Acımasız Temmuz

Sanki hayatın ağırlığı yetmiyormuş gibi kötü haberler arka arka gelmeye başladı… İngiliz edebiyatının taçsız kraliçelerinden romancı Beryl Bainbridge 77. yılında hayata gözlerini kapadı.

Tiyatro sahnesinin büyüsüne kapılmış genç kız ilk önce tiyatro sahnesinde buluyor kendisini. Daha sonra roman yazmaya karar veriyor ve 5 kez Booker ödülüne aday oluyor. 1977 ve 1996 yıllarında Whitbread ödülünü kazanan yazarı The Times gazetesi 2008 yılında ‘1945’den beri roman yazan en iyi 50 İngiliz romancıdan biri olarak ilan ediyor.

2 Temmuz günü bir Londra hastanesinde hayatını kaybeden Bainbridge son günlerinde Robert F. Kennedy suikastını konu alan son romanı (The Girl in the Polka-Dot Dress’i) yazıyordu. 1990lı yıllarda ilk aşkı olan tiyatroya dönen Beryl Bainbridge, The Oldies dergisi için tiyatro eleştirileri kaleme almaya başlamıştı. Bu yazılar 2005 yılında Front Row: Evenings at the Theater kitabında toplandı.

Aynı gün Paris’te tiyatro dünyasının en büyük isimlerinden Laurent Terzieff de hayata gözlerini yumdu. Tiyatronun toplumdaki yerini son nefesine kadar savunan efsanevi tiyatrocu sanat hayatında aldığı risklerle hergün daha da büyümüştü…

75 yaşında kaybettiğimiz büyük oyuncuyu en son 5 Haziran 2009 tarihinde Paris’te Rive Gauche tiyatrosunda görmüştüm. Tiyatro samimi, küçük ve bir o kadar da sıcaktı. Perde açıldıktan sonra her şeyi unutup kendimi kısa boylu dev aktörün avucunun içine alınmış gibi hissetmiştim…

Ronald Harwood’un L’Habilleur oyununda başrolü oynayan oyuncu bu rolüyle Nisan ayında yıllardır hak ettiği En İyi Erkek Oyuncu Moliere’ini kazandı. Yazılara ara verdiğim bir dönem olduğu için oyun hakkında yazı yazmamıştım. Tilda Tezman’ın geçtiğimiz ay Milliyet Sanat Dergisi için kaleme aldığı ve Molieres ödüllerini konu alan güzel yazısında yazarın hem Terzieff’in, hem de oyunun hakkını vermesi üzerine bu konuyu yazmaktan vazgeçtim. Ama emin olabilirsiniz ki Laurent Terzieff, Tilda Hanım’ın yazdığı kadar başarılıydı ve kazandığı ödülü hak etmişti.

‘Acı’nın Bıraktığı İzler başlıklı yazımda yılın tiyatro olayı olarak anlattığım La Douleur oyununun başrol oyuncusu Dominique Blanc da Molieres’lerde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanmayı başardı. Dominique Blanc 25 Nisan akşamı ödülünü kabul ederken yaptığı konuşmada Laurent Terzieff’e dönerek şöyle dedi, Benim için ışığın (aydınlığın) varlığısınız. Sizin gibi insanlar yüzünden kendimizi bu mesleğe adıyoruz. Size teşekkür ederim…

Teşekkür edilecek insanları kaybetmenin üzüntüsü büyük… Şair T.S. Eliot için Nisan ayların en zalimi olabilir, ama bizim için 2010’un Temmuz’u ayların en zalimi… Tiyatro, felsefe ve edebiyat sevdalısı Füsun Akatlı’yı Pazar günü, 4 Temmuz’da yitirdik. Türk yazınının tartışmasız en iyi kalemlerinden biriydi Füsun Akatlı.

Ne tuhaf, Temmuz’un bizden alıp götürdüğü Füsun Akatlı da Bainbridge ve Terzieff gibi tiyatro sevdalısıydı. Ve Akatlı da Bainbridge ve Terzieff gibi soyadını taşımayı hak eden büyük bir yazardı. Türkiye’nin önemli şairlerinden Metin Altıok’la bir evlilik yapan Füsun Akatlı evliliğiyle değil, kendi adıyla anılacak kadar büyük bir yazar, büyük bir aydındı.

Füsun Akatlı edebiyat eserlerini ‘derinlemesine’ değerlendirmiştir. Eleştiri de en üst noktaya çıkmış, donanımlı, cesur bir aydındır ve kendisi sadece ‘bir başkası’ için değil, herkes için önemli eserler bırakmıştır.

Doğan Hızlan’ın yıllar önce yazdığı gibi, Füsun Akatlı’nın denemeleri birçok denemecimizde olduğu gibi bir beyin jimnastiği değil, dil ipi üstünde yapılan düşünce cambazlıkları hiç değil, onun denemeleri, yaşamdan yola çıkılarak yazılmış ürünlerdir.

Füsun Akatlı’nın yazın eleştirisinde sadece bugünün gençlerine değil, gelecek kuşaklara da yol gösterecek büyüklükte eserler bıraktığı için şanslıyız. Beni bu büyük yazı ustasıyla tanıştırdığı için kendimi bir dostuma şükran borçlu hissediyorum. Ama Füsun Akatlı suçsuz değil… Füsun Hanım’ın suçu bizleri ansızın, bir ‘Tenha Yolun Ortası’nda bırakıp gitmek…

Arkun Demiroğlu

Gazeteport