Katılımcı Dramaturji: Leyla’nın Evi Örneği

Uzun yıllar Brecht yazıları içinde Shakespeare’in “Corialanus” oyununun tartışıldığı metni, dramaturjinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin yol gösterici bir belge olarak okuduk. Bir dönem bu konuda seminerler verdik ve alıştırmalar yaptık. Bir oyun metnini her yönüyle didikleyen, yazarın derdini anlamaya çalışan, yeri geldiğinde alternatif yaklaşımlar geliştirmeyi amaçlayan bir çalışmayı Tiyatro Boğaziçi Shakespeare’in “Hamlet”i üzerine yapmıştı. Bu çalışmanın yarattığı motivasyon sonucu, Mimesis Hamlet özel sayısı bile yayınlanmıştı.

Bir dramaturji çalışmasının kolektif bir eğilimle nasıl şekillenmesi gerektiği, masa başı ve doğrudan sahneleme sürecinde nasıl işlevsel kılınabileceği her zaman ilgimi çekti. Çalıştığım tüm topluluklarla katılımcı bir dramaturji ortamı kurmanın yollarını aradım. Nedim Saban tarafından Tiyatro Kare’nin “Leyla’nın Evi” projesine dramaturg olarak çağrıldığımda, katılımcı bir dramaturji anlayışının uygulanacağına ilişkin bir beklentim yoktu. Ağırlıklı olarak yönetmene yardımcı konumda standart bir dramaturji çalışması yürüteceğimizi düşünüyordum. Fakat şaşırtıcı bir şekilde, oyuncuları dramaturji çalışmasına aktif bir şekilde katılmaya çağıran mini forumların teşvik edildiği bir ortamın içine düştüm.

İlk aşamada Zeynep Avcı’nın Zülfü Livaneli’nin romanından uyarladığı metnin temel alındığı, ikinci aşamada, roman metni ile oyun metni arasında uyarlama ilişkisinin daha ayrıntılı ele alındığı, eş zamanlı olarak sahneleme ve oyunculukla ilgili bazı önermelerin de yavaş yavaş belirginleştiği tartışmalar yürüttük. Epey çatışmalı seyredebilen, okuma provalarına metinle ilgili tartışmaların eşlik ettiği bu toplantılara dışarıdan bakan birisi, kavga halinde ve dağılması an meselesi bir topluluk izlenimi edinebilir. Fakat bu bir yanılsama olacaktır. Nedim Saban bir yandan agonizmi (çatışmayı) kışkırtırken, diğer yandan mesleki disiplin temelinde geçici de olsa bir “ensemble” ortamı kurmaya özen gösteriyor.

Bu “ensemble” ortamının kurulmasında Leyla’yı oynayacak Celile Toyon’un da belirleyici bir rol oynadığını düşünüyorum. Celile Hanım devreye girdiğinde tartışmalar hız kaybetmiyor, ama serinkanlılık da devreye girmiş oluyor. Kısacası, “çatışmalı demokrasi” anlayışını dramaturji faaliyetine yedirmek için pek çok değişkenin devreye girmesi gerekiyor. Tartışacağız diye kantarın topuzunu kaçırmak da var ve nihayetinde üretici sonuçlar alınması önemli.

Masa başı okuma provalarının kupkuru ya da “erken ezber” diyebileceğimiz sonuçlara yol açmaması, dramaturjik araştırmanın bir parçası haline gelmesi için nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiği özel olarak ele alınması gereken bir konu. Oyuncular kalıplaşmamaya özen gösteren esnek ve mesafe içeren bir okuma yaptıklarında sonuç alınabiliyor. Her ciddi okuma bir yorum geliştirme eğilimindedir. Dramaturjik araştırma aşamasında bu yorumu eleştiri ve değişime açık tutabilmek, farklı olasılıkların devreye girebileceğini hesaba katarak ilerlemek gerekiyor. Bu zaman zaman metni de değişime zorlayan ve oyuncuları oyun yazımına katan bir süreç.

Elbette yazar, “Hayır, sözler illa ki şöyle yorumlanacak!” ya da yönetmen “Hayır illa ki, oyuncu şöyle devinecek!” diyebilir; fakat, oyuncunun gerek reji gerekse oyun yazımı pratiklerinde söz sahibi olması masa başı okuma çalışmalarından itibaren sağlanabilir ya da en azından teşvik edilebilir. “Leyla’nın Evi” provalarının kesinlikle bu yönelimlere sahip olduğunu tespit etmek zor değil. Örneğin Ayça Varlıer’in erken ezber gibi görünen, ama hem tutkulu hem doğaçlamadan beslenen tarzı, bir yandan pozitif enerji yayarken, diğer yandan dramaturjik tartışmaya açık jestlerin daha belirgin hale gelmesini sağlıyor.

Nedim Saban’ın çok zorlu bir işe kalkıştığından kuşku duymuyorum. Tiyatro mesleki olarak birçok bakımdan köşeye sıkıştırılmış bir sanat. TiyatroKare’nin “Leyla’nın Evi”ni deneysel, katılımcı, avangard unsurları içeren bir çalışma haline getirmek oldukça riskli bir tutuma işaret ediyor. Bu anlamda, büyük ölçüde ana akım bir tiyatro ortamında sahneleme çalışması nasıl yürütülüyor, standart işbölümü çerçevesinde işler nasıl kotarılıyor merakıyla katıldığım çalışmalardan beklediğimi bulamadım. Bir kez daha, zaten aşina olduğum katılımcı dramaturji anlayışının epeyce hararetli bir versiyonu ile karşı karşıya kaldım.

Benim için yeni olan, bir prodüksiyonda ilk defa reji ya da genel sanat yönetmenliği dışında dramaturjiyi esas alan bir çalışma yürütme şansını yakalamış olmam. Böylece, yönetmen tiyatrosundan hiç hazzetmeyen, ama genelde yönetmen tiyatrosu baskısı altında iş görmüş birisi olarak, ilk defa bir prodüksiyonda dramaturg kimliğimi öne çıkarma fırsatı yakalamış oldum.

“Leyla’nın Evi” bugünlerde kritik bir aşamaya giriyor. Masa başı dönemi büyük ölçüde kapandı; artık oyun sahnede cisimleşmeye başlayacak. Oyun metni ve dramaturjik yönelim noktaları, sahnede olan bitenlerle geri besleme ilişkisi içinde ele alınacak. Nedim Saban’a sahneleme aşamasında nasıl bir yol izlediğini sormuştum. Hazır mizansen kalıplarıyla çalışmayı sevmediğini, oyuncuların sahne üzerindeki yaratıcı yönelimlerine önem verdiğini söylemişti. Yani macera devam ediyor.

(http://fkurhan.blogspot.com)



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: