Barış İçin Sanat Girişiminin 13-14 Mart Diyarbakır Etkinliği Üzerine…

Barış İçin Sanat Girişimi olarak 14 Mart haftasında Diyarbakırdaydık.  Barış İçin Sanat Girişimine katılan bine yakın sanatçının sesini dillendirmek, atölyelerimiz, belgesellerimiz, sergilerimiz, şiir dinletimiz, dans gösterimiz ve konserimizle memleketi yangın yerine çeviren bu savaşa karşı Barışın Sesini Kardeşlerimizle Bir Arada Yükseltmek için Diyarbakırdaydık..  Barışa ses vermek, “kardeşime dokunma!” demek için..

Aşağıda, BİS sanatçıları tarafından kaleme alınmış tanıklıkları okuyacaksınız..

Erdoğan Kâhyaoğlu:

13 Mart günü, Diyarbakır Barosu, İHD, Sur Belediyesi ve Büyük Şehir Belediye Başkanı’nı ziyaret ettik. BDP yetkilileri ve yöneticileriyle toplandık. BİS girişimini anlattık. Bizlerin çabalarının ne kadar değer bulduğunu, karşılık gördüğünü ve geleceğe dönük özlenen barış ortamı için gerçek bir güç olarak algılandığını gördük. Onları diledik. Enerjilerinden, deneyimlerinden öğrendik ve her şeye karşın yitirmedikleri özgüven ve mücadele azimlerinden beslendik.

Sokaklarda her adımda Kürtçe konuşan insanların arasında dolaşmak, askerliğini Kadıköyde yapmış, İstanbulu özlemle anan, radyosunda Kürtçe türküler dinleyen şoförle sohbet etmek, başını okşadığımız bir küçükten Kürtçe “fırça yemek”, akşam tıka basa dolu Şehir Tiyatrosunda Haldun Dormen prodüksiyonu Kürtçe müzikal dinlemek, tarihi bir hanın alt katında belki de Türkiye’nin en büyük kitabevinin koridorlarında Kürtçe yönlendirme tabelaları arasında dolaşmak, sayısız yeşil alanları, parklarından biri içinde bir kadın derneğinin işletmesine tahsis edilmiş restoranda saç kavurma yemek, önce bir insan hakları beyannamesi dikitinin önünde, sonra kirli savaşın ve devlet terörünün sayısız kurbanları arasında yer alan çocuklar adına yapılmış bir anıtın etrafında toplaşmak… Osman Baydemir’in dediği gibi, Mezopotamya ve Anadolu halkları kardeştir ve asırlar boyu “orada”dırlar. Ne eşit ve özgür varlıklarını ne de tarihsel beraberliklerini hiçbir güç ortadan kaldıramaz, kaldıramayacak duygusunu tazelemek…

BİS Pazar günü yürüyüşü yeterince kalabalık değil ama yeterince coşkuluydu. Gün boyu çocuklarla atölye çalışmaları, şiir dinletisi yeterince organize değil ama yeterince anlamlı ve keyifliydi. Final konser ise çağdaş dans gösterisi ve onlarca sanatçının aynı anda sahnede yer alıp, Anadolu halklarının türküleriyle, tıka basa dolu kalabalığın coşkusu ile ve yine Osman Baydemir’in katılım ve yaydığı pozitif enerjisiyle coşkuluydu.

Bir BİS katılımcısı olarak bunu söylemem belki tuhaf kaçabilir ama ben yine de tüm katılan BİS sanatçısı arkadaşlara, bütün enerji, içten samimiyet ve maharetli katkılarıyla bizimle birlikte olan Diyarbakır’daki arkadaşlarımıza dostluk, misafirperverlik ve katkıları için teşekkür etmek istiyorum. Elbet derslerimizi çıkarttık ama iyi ki gitmişiz, iyi ki BİS var!

Kitap Okuma Atölyesi (Erdoğan Kâhyaoğlu):

Diyarbakır’da çocuklarla bir kitap okuması ve sohbet atölyesi planlamıştım. Biri Cîgerxwîn diğeri Dicle Fırat Kültür Merkezinde. Cîgerxwîn’de güzel bir havada, dışarıda eğlenceli sokak tiyatrosu etkinliklerinin var olduğu, önden duyurusu ve çalışması yapılamamış bir atölyeye, ne olduğunun farkına varamadan “yakalanıp teslim edilen” 15-20 çocukla beraber olduk. Böylesi bir durumda yaş grubu dağılımında kaçınılmaz dengesizlikler vardı. Arada sık sık kapı açılıp 4-5 yaşlarında çocuklarını içeri sokmak isteyenler, girenler, “fırsat bilip” çıkanlar oldu. Ancak her şeye rağmen, kalan sağlar birlikteydik!

Birlikte bir muhabbet kuşu olan Bıcırın günlüğünden pasajlar okuduk. Hemen pencere dibinde dışarıda süren eğlencenin çağrısına karşın, pasaj okumak isteyenlerin çokluğu, okuyanların ciddiyeti, bir saat süren beraberliğimizde çocukların “ev hayvanı besleme” konusundaki eleştirel ve duyarlı yaklaşımları, öykü, günce yazma konusuna gösterdikleri hakiki ilgi ve merakları güzeldi. Benim onlardan öğrendiklerim oldu, onların da muhtemelen bu buluşmadan çeşitli biçimlerde etkilenmeleri. Daha ne olabilirdi ki?

Dicle Fıratta ise sabah yürüyüşüne katılmış aynı okul grubunun öğle yemeği bile yemeden birkaç atölyeye katılmış olduklarını, benim yapacağım etkinliğin saatinin hiç dinlenme fırsatı vermediğini ve servis saati dikkate alındığında 15-20 dakika ayrılabileceğini örendiğimde, bu kez de ben çocukları “azat ettim”! Buluşamamış olduk yani. Ama olsun, onlar yeterince mutluydu gün boyu olan bitenden.”

Ses Atölyesi (Cavit Mürtezaoğlu):

Bu projeyi duyduğum zaman öğrenciler için ne yapabilirim, diye düşündüm. Onlara kızlar ve erkeklerin beraber okuyabileceği, Dadaloğlu’nun  şiirinden bestelediğim “Bizim Yaylamız Otlu Olur” adlı parçayı seçtim.Ve bu parça aracılığı ile sesin temelleri üzerine kısa da olsa onlara bilgi verdim.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Diyarbakır’daki çocuklar da öğrenmeye meraklı, zeki ve şirindiler.

Büyük bir heyecanla ses atölyesi için ayrılan sınıfta toplandılar. Marsis grubunun aranjörü , değerli müzisyen Çağatay gitarı ile derse eşlik etti.

Gözlemim o ki, Türkiye de ses eğitimi çok ciddiye alınmamıştır.

Örneğin bu bir gitar atölyesi olsaydı, öğrenciler dersi daha büyük bir dikkatle dinleyip öğretmenin dediklerinin doğru olduğunu kabul edeceklerdi. Bütün öğrenciler mevzunun ses eğitimi üzerine olduğunu bildikleri halde hepsi sadece şarkı söylemek istiyordu. Fakat dersi dinledikten sonra anladılar ki, müzik atölyesi ile ses atölyesi arasında farklar var.

Bana göre aynı öğrenciler konserlerden sonra bu dersleri dinleseydiler, daha farklı bir tarzda derse katılacaklardı. Çünkü konser sonrası aynı öğrenciler gelip; “Hocam biz de sizin gibi okuyabilecek miyiz?” diye sordular.

Öğrencilerde gözlemlediğim bir başka yön ise şarkı söylemeyi gerçekten önemsiyor olmalarıydı. Şarkı söylemek onlar için önemli bir işti. Fakat keşke bu ciddiyet lise yıllarından itibaren gelişse. Böylece öğrenciler ses ile ilgili ortaya çıkabilecek sorunlarla karşılaşmamış olurlar. Çünkü hem bedensel gelişim çocukların ses tellerini etkilediği için çocukluk dönemindeki ses, ergenlikte değişime uğrar. Ayrıca daha olgun yaşlarda algılma seviyeleri artar.

Barışı  sağlamak müzakerelerden değil, doğru niyetlerden geçer. Ben barışın ne kadar önemli ve güzel olduğunu, çocukların gözlerindeki gülüşte gördüm. Çünkü baktığınızda çocuklar öğretmenlerinin hangi ırktan, hangi milletten olduğuyla değil, onlara ne öğrettiği ile ilgileniyorlar.

Ben Türkiye’ye geldikten sonra barış için düzenlenen çalışmaların üç tanesine katıldm: Barışarock, Barışa Semah Dönenler ve Barış İçin Sanat.. Elimden geldiğince bu tür çalışmaları desteklemek istiyorum.

Bu organizasyonu düzenleyen arkadaşlara teşekkürlerimi sunuyorum.  Emeklerinin boşa gitmediğine inanıyorum. Önemli olan sonuç değil, hangi yöne gidildiğidir.Bunları  çocuklardan öğrendim.

Diyarbakır halkına da göstermiş olduğu samimiyetten dolayı teşekkürlerimi sunuyorum..

“Mîrkut” Şarkı Atölyesi (Selda Öztürk)

Cigerxwîn Kültür Merkezi’nde yaptığımız “Mîrkut”(Tokmak) atölyesini dans ve müzik çalışması olarak iki ayrı salonda yürüttük; sonrasında bir araya gelerek bir prova aldık. Akşamki “Barış Konseri”n de hep birlikte atölye çalışmamızı sergiledik.

Müzik atölyesine Dicle Fırat Kültür Merkezi ve Cigerxwîn Kültür Merkezi’nde def/erbane çalışması yapan müzisyen arkadaşlar ve çocuklardan oluşan yaklaşık 20 kişi katıldı. Atölyede, Urfa bölgesine ait olan Kürtçe (Kurmancî) Mîrkut isimli iş şarkısını çalıştık. İlk önce şarkının sözlerini, müzikal dokusunu oluşturan ritmik nefes vokallerini ve ezgisi üzerinde durduk. İş şarkısı olmasından dolayı güçlü ritmik yapısıyla ve oyun şarkılarına benzer müziğiyle Mîrkutun özellikle çocukların ilgisini çektiğine daha önce de tanık olmuştuk. Bu atölyede de  öyle oldu. Çocukların  şarkıyı öğrenmeleri ve icra etmeye başlamaları çok uzun sürmedi; şarkının solo bölümlerini başlangıçta söylemeye çekinseler de çabucak öğrendiler.

Def çalan arkadaşlarla da şarkının ritimlerini ve episod geçişlerini çalıştık. Def öğrencileri öğrendikleri İran stiliyle enstrümanlarını çaldılar ve kendi katkılarıyla şarkının ritimlerini yorumladılar. Geçtiğimiz yıllarda geleneksel Diyarbakır Festivali etkinlikleri kapsamında özellikle İran’dan gelen def ustalarının yaptırdığı atölyeler sayesinde yeni kuşak icracıların yetişiyor olması çok sevindiriciydi. Bu genç eğitmenlerden biri olan Şêrko da atölyeye katılanların eğitmenliğini yapıyordu. Atölye sonrasında def icracıları enstrümanın çalma teknikleri, notasyon ve ritim kalıpları üzerine bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaştılar. Atölye bir nevi def atölyesi ile son buldu.

“Mirkut” Dans Atölyesi (Levent Soy)

Atölyeciler: Banu Açıkdeniz, Gülcan Küçük, Levent Soy

Katılımcılar: Cegerxvîn Kültür Merkezi halk dansları çalışmalarına devam eden, 16, 18 yaşındaki gençler.

Atölyenin amacı

Halk dansları alanında çalışma yapan ya da izleyici konumundaki katılımcılarla, geleneksel danslardan yola çıkarak, klasik ekip sahnelemesinin dışında bir dans müzik sahnesi hazırlama konusunda geliştirdiğimiz yöntemleri paylaşmak. Başlangıç düzeyinde de olsa, atölye çalışmasını gün boyu süren etkinliklerin sonunda düzenlenen dinletide sergilemek.

Atölyenin başlangıç saati olan 14:00 öncesinde, atölyeye katılacak olan grup, halihazırda halk dansları çalışması yapıyordu. Yürüyüş sonrası yenen yemeğin ardından görebildiğimiz kadarıyla Diyarbakır ekip dansları çalışıyorlardı. Hem çalışmalarının geç bitmesi hem de atölyenin ardından etkinlik programının hızla devam edecek olması nedeniyle, katılımcılar kısa bir soluklanmanın ardından atölyeye dahil oldular. Bir önceki çalışmalarını yaptıran kendilerinden birkaç yaş daha büyük olan hocalarıyla birlikte toplam 14 kişiydiler. Hocalarının da atölyeye katılması sayesinde hiç fire vermeden atölyeye başladık. Basit de olsa bir akış oluşturabildiğimiz takdirde, yan salonda yapılan müzik atölyesiyle birlikte akşam sahneye çıkacağımızı söyleyince gençler daha büyük bir heyecanla çalışmaya başladı.

Katılımcıların çoğunun halay formunda dans etmeye alışık olması sayesinde, figür öğretmekten ziyade, belli bir bedensel aksiyonun nasıl yakalanacağı, bunun nasıl danslaştırılabileceği üzerine daha çok vakit ayırabildik.

Nihayetinde, başı sonu olan basit bir akış oluşturduğumuzda, müzik atölyesiyle birleştik ve birlikte iki kez akış alarak, bir saat sonra başlayacak dinletideki yerimizi almak üzere hazır olduk.

Genelde eşofman ya da günlük kıyafetleriyle bulunan katılımcılar, “sahnede ne giyelim?” diye sorunca, akşamki gösterinin teknik açıdan sade bir buluşma niteliğinde olduğunu, dansa uygun, rahat giysiler giyebileceklerini söyledik. Bununla birlikte gördük ki, aradaki yarım saat içinde çoğu ya eve giderek ya da oradan kendilerine kostüm yapmışlardı. Puşisiz sahneye çıkmak özellikle kızların içine sinmemişti anlaşılan.

Sahne sırası geldiğinde de büyük bir heyecan oluştu. Hem salon kalabalıktı hem de kısa bir çalışma sonrasında pek alışık olmadıkları bir tarzda sahneye çıkacaklardı. Sahnede de onları üzecek hiçbir şey olmadı. Kazasız belasız bir biçimde çalışmayı sergilediler. Seyircilerden de büyük alkış aldılar.

Atölye çalışmasının bir memnuniyet yarattığını söyleyebiliriz. Çünkü ayrılmadan önce, daha uzun, bir kaç gün ya da bir hafta on günlük çalışmalar yapıp yapamayacağımızı sordular. Bu sorunun grubun çalıştırıcısı tarafından da sorulmasını, kendi çalışmalarında da farklı bir şeyler denemek istedikleri şeklinde yorumladık. Organize edebildikleri takdirde, biraz daha rahat tartışabileceğimiz, birlikte bir şeyler seyredebilip biraz daha uzun çalışma yapabileceğimiz bir buluşmayı bizim de isteyeceğimizi belirttik. Umarız, çağırırlar.

Çocuklarla Masal-Desen Atölyesi (Zeycan Alkış):

Benim çizdiğim bir “Masal Deseni” ve o desene göre ilişkilendirdiğim “Masal adı” iki çıkış noktasıydı. Bu iki çıkış noktasından hareketle, hayal güçlerini kullanarak çocuklara masal yazdırmak istiyordum.

Bu masalın kendilerine özel olduğunu hissettirmek için başlık olarak “Benim Masalım…” ismini verdim. Hazırladığım tasarımda 22 ayrı masal desenimi kullandım. Yan yana oturduklarında her çocuğa ait desen olmasını istedim. Böyle olmasının onları daha serbest kılacağını düşündüm. Yazılarını kaydırma endişesi duymamaları için rehber çizgileri koydum. Tasarım çıktısını kartona bastırtmam da kâğıdın buruşmaması içindi. Onları teşvik edecek, silgili kalem, fosforlu kalem, kalemtıraş ve gülen surat çıkartmalarından oluşan 30 küsur hediye paketi hazırladım.

Tek kaygım, çocukların yazı yazmak istemeyecekleri ve onlara verdiğim ipuçlarının yetersiz olacağıydı. Öte yandan, çok bildikleri fırça-boyayla “bir kuş resmi yapın” demem de beni bir türlü heyecanlandırmayacaktı.

BİS’den bazı atölye çalışmalarının Dicle Fırat Kültürevi’nde yapılması istendi. Benim ilk paylaşımım çocuklarla burada oldu. Çok hoş eski bir Diyarbakır eviydi. 40’a yakın çocuk etkinlik için gelmişti. Yunanistanlı Sanatçı Maria Sarri de fotoğraf çekimlerini yapmak için bizimleydi bu projede. Bir şansım da Diyarbakır’da yaşayan tiyatrocu arkadaşımız Ömer Şahin’di. Kendisi şu an Haldun Dormen’in yönetmenliğini yaptığı Kürtçe oyunda oynuyor. Radyoda da çocuk programları yapıyor. Oradaki çocuklarla daha önce de paylaşımı olmuş. Sayesinde çocuklara konuyu hem Türkçe hem Kürtçe olarak anlattık. Eğer daha rahat yazabileceklerse Kürtçe de kullanmalarını önerdik ama maalesef Kürtçe yazamıyorlar. Projeyi anlattıktan sonra çocuklar heyecan ve istekle masal kartelâlarını istediler. Burada afalladım; oysa ben onlardan milyonlarca soru sormalarını bekliyordum… Ama kimse yardım istemedi… Yarım saat içinde masalları bitmişti. İşte o an, en mutlu olduğum andı.

Masallar mı?  Kırk masalı da şaşkınlık ve heyecan içinde bir çırpıda okuyabilirsiniz. Çoğunluk elyazısıyla, özenerek yazmış. Birkaç örneği aşağıda görebilirsiniz.. Sanırım benim yorumum hafif kalır..

O bir çocuğun gözündeki heyecanı, minik paylaşımlarını, masalların arasında sıkça geçen Barış sözünü  görmek… Şimdi hep oralara gidip samimi paylaşımlarını tekrar yaşamak istiyorum.

Masal-Desen Atölyesi fotoğrafları için tıklayınız: http://www.zeycanalkis.com/diyarbakiretkinligi/

“Kapıları Açmak” Film Gösterimi (Mehmet Özveren)

BİSG’nin Diyarbakır etkinliklerinden biri de “Kapıları Açmak” belgeselinin gösterimi idi. Film, çoğunluğu sinema atölyesi öğrencisi olmak üzere,70 civarında kişi tarafından seyredildi. Filmin konusu, Hrant Dink’in bir yazısında dillendirdiği Türkler, Kürtler ve Ermeniler’in Yerevan’da birlikte birbirlerinin türkülerini söylemesi hayalini gerçekleştirmek üzere yola çıkan Kardeş Türküler ve Sayat Nova Korosu’nun Ermenistan turnesini olunca, film sonrasında yapılan söyleşi, film üzerine olduğu kadar “birlikte yaşam” ekseninde oldu. Bazı ülkelerin parlamentolarından geçen “soykırım” tasarılarınının kaynaklık ettiği Ermeni Sorunu ile Diyarbakır’da doğal olarak çok daha yakıcı yaşanan, sıcaklığını hiç kaybetmeyen Kürt Sorununu’ndan yola çıkarak geçmişte ve bugün yaşananlar, geçmişle yüzleşme ve birlikte yaşam kültürünün nasıl yaratılabileceği üzerine sohbet ettik.

Diyarbakır Şiirlendi (Nesimi Aday):

Barış İçin Sanat Girişimi’nin Diyarbakır’da düzenlediği etkinliklere çok sayıda şair katıldı. Şairler, şiir dinletisine yoğun ilgi gösterdiler

Pazar günü Cigerxwîn Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen atölye çalışmaları ve dinletilerde de “toplumsal barış” isteği ve “kültürel kardeşlik” teması yoğun olarak işlendi. Birkaç dilde gerçekleştirilen etkinliklerde, çokkültürlülüğe vurgu yapılarak, Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın kadim kardeşliğine dikkat çekildi.

Şiir dinletisinde açılış konuşması yapan şair Nesimi Aday, şairin adına açılan kültür merkezinin, onun hüzünlü anısını şenlendirdiğini söyledi. Cigerxwîn’in huzurunda kendi şiirini okumayacağını belirten Aday, yoksulluk ve yasaklarla ömrü geçen şaire haksızlık etmemek için, şairin ünlü ‘‘Gulfiroş’’ (Gülsatıcısı) şiirini Kürtçe ve Türkçe okudu.

Şair Arjen Ari de Kürtçe yaptığı kısa sunumda Cigerxwîn’in romantik ve devrimci yanına dikkat çekip, şairin kısa bir aşk şiirini izleyicilerle paylaştı.

Şiir dinletisi daha sonra Bayram Balcı, Cavit Mürtezaoğlu, Fadıl Öztürk, Hicri İzgören, Lal Laleş, Mansur Balcı, Mustafa Köz ve Önder Kızılkaya’nın Türkçe, Kürtçe ve Azerice şiirleriyle devam etti.