Performans Günleri 2010 – Bir Söyleşi

KARGART ve Galata Perform tarafından ortak düzenlenen Performans Günleri 2010 kapsamında 21 Mart Pazar günü saat 15:00’te bir söyleşi gerçekleşti. Şafak Uysal, İlyas Odman, Aylin Kalem, Handan Ergiydiren Özer’in katıldığı söyleşi, çağdaş dans ve tiyatronun performans sanatından nasıl etkilendiğini, dünya üzerindeki çeşitli örnekler üzerinden tartışılmasını hedefliyordu. Söyleşide Türkiye’de üretilen çağdaş gösteri sanatları için “performans” kavramının ne ifade ettiği, bir ürünü değerlendirirken “danstan çok performansa yakın” demekle ne kast edildiği gibi sorulara cevap aramaya çalışıldı.

Bilgi Üniversitesi, Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümü öğretim üyesi Aylin Kalem performans sanatının ortaya çıkışını ve tiyatro ve dans alanlarını etkilerini, 60lı ve 70li yıllarda ortaya çıkan siyasi hareketlenmeden bağımsız düşünmemek gerektiğini söyleyerek kuramsal bir çerçeve çizdi. Dönemin sanatçılarının kendi yaratmış oldukları sanat anlayışını sorguladığından ve bu sorgulama biçiminin mevcut ifade biçimlerini etkilediğinden bahsetti. Fakat günümüzdeki koşulların farklı olduğunu ve bugün performans sanatının nerede durduğunu konuşmak gerektiği üzerinden durdu.

<!–[if !vml]–><!–[endif]–>Ardından söz alan İlyas Odman kendi çalışmalarında performansı neden kullandığını anlatarak söze başladı. Günümüz seyircisinin algısının, içinde yaşadığımız elektronik dünya algıları üzerinden şekillendiği bir ortamda seyirciyi bir saatliğine belirli bir noktaya odaklamaya çalışmanın, seyircinin izleyip izlemeyeceğinin icra eden kişi üzerinde de bir etki yarattığını ve seyircinin varlığının performansı şekillendirdiğini anlattı.

Performans Sanatları Araştırma Laboratuarı adlı topluluğun lideri olarak çalışan Şafak Uysal ise bu toplulukta yaptıkları işleri “performans” olarak tanımlamadıklarını fakat ortaya çıkardıkları ürünleri performatif bir tavır ile ele aldıklarından bahsetti. Sahnede yaratılan performatif anların içerikten bağımsız olmadığını ve bunu sahnede kurmak istedikleri tablonun gerekleri ölçüsünde kullandıklarını anlattı. Bu bakışı “post-koreografik” olarak adlandırmanın mümkün olabileceğini belirtti. Çünkü koreografi sabitlenmiş bir skor olarak ele alındığında bu koreografinin dışına çıkıp, tekrara içine girme halinin bahsettiği performatif etkiyi oluşturduğunu söyledi.

Bana Islak Mayonuzu Gösterin adlı ürününden bahseden Handan Ergiydiren Özer ise bu performansı sırasında icracıların performans, performans nesneleri ve seyirci ile kurdukları ilişki üzerinden deneyimlerini paylaştı ve her performansın her ne kadar önceden prova edilmiş de olsa “kendine özgülüğü”nde bahsetti.

Söyleşini ikinci bölümüne katılan Yıldız Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Bölümü öğretim üyesi ve koreograf Zeynep Günsur ise bu tüm bu tartışmaları performans sanatının geçmişte Batı’da tüketim kültürüne bir karşı duruş olarak ortaya çıktığını ve muhalif bir kültür yaratış olduğunu unutmamak gerektiğini söyledi. Bunun üzerinden bugünün Türkiye’sinde performans alanında çalışanların kendi muhalif alanlarını nasıl kurdukları sorusunun önemli olduğunu ekledi. Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi üyelerinin çalışmalarını değerlendirirken bu perspektifle hareket etmenin önemli olacağını da ekledi.

Performans ve performatif olanın ne olduğu ve muhalif sanatın neresinde durduğu ileriki günlerde Performans Günleri 2010’da daha yoğunluklu olarak tartışılacağa benziyor. Ata Ünal, Özlem Hemiş ve Ayşe Draz’ın 26-27-28 Mart’ta düzenleyecekleri Performans “Kuram Atölyesi”nin bu tartışmanın gündemde olacağı etkinliklerden biri olacağı kesin…

Duygu Dalyanoğlu / MİMESİS