Tecavüzün İnce Çizgileri

Feminist dramaturjiyle hazırladıkları ‘Kız Çıkmaz-ı’ adlı oyunlarını seyirciyle buluşturan ‘nü. Kolektif’ biçimsel ve kavramsal sanatı bir arada kullanarak disiplinler arası bir yaklaşımı benimsiyor. Kolektif, sanat eserleri arasındaki kesin çizgileri ortadan kaldırarak, sosyal bilimlerin, güzel sanatların ve gösteri sanatlarının, modern ve modern olmayan yaklaşımlarını kullanarak, kendi tarzlarını oluşturacak performanslarını hazırlamayı hedefleyen bir yapılanma. Kolektif üyelerinden son prodüksiyonları ‘Kız Çıkmaz-ı’nın yazarı ve yönetmeni olan Ülfet Sevdi, oyunun diğer yönetmeni olan ve müzik-ses tasarımını yapan Kanadalı sanatçı Nicolas Royer-Artuso ve oyuncu Duygu Yılancı ile oyun ve ‘nü. Kolektif’ üstüne söyleştik.

»‘nü. Kolektif’in ortaya çıkışından bahseder misiniz? Nasıl ve ne amaçla kuruldu?
Evet. Öncelikli amacımız bir sanat kolektifi olmak. Hiyerarşinin, güç dengesinin olmadığı, farklı disiplinlerle çalışmaya hazır; sadece tiyatro değil sanatın farklı alanlarında da üretime istekli bir yapımız var. Nü, üstü kapatılmamış gerçek demek. Biz de üstü örtülmemiş gerçeğin arayışındayız. Çünkü bugün yaygın anlamda gerçekliklerin saptırıldığına tanık oluyoruz yaşamın her alanında. Kolektif  içinde her şeyi tartışacak, birbirimizi anlamaya çalışacak sabrımız var. Yaşadığımız ailevi ve toplumsal baskı her alanda damarlarımıza işlemiş ve biz sanat üretiminde de bu baskıyı yaratmaya kalktığımızda bu sistematiği kabullenmiş oluyoruz. Kadın örgütleri ve ezilenlerin tiyatrosu süreçlerinde elde ettiğimiz deneyimleri hayata geçirmeye çalışıyoruz burada aynı zamanda. Yıllardır tiyatroda en çok duyduğumuz ‘tiyatroda işlerin yürümesi için hiyerarşi şart’ diyenlere karşı farklı bir yapılanma oluşturduk. Çok seslikten rahatsız olup yaşanan süreci vakit kaybı görenlere karşı sanatta ve her yerde kolektif çalışma diyoruz. Sanatta hiyerarşiyi kabul eden sokakta, evde, toplumsal her alanda hiyerarşiyi ve ezme ezilme ilişkisini kabul ediyor demektir.

»Alternatif bir yapılanma olduğunuz söylenebilir o zaman…
Bizim için sürecin deneyimlenmesi, üründen daha önemli. Teatral bir tavır arayışında ve denemesindeyiz. Işık tasarımını yapan Gültekin Tetik’in görüntü yönetmenliği deneyimi, bir psikolog arkadaşımızla yaptığımız  Escher perspektiflerinin incelemesi, müzik ve ses tasarımında farklı araştırmalar ve arayışlar gibi , disiplinler arası bir çalışma biçimimiz var. Kız Çıkmazında klasik biçimiyle bir oyun sahneledik ama bir sonraki işimiz bambaşka olabilir. Bir heykel sergisinde performans düzenleyebiliriz mesela biçimden yola çıkarak. Yöntem olarak kendimizi bir sınırlamanın içine sokmuyoruz. Bu anlamda daha alternatif denebilecek bir sanat algımız var.

»‘Kız  Çıkmazın’dan bahsedermisiniz biraz?
Kız  çıkmaz-ı oyununda erkeklerin ikiyüzlü ahlaklarına karşı iki kadın var. Kendi çıkmazları  ile birlikte yaşamaya çalışan iki kadının hayatını hem dışarısı belirler, hem içerisi. Kahramanlarımız,  özgür ve bağımsız olduklarını düşünen kadınlar ve kendilerinin, kendilerine verilen kadar özgür olduklarını fark ederler sonunda. Seks, cinsellik ve bakirelik sorgulanıyor oyunda. Tecavüzün ince çizgileri sorgulanırken, bir kadın öldürülmekten korkuyor, hem de en yakını tarafından.
Absürt bir yapısı var metnin. Kadınların bir erkekle konuştuğu için öldürüldüğü bir ülkedeki ikiyüzlü ahlak anlayışının kendisi zaten absürt. Toplumsal cinsiyet modelleri ve bu modellerin bu denli değişime kapalı oluşu ele alınıyor bir yandan da.

»Oyun feminist bir dramaturjinin ışığında  sahneye taşınmış. Bu çerçevede seyirciyle nasıl bir ilişki kurmayı amaçlıyorsunuz?
Gerçek anlamda feminist dramaturjiyle sahnelenen çok az oyun var. Kadın meselesini ele alan bir çok oyun olmasına rağmen özünde ezen kişiyle-erkekle kurulmaya çalışılan bir duygudaşlık var ve bu durum feminist dramaturjiye aykırı.
Kişisel olarak feminist bir eğilim içinde olduğumuz için yazdığımız, sahnelediğimiz eserde kendi politikamızdan süzülüyor. Yaptığımız işlerde seyircinin aklında, zihninde yer edinmek, onun aklında tamamlanmak çabamız var.

»Oyun nasıl karşılanıyor seyirci tarafından?
Oyunu izlemeye gelen seyirci sayısı  bizi cesaretlendiriyor. Esas hedef kitlemiz erkekler aslında. İçinde bulunduğumuz ikiyüzlü toplum yapısıyla bir yüzleşme yaşatmak istiyoruz onlara. Kadınlar olarak bizler çocukluğumuzdan itibaren öyle ya da böyle cinsel suiistimalden geçiyoruz. Laf, hakaret, eş ya da sevgili baskısı, fiziksel ve duygusal şiddetle bitmeyen bir taciz ve sıkıştırma var. Erkekler genellikle bu yüzleşmeden hoşlanmıyor. Özellikle altını çizdiğimiz bir diğer noktaysa oyun kişilerinin ikisinin de eğitimli, şehirli kadınlar oluşu.
Kurtarılmış diyebileceğimiz bu kadınların bile ikiyüzlü ahlak anlayışı içinde sıkışmış olduklarını göstermek istedik. Cinsellik ve bekâret dayatmaları sadece kırsala ait değil. Eğitimli ya da eğitimsiz fark etmeden aile içi şiddet ve suiistimale maruz kalan kadınlar hep var. Kendi hikâyesiyle özdeşlik kuran çok kadın seyircimiz oldu. Erkekler kadar kadın seyirciler içinde ağır bir yüzleşme barındırıyor Kız Çıkmaz-ı. Üniversite mezunu bir kadının evlilik vaadiyle kendini bir tecavüzün içinde buluşu şehirli orta sınıf kadın seyirci için rahatsız edici olabiliyor. Ama bizlerin zaten rahatsız olduğumuz ve tartıştığımız konuların  tiyatro’nun dönüştürücü gücüyle buluşabilmesi çok önemli.

Not: 21-28 Mart Pazar 17:30’da ‘nü.kolektif’, ‘Kız Çıkmaz-ı’ oyunuyla ‘Rengahenk Sanat Evi’nde olacak.

GÜRAY DİNÇOL

BİRGÜN