayacağım. Tecavüze uğrayan kadınların bir  çalışma grubu var, onlar istemişler. Belki orada oynayacağım. Şimdilik bunlar var.

Repertuarda tutacak mısın peki oyunu?

Evet.

İzmir’de ve Ankara’da karma seyirciye oynayacaksın. Sonrasında sadece kadınlara açık olarak mı oynamaya devam edeceksin?

İzmir ve Ankara sonrasında Van’da oynama olasılığım var, belki giderim. Metropoldeki erkekler ne kadar kendini sorgulamış ki Van’a gidince sadece kadınlara açacağım diye düşünüyorum bir yandan. Yani solcu şehirli erkeklerin bazen o kadar kötü olduğunu görüyorum ki. Karısına yatakta fahişe diyen solcu erkekler olduğunu duyuyorum. Sonra bu erkekler daha da ileri gidip feministim diyorlar.

Karma seyirciye açma ve sadece kadınların izlemesi meselesi bu oyunda iyice çetrefilli bir hale geliyor. Karma seyirciye açmak “kötü” izleyenleri sorgulatmaya da yarayabilir. Sadece kadınlara izletsen de iyi ki başıma gelmedi deyip rahatlayabilirler.

Bir de tecavüzü yaşamışlara bir daha yaşatmak konusu var.  Karma olunca şu da oluyor, oyuna birlikte geldiği sevgiline de dönüp bakıyor, acaba o ne düşünüyor bu olaya nasıl bakıyor diyor, aklına takılıyor. Bu da önemli.  Erkekler de görsün de kendine gelsin. Sadece kadınlara oynamak da biz bize yine ağlayıp duralım anlamına da gelebilir, bu belki karma seyirciden daha kötü.

Bir yandan karma ya da değil bu olayı yaşamış kadınlar için bu konunun kamusallaşması iyi bir şey. Bu konuda verilen cesaret önemli. Kadın kadına açılması daha rahat olabilir.

Evet, bunları anlatmak lazım. Anlatmak kesinlikle çok rahatlatıyor. Ben anlatmıştım hemen arkadaşlarıma. Yapan insanları da göstermiştim, sürekli bizim olduğumuz yerlere gelen insanlardı bunlar çünkü.

Geçtiğimiz senelerde Pembe Hayat’tan transseksüeller Ankara’da oyun oynamışlardı. Bugünlerde de “Üç Kuruşluk Opera” oynanıyor transseksüeller tarafından. Onlarla ortak çalışman veya ilişkin var mı?

Benim de katılmamı istediler ama zamanım yoktu, katılamadım. Bir yandan projeye de başlamıştım. Ankara’dakilerle de görüşüyorum, oyunlarını izliyorum. Ama amatör tiyatro oyuncularını eleştirmek bana doğru gelmiyor. Profesyonellik niyetleri yok. Travestilere bir şey yaptırdık yeter ki yapsınlar diye bir bakış varsa kötü. İlk izlediğimde çok fark etmesem de ikinci izlediğimde oyundaki emeği gördüm. İlk oyunları Pembe Hayat’ın nasıl kurulduğunu anlatıyordu.

Tiyatroya devam etmeyi düşünüyorsun. LGBTT bireyler arasında da bahsettiğimiz gibi farklı gruplar var, burada sanatsal bir örgütlenme mümkün olabilir mi?

Kendi açımdan konuşursam şu an öyle bir gündem yok. Bu işin biraz daha ilerlemesi gerekiyor. Benim içinse, ben iki yıldır geçimimi bu işten sağlıyorum. Her zaman para alarak da oynamıyorum. Gittiğim yerlerle dayanışıyorum. Kadın hareketi, LGBTT, öğrencilerle dayanışma kapsamında farklı şeyler uyguluyorum. Mesela İATP de benle dayanışma sergiledi, bilet uygulamalarında normalde yapmadıkları bir şeyi bana yaptılar. Diğer gruplardan farklı bir para aktarma uygulandı. Geçen sene Homofobi Karşıtı Buluşma’da para almayacaktım ama oyun sonunda şapka çıkarıldı benim için, bağış toplandı. Mesela sergi Karaköy’deki Hafriyat sergisinde, orada da oynadım. Hiç para alma durumu yoktu, orada da benle dayanışıp para verdiler.

Daha önce Beyoğlu’nda gördüğüm bir polis, polis haftası etkinlikleri için çağırılırsan gelir misin biz çağırmayı düşünüyoruz demişti. Dedim gelirsem hepinizi fena yaparım, bunu kaldırabilecekler mi? Bunu dedikten sonra resmi bir davet gelmedi, herhalde anladılar gitmeyeceğimi. Polis haftasında önce toplayıp dövüyorlar, sonra bırakırken etkinliklerine davet ediyorlar. Cihangir Güzelleştirme Derneği, Piyalepaşa, Emniyet, belediye ortak etkinliler yapıyorlar. İki-üç sene önce bir emniyet amiri vardı demokrat görünümlü, muhabbet ederdi herkesle.  Kendisi geri çekilince de polis saldırırdı. Benimle muhabbet kurardı. Beni de herhalde başkan, lider gibi mi görüyor ne, “böyle bir şey yapıyoruz herkesi çağırıyoruz, sanatla uğraşan bir arkadaşın varsa onu da çağırmak istiyoruz” demişti. Belediye, emniyet, polis, Piyalepaşa, Cihangir… Bunların hepsi Ülker Sokak zamanında travesti ve transseksüelleri evlerini yakarak, saçlarını yerlerde sürükleyerek dışarı çıkardılar. Bunu biliyor musunuz dedim. Ya niye karıştırıyorsun onları dedi. Niye karıştırmayacağım, onlar çağırıyorlar dedim. Bazı arkadaşlarım kabul etseydin keşke diyor ama, ne anlatacaktım onlara ki? Belki onlarla ilgili hikâyeleri toparlayabilirdim ama buna zamanım yoktu.

Feminist tiyatro yapan bir insansın ve sorguladığın pek çok şey var. Türkiye’deki alternatif tiyatro ortamına dair bir yorumun, değerlendirmen var mı? Mesela dün İATG ve Homofobi Karşıtı Buluşma ortak etkinliğinde oynadın.

Dünkü organizasyon güzeldi, biraz yenilerdi, heyecan vardı. Panel de öyleydi. Ciddi de bir iş yapılıyor. Bu olumlu bir eleştiri. Başka alternatif gruplar da çağırıyor. Mesela Gazi Mahallesine gittim, Barış Ekimi Derneği çağırdı. Önce bir korktular çünkü eleştirilmişler, arkadaşlarımız gözaltında siz bir travestiyi mi çağırıyorsunuz diye. Salon tıklım tıklımdı. Eleştiren kişiler en önde. Hatta bir kadın demiş ki, ikinci bölümde yumuşadım. Sağolsun! Neyse çok beğendiler ve tekrar çağırmak istiyorlar. Zaten beni çağıran her grubun daha alternatif bir duruşu oluyor.


[1] Moderatörlüğü’nü Boğaziçi Üniversitesi’nden Artunç Berkay Yavuz’un yaptığı panelde, Pozitif Yaşam Deneği’nden Murat Yüksel, Lambda İstanbul’dan Belgin Çelik, Bianet’ten Bawer Çakır ve Lilith Kolektifi’nden Gülkan katılımcı olarak yer aldılar.

[2] “Esmeray ile Cadının Bohçası Üzerine”, Söyleşiyi Yapan: Esra Aşan, Pınar Gümüş. Kasım 2007. http://www.feminisite.net/news.php?act=details&nid=443

Yorum


işlemi tamamlayınız: