Faşizmden Kurtulmanın Tek Yolu Var: Hümanizm

Bir oyun… Sizi silkeleyen, faşizmi sorgulatan bir oyun:  Dennis Kelly’nin Sondan Sonra’sı. Oyun uzun zamandır Duru Tiyatro’da sahleniyor. Oyunun hem yönetmeni hem de oyuncusu Emre Kınay Ahu Türkpençe’yle paylaşıyor sahneyi.

Dünyada özellikle ABD’de 11 Eylül saldırısı ile gelişen terörizm paronoyası ve bu olayla birlikte artan faşizan eğilimler… Bu faşizmi biz Sondan Sonra’da iki kişi arasında görüyoruz:  Louse (Ahu Türkpençe) ve Mark (Emre Kınay). Nükleer saldırıda sığınakta saklanan bu iki kişi zaman içinde fiziksel ve psikolojik şiddet uyguluyorlar birbirlerine ve sonra bir paranoyaya dönüşüyor şiddet… Terörizm paranoyası. Biz oyunu daha fazla anlatmayalım, oyunun yönetmeni ve oyunculuğuyla da seyirciyi sahneye kilitleyen Emre Kınay anlatsın…

»Bir hayli çarpıcı bir oyun olan Sondan Sonra’nın hem yönetmeni hem oyuncususunuz. Bu oyun için nasıl çalışma yaptınız?

Onlarca oyun içinden seçtik oyunu. Gündemi de içeriği itibariyle takıp ettiği  için en doğru oyunun ‘Sondan Sonra’ olacağı konusunda görüş birliğine vardık ve sahneledik..

»Mark ve Louise hikâyesine bakacak olursak, dışarıda nükleer saldırı devam ederken içeride iki kişi arasında da farklı bir savaş söz konusu.  Buradaki de bir faşizm  mi?

Direkt faşizm. Tıpkı kadın ve erkek öznelinden çıkartıp, ülkelerin terörden, baskıdan, şiddetten korumak amacıyla bazı emperyalist güçlerin ‘iyilik adına’ başka toplumlar üzerine kullanması gibi. Bakınız Filistin, Irak vs..

»Filmde faşizm örneğini gördük, güncel hayatta da sıkça karşılaştığımız bir durum bu. Peki faşizm size göre nedir?
İyiliği elinizdeki gücü kullanarak kendinizi diğerlerinden başka bir yerde görmek suretiyle kime uygularsanız uygulayın bunun adı faşizmdir. İki kişilik de olabilir tüm toplumları da kapsayabilir. Oysa kimsenin hiç kimseye o istemediği sürece şiddet yoluyla iyilik dağıtmak gibi bir misyonu olmamalıdır.

»Oyunda da gördüğümüz kadarıyla ‘faşizm iki kişilik mi’? Bu faşizmden nasıl kurtulacağız?

Elinizdeki gücü ‘iyilik’ dağıtmak için kullanmak ve bu güç saplantısı bireysel ya  da toplumsal süreçte sizi bir tek yere çıkartır. O da faşizmdir…  Saldırıya maruz kaldığınız anlar dahil faşizmden kurtulmanın bir tek yolu var o da humanizm. Bunun da gerçek anlamda hiçbir takiyeye izin vermeden tam demokrasi tanımıyla ve tüm kurumlarıyla tesis edilmesi gerekir. Toplumsal bir algının ortak noktada buluşamayacağı hiç bir demokrasi tanımı insanlığı baskı ve şiddetten kurtaramaz.

»Oyunda direkt bir faşizm var… Düşündüğümüz zaman savaş paranoyasını yakından hisseden bir ülkeyiz. Bu güç savaşa mı?
Terör paranoyasına da bağlayabiliriz. Ama şöyle soralım: Usama Bin Ladin’i ve Talibanları Rusya tehdidine karşı kullanan ve silahlandıran kimdi?

Bu örnekleri dünya coğrafyası için de genelleyebiliriz. Yarattığınız canavarlar belirli bir süre sonra ellerinde sizinde bir zamanlar hissettiğiniz gibi gücü hissederlerse sizin kâbusunuz olurlar… Oysa kutsal olan tek şey her canlının yaşama hakkıdır.

»Türkiye’de böyle bir paranoyadan söz edebilir miyiz?

Her birimizin ebeveyni AVM’lere gitmeme ve çöp kutularının yanında, kalabalık caddelerde dolaşmamamız konusunda uyarıyorsa hâlâ bu terör paranoyasından bizde nasibimizi almışız demektir… Bu uyarıları yapmayan ebeveynin de olduğunu zannetmiyorum..

»Mark ve Louise’n birbirine uyguladıkları şiddet toplumda nereye denk düşüyor?

Aile içi şiddetten tutun,  kitlesel toplumsal tüm güç uygulamalarının karşılığına denk düşer.

»Toplumsal hafızamızı dilediğimiz gibi kullanıyoruz sanırım bu tarz konularda.

Hafızamızı dilediğimiz yerde kullanıyoruz, doğru… Irak’ta bebeklerin üzerine bomba yağarken gıkını çıkartmayanlar, Filistin meselesinde bayraktarlığa soyunuyorlar… Oysa çocuk her yerde çocuk her yerde günahsız ve en çok zarar gören…

Son olarak  ‘Sondan Sonra’ söyleyebileceğim tek bir şey var o da demokrasinin her siyasal harekete göre değişen bir tanımının olmadığını her bir bireyin beynine kazıma zorunluluğunun olduğudur…

Sanat taraftır, insandan yana taraftır

»Sinema filminde yer aldınız, dizilerde oynuyorsunuz. Dram da var, komedi de. Aslında hayat gibi. Siz bu hayatın ağırlıklı olarak neresinde duruyorsunuz?

Her iki tarafta da varım. O yüzden zaten gülen ağlatan her rolü oynamaya çalışıyorum.

»Biz sizi politik sinema içinde de gördük. Politik sinemaya nasıl bakıyorsunuz? Olmalı mı? Oyuncunun kaygısı var mı? Sanat taraf mıdır? Neye taraftır?

Mutlaka olmalı… Sanat taraftır, insandan taraftır. Sadece ve Mutlaka… Ama yapısı gereği her şeye muhaliftir.

»Diziler reyting kaygısı taşıyor, kimisi tutuyor, kimisi tutmuyor… Ama bir yanıyla da yoğun bir emek veriliyor, örneğin set çalışanları, örneğin uzun çalışma saatleri… Tüm bu renkli dünyanın arkasındaki olanı biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çözüm aslında çok basit: Sigarayı içkiyi buzlayan zihniyet (RTÜK) dizilerin insani süreleriyle ilgili bir yaptırım uygularsa çok daha keyifli hale gelir.

»Türkiye’de sıkça açılımlar yapılıyor. Alevi açlımı, Kürt Açılımı, roman açılımı vs vs… Sonra da sanatçı açılımı…

Var, ekonomik açılıma… Ekonomiyi pratikte çözemediğiniz her yerde başka açılımlara ihtiyacınız olur… Bir ırk üzerinden ya da bir kişisel düşünce üzerinden geliştirilecek her açılım sonuçsuz kalmaya mahkûmdur…

GÜLŞEN İŞERİ

Birgün