Tiyatro Oyuncusu ve Davulcu Bir Dekan

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Hasan Meriç, ‘her şey diş, puan, mezuniyet değil’ diyerek 102 yıllık fakülte tarihinde sıra dışı işlere imza attı. Öğrenci kulüplerini aktif hale getiren Meriç, tiyatro oyununda rol alıyor, orkestrada da perküsyon çalıyor.
Öğrenciliğin en zorlu olduğu ve öğrenci-hoca ilişkisinin en katı disipline dayandığı fakültelerden biri diş hekimliği. Türkiye’nin bu alanda ilk sırada gelen okulu İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, mesleki eğitimin yanında bir başka konuda daha öncülüğü üstlenmiş durumda. Dersler, klinik pratikleri arasında öğle yemeğine bile fırsat bulamayan öğrenciler, kurdukları kulüplerde hocaları ile birlikte etkinlikler gerçekleştiriyor. Gece yarılarına kadar okulda kalarak oyun provaları yapan, gün doğmadan birlikte fotoğraf gezilerine çıkan öğrenciler ile hocalar arasında artık ‘ağabey ve abla – kardeş’ ilişkisi var. Öyle ki, sergiledikleri oyunda şimdilik küçük roller üstlenen ve orkestrada perküsyon çalan Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hasan Meriç’i konser sırasında ‘Perküsyonda Hasan’ diye takdim ediyorlar.

11 ÖĞRENCİ KULÜBÜ KURULDU
Fakültede sadece tabelası bulunan kulüpleri kapatarak, 1 yıl önce yeni bir düzenlemeye gittiğini belirten Prof. Meriç, bu konuda bir yönetmelik hazırlandığını, her kulüpten sorumlu bir öğretim üyesinin belirlendiğini anlattı. Kurulacak kulüplerle ilgili Prof. Dr. Sabire Değer’in görevlendirildiğini dile getiren Prof. Meriç, aynı zamanda fakülte orkestrasının solisti olan Doç. Dr. Can Dörter’in de genel koordinatörlüğü üstlendiğini söyledi.
Fakültede bu düzenlemelerin ardından 11 kulüp kuruldu. Öğrencilerin kendi yönetim kurullarını, başkan ve yardımcılarını belirlediği kulüplerde devamlılık olması açısından fakülte asistanları da görev aldı. Kulüplerden sorumlu öğretim üyeleri ile birlikte hemen faaliyete geçen öğrenciler 10-14 Mayıs tarihleri arasında ‘Öğrenci Kulüpleri Festivali’ni düzenledi. Festival sürecinde konserler, fotoğraf sergisi, tiyatro oyunu, film gösterimi ve çeşitli paneller düzenlediler, Müjde Ar’ı, Prof. Dr. Orhan Kural’ı konuk ettiler.
Öğrencilerin evlerine, yurtlarına gitmeden fakültede sabahlayarak kulüplerde çalıştıklarını belirten Prof. Meriç, ‘Burada temel tiyatro eğitimi alıyorlardı. Onları elleri, kolları havada bir şeyler yapıyor görüyordum. Sabah 5’lerde kalkıp, Sabire Hoca’nın teşvikiyle bir yerlere gidip fotoğraflar çektiler, çalıştılar, sergi yaptılar. Biz bunu öğrencilerimizin sosyal hayatının da olması, olayın yalnızca diş, puan, mezuniyet olmaması, hocaların da insan olduğunu anlamaları için yaptık. Şimdi ben onların ağabeyiyim. Ben böyle bir heyecanı ilk defa görüyorum’ diyor. 

BU ŞAMATA NE ZAMAN BİTECEK?
Kendisi de Tiyatro Kulübü’nün sorumlusu olan ve sahneye koydukları Haldun Dormen’in ‘Ay Işığında Şamata’ oyununda küçük bir rol üstlenen Prof. Dr. Hasan Meriç, ‘Tiyatro kulübünün sorumlusu benim. Çünkü ben öğrenciyken tiyatro kapısında 5 sene bilet kestim. O yüzden tiyatroyu da tiyatrocuları da çok severim. Bu nedenle baştan ‘Tiyatro Kulübü benim, sorumluluğunu ben alıyorum’ dedim. Yönetmenimiz Ali Hoca bana oyunda da görev verdi; oyuna laf atıyorum. O zaman öğrenci-hoca ilişkisi farklı boyutlara gidiyor; bir ağabey-kardeş ilişkisine dönüyor. Böyle olunca daha farklı şeyler de yapabiliriz’ şeklinde konuştu. 
Çapa’daki Tıp Fakültesi yerleşkesi içinde yer alan okulda yürütülen çalışmaların başlangıçta çevreden ‘bu şamata ne zaman bitecek’ diye tepki gördüğünü belirten Prof. Meriç, şimdi herkesin yaptıklarını takdir ettiğini söyledi ve 102 yıllık tarihinde ilk kez bir oyun sahneye koyulan fakültenin 450 kişilik salonunda 550 kişinin oyunu izlediğini anlattı.

‘PARÇALA BEHÇET’İ BEZDİRDİLER
Tiyatro Kulübü’ndeki öğrencileri tamamen gönüllü olarak eğiten tiyatro yönetmeni Ali Yaylı ise, süreci şöyle anlattı: ‘Öğrenciler hayatında tiyatro oynamamış, seyretmeyenler bile vardı. İlk önce onları ekip olmaları için tetikledim; müthiş bir ekip oldular. Bütün altyapıları farklı, bir araya gelmeleri ancak sanatın katalizörlüğünde olurdu. Onlara sanatın kapısını aralayan da ‘deli dekan’ diye nam salan Hasan Hoca oldu. Sezon boyunca temel oyunculuk eğitimi verdim. Çalışmalarda dekoru, kostümü sormaya başladılar. Bunlar için endişe etmemelerini söyledim. Kostüm nereden kiralanır onları öğrendiler. ‘Ağlayın, sızlayın indirim yaptırın’ dedim. Behçet Nacar, 250 TL’lik kostümleri öğrenciler artık nasıl ağladıysa, 60 TL’ye bırakmış. ‘Aman aman alın başımdan gidin, zamanında getirin yeter’ demiş.’

SIFIR MALİYETE YAPTIK
Bütün çalışmaların ve festivalin öğrenci ve öğretim üyelerinin fedakarlıklarıyla neredeyse sıfır maliyete yapıldığını belirten Prof. Dr. Hasan Meriç, şunları anlattı: ‘Öğretim üyelerimiz, öğrencilerimiz herkes bir şey getirdi. Kimisi evinden kullanmadığı tülünü, kimisi perdesini. Sadece 300 TL civarında, ucuz 10 TL’lik Çin malı ayakkabı aldık. Çocukların kimisi ‘bu benim ayağıma vuruyor’ diye şikayet ettiğinde, diğer arkadaşları ‘ne var canım, 10 TL’lik ayakkabı, idare ediver’ diye onları yatıştırdı. Işık lazım oldu; bir lise arkadaşımdan istedim, hemen getirdi. İletişim Fakültesi’nden bir arkadaş oyun kitapçıklarını edinmemize yardımcı oldu. 6 Temmuz’da mezuniyet törenimiz var. Fatih Belediye Başkanı’ndan bu oyunu sergilemek için bize salon vermesini isteyeceğim.’

HERKESİN ELİNDE YERLERDE SÜRÜNÜRKEN FOTOĞRAFIM VAR
Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sabire İşler Değer’in sorumlusu olduğu Fotoğraf Kulübü üyeleri, üzerine çektikleri fotoğrafları bastırdıkları tişörtlerle geziyor. Kulüpte çalışmalara başladıklarında kariyeri için sadece ağız içi fotoğrafları çektiğini anlatan Prof. Değer çalışmalarını şöyle anlattı: ‘Fotoğraf ile ilgili bilgim yoktu. Şimdi herkesin elinde fotoğraf çekerken yerlerde uzandığım fotoğraflarım var. Kimya Fakültesi’nden Doç. Dr. Tuncer Yalçınyuva çalışmalarımıza yardımcı oldu, teorik dersler verdi. Geziler düzenledik, konu üzerine kitaplar okuduk. İnternette bir fotoğraf paylaşım sitesine çektiğimiz fotoğrafları yükledik. Orada fotoğraflarımıza yaptığı yorumlarla Hakan Kalyoncu bize çok yardımcı oldu. Önümüzdeki günlerde tanınmış fotoğrafçılar kulübe gelip ders verecek. Başlangıçta makinelerimizi ortak kullandık, sonra herkes bir makine edindi. Sabahın 5’inde kalkıp gezilere gittik. Fakültede sergilere devam edeceğiz.’

Süleyman Aroğlu

Akşam