TÜRKİYE SİNEMA REFORMU İÇİN BİRLEŞTİK

Değerli meslektaşımız;

Biz aşağıda imzası olan sinema kuruluşları, ortak çıkarlarımızı tanımlamak, ortak sorunlarımıza çözüm bulmak için Türkiye Sinema Konseyi adıyla bir istişare ve işbirliği zemini oluşturduk. Bizce artık bıçak kemiğe dayandı. Endüstrinin hiçbir kesiminin kısmi çözümler elde edemediğini; sınırlı da olsa, bütün kazanımların ancak birlikte sağlanabildiğini son altı yıl içinde iyice anladık.
Bir yanımız bahar bahçe…

Türkiye Film Endüstrisi’nin 90’ların ikinci yarısında başlayan “ikinci yükseliş dönemi” çok önemli bir noktaya ulaştı. Yılda ortalama 70 sinema filmi ve TV dizisi üretiyoruz. Yerli filmlerin iç pazarda % 50-60 arasında pay sahibi olduğu üçüncü ülkeyiz. Sinema filmlerimiz bütün uluslararası festivallere davet ediliyor, dünyanın en önemli ödüllerini topluyor. TV filmlerimiz (diziler) 40 kadar Ortadoğu ve Doğu Avrupa ve Balkan ülkesinde izlenme rekorları kırıyor. Hangi uluslararası toplantıya, festivale katılsak; yukarıda özetlediğimiz rakamları söylesek, çevremizde hayranlık ve şaşkınlıkla dolu bir topluluk oluşuyor. Başarımızın sırrını, kamunun desteğini, endüstriyel modelimizi soruyorlar!

Bu bahar, bahçeyi biz yaratıyoruz!

Drama, Belgesel, Animasyon alanlarında; yönetmen, senarist, yapımcı, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, yapım sorumlusu, stüdyo ve plato çalışanı; Yaklaşık 10 bin, ileri teknoloji kullanan, çok vasıflı insan…

30 film ve dizi yayınlayan TV kanalı, 1679 sinema salonu, 4 Plato, 15 tedarikçi, 18 Dağıtımcı, 30 Fakülte, yüzlerce eğitimci, 34 uzun metraj ve 134 belgesel ve kısa film festivali…

Oysa çürüyor diğer yanımız!

Bu başarı küresel bir bakışla yeni bir modele kavuşturulamazsa sonuç bir yıkıma dönüşebilir! Çünkü bu bahar, bahçeyi yaratanları kuşatan yasalar ve üretim modeli ilkel ve utanç verici! Fikri Mülkiyet hakları alanında AB standartlarından çok uzağız. Her yıl AB raporlarında mahcubiyet verici raporlarla yüz yüze kalıyoruz.

İkincil ödemelerin, telif vergilerinin tahsilatını yapamıyoruz!

Günde ortalama 16 saat çalışıyoruz. Hiçbir sosyal güvencemiz yok! Setlerde iki yılda beş meslektaşımızı toprağa verdik!

Dünya’da bizim dışımızda bütün ülkelerde, dizi üretiminin standartları ve süreleri belli; 25, 40, 60 dakika… Biz her hafta 90 dakika yazmak, çekmek zorunda kalıyoruz.

Finansal açıdan konuşmaya değecek hiç bir destek, teşvik ve marketing sistemine sahip değiliz.
Festivallere dönük bütünsel bir kimliklendirme ve destek politikamız yok.

Sinema eğitim kurumlarının tamamına yakınında uygulama esaslı, ürün odaklı eğitim yapılamıyor.

Başta insan olmak üzere, bu koşullara rağmen yarattığımız bütün kaynaklar hızla posaya dönüşüyor; çürüyor.

Uygar dünyaya yakışır bir üretim modeline dönmek zorundayız.

Hükümetimizin önünde iki seçenek var!

Ya bizi kendi halimize bırakacak, bir yılkı politikasıyla, doğal ayıklanmayla, nereye varılabilir hep birlikte göreceğiz.

Ya da Türkiye Film Endüstrisi’nin stratejik bir endüstri olduğunu kabul ederek, eylem planı içine alacak!

Fikri mülkiyet hakları alanında;
Çalışma ve sosyal güvenlik alanında;
Finans ve marketing alanında;
Eğitim ve sinema kültürünün korunmasında;
AB standartlarına eksiksiz ulaşacağımız düzenlemeleri içeren bir yasa paketini 2010 sonuna kadar TBMM’den geçirecek.

Bu yaman ve utanç verici çelişkiyi, sektördeki her bir meslektaşımızın, hükümetin, iş dünyasının ve kamuoyunun çok iyi görmesini sağlayacak; film endüstrisinin bu ülkeye sağlayacağı olağanüstü kazanımları anlatacak bir kampanyanın zamanının geldiğine inanıyoruz.

Bunun için 15 Mart 2010’da saat: 14.00’de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde yapacağımız basın toplantısıyla iki aylık bir kampanya başlatmaya karar verdik.

Katılın birlikte değiştirelim!

BİROY, SİNEBİR, SETEM, BSB, SEYAP, FİYAB, TESİYAB, SESAM, FİLMYÖN, SENDER, FİYAP, ÇASOD, SODER, ÇFD, BABİL, SİNESEN, İKFD, SİSİD, SİYAD, ASD, FİLMMOR, MASM, İKSV, AKSAV, TÜRSAV, TÜRSAK, AAFF, BİFF, DKİAV, USFF