Muhalif Kültür ve Sanat Merkezleri

Sistemle bir derdi olanların, muhalif bir sanatsal alan örgütlemek amacıyla başvurdukları çareler arasında en revaçta olanlarından birisi de çeşitli boy ve çapta kültür ve sanat merkezleri açmak. Tiyatro, bağlama, güzel konuşma, Latince, tango, Kürtçe, modern dans, kırlent, resim, İngilizce, heykel, folklor, makrame, fotoğraf, salsa, film vb. envai çeşit alandan türlü kurslar üzerinden yürüyen etkinlikler düzenleniyor. Bu mini konservatuar, halkevi, köy enstitüsü tarzı merkezlerin, özellikle de genç muhalifler için bir cazibe merkezi olarak işlev gördüğünü, birçoğu için çeşitli sanat dalları ile ilk karşılaşma olanağını sağladığını yadsımak zor. Bununla birlikte, müzminleşen kadro sorunu ile birleştiğinde, sanatçıdan daha ziyade en iyi ihtimalle sanatsever yetiştiren; ancak daha çok da bir tür sosyalleşme ortamı sunan müesseselere dönüştüklerini teslim etmek gerekir. Bu merkezler, iş öz-eğitime, kadrolara dayalı ve sürdürülebilir sanatsal ve kültürel pratiklere geldiğinde pek parlak bir noktada bulunmuyor.

 Mevcut merkezlerin, sisteme muhalif bir sanatsal örgütlenme ve sanatsal pratik ortaya çıkarma konusunda belirgin bir başarılarının olmadığı ileri sürülebilir. Hatta genel söylemlerine rağmen sistemi ve sistemik sanatı yeniden örgütleyen bir mecraya dönüşme potansiyellerinin son derece yüksek olduğu dile getirilebilir. Bunun elbette kültürel, siyasal, ideolojik birçok nedeni var.

 Kurs sistemi, herhangi bir sanatsal alanda kalıcı bir üretim sürecinin gerçekleştirilmesine engel oluyor. Zira kurs faaliyeti kadro oluşturmaya izin veren, hatta aynı sanat dallarında farklı sanatsal anlayışlara sahip kadroların ortaya çıkmasını teşvik eden, öz-eğitime önem veren, farklı sanatsal disiplinler ve farklı kurslara katılan bireyler arasında etkileşimi ve işbirliğini olanaklı kılan bir faaliyet değil. Üstelik kurs eğitmenleri de katılımcıları da sık sık değişiyor.

 Sanatsal üretim sürecinin kurs mantığı üzerine kurgulanması, dolayısıyla sanatsal ve kültürel alanda eğitsel çalışmanın esasen bir bilenin veya bir öğreten abi/ablanın nezaretinde minik ‘aydınlanma’ seanslarına indirgenmesi ya da akla başka bir tarzın, yolun gelmemesi önemli bir yapısal soruna işaret ediyor. İlginç olan nokta, benimsenen tarzın aslında oldukça geri, hatta gerici bir tarz olduğunun farkına varılmaması. Bu sistem insanın aklına Cumhuriyetin ilk yıllarında bir milleti uyandırmak, daha doğrusu yeniden bir millet icat edip, şekil şemâl vermek üzere kurgulanan Halkevleri ve Köy Enstitüleri, hatta daha ileri gidelim Olgunlaşma Enstitüsü pratiklerini getiriyor.

 Bu kurumların temel derdi, memleketin modernleşme sürecini merkezi bir kontrol ve yeniden üretim aygıtına tabi kılmaktı. Bir yandan organik aydınlar yetiştirilecek, diğer yandan millete modern hayat anlatılacak, kontrollü koşullar altında sanat ve kültürle halvet olmaları sağlanacaktı. Bir yandan keman çalmayı, öte yandan köylüye racon kesmeyi öğreneceklerdi.

 Elbette, muhalif kültür ve sanat merkezlerinin bu kurumların birer taklidi olduğunu iddia etmek doğru olmayacaktır. Bir kez tarihsel bağlam çok farklı. Öncekilerin modernist niteliğine kıyasla şimdikilerin daha ziyade pekala postmodernist olduğu söylenebilir. Birbirinden bağımsız, belli bir sanatsal ve kültürel strateji ile belirlenmemiş, bir manifestosu, ekseni, duruşu olmayan çok sayıda ilgisiz kurs olması bu örgütlenme tarzına postmodernist bir nitelik kazandırıyor. Derinlik, kadro, sürdürülebilirlik, devamlılık, tutarlılık gibi hedefleri baştan ufkunuzdan çıkaran bir tablo.

 Her tarakta bezi olan sanatsal ve kültürel örgütlenmeler yerine, belli alanlara odaklanan, bu alanlarda uzun vadeli bir eğitim çalışması yürüten, kadro oluşturan ve ürünlerini izleyicileri ile dolaysız, eleştirel ve açık bir biçimde paylaşma şansını yaratan yapıların muhalif sanat için çok daha önemli işler yapabileceklerine inanıyorum. Muhalifler, sistemin sanatsal hegemonyasına müdahale etme olanağı olmayan dağınık, yüzeysel, çapsız ve cılız bir örgütlenme tarzından kaçınmalı. Zira bu örgütlenme tarzı sadece muhaliflerin sanatla olan bağlarını daha da gevşetmekle kalmıyor, eldeki sınırlı sanatsal ve kültürel üretim alanını sistemik sanatı, estetiği ve etiği yeniden üreten yapılar haline getiriyor.

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: