Boyun Eğmeden, Dimdik

4 Temmuz günü yitirdiğimiz felsefeci, denemeci, edebiyat ve tiyatro eleştirmeni, gazetemiz yazarı Füsun Akatlı için Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda düzenlenen törende, Akatlı’nın ve Sivas kıyımında öldürülen şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, salondaki herkesi derinden etkileyen bir konuşma yaptı:

17 yıldır içimi dağlayan kor her yıl 2 Temmuz’da yeniden harlanır. Bu yıl 2 Temmuz günü tek dileğim, tüm yakarışlarım anneciğimin beni bırakmaması içindi. 17 yıldır ilk kez yenildim. Artık daha büyük bir acı yaşamam zannederdim, ama 4 Temmuz günü biriciğimi, hayatta en sevdiğimi, en yakın arkadaşımı kaybettim. Hayata bu kadar bağlı, yaşamayı bu kadar seven canım annemin bu kadar zamansız gidişiyle her şeyimi, içimi kaybettim. Üzüntümü tarif etmem de, paylaşmam da mümkün değil.

“Acıyla, sevgiyle ve kahramanca”, ama şu omurgasızlar dünyasında tüm acılara ve adaletsizliklere karşın ilkelerinden ödün vermeden dimdik yaşadı. Çok güçlü bir insandı. İkisi bir arada olmaz gibi gelse de, bir o kadar da kırılgan ve naif. Hayranlık uyandıracak kadar keskin zekâsı ile hayatının belki de büyük bir bölümünü kaplayan mizah gücü sayesinde daima anlamaya çalışan, affeden ve adil oldu. Hiç kimseye küsmedi, kimseyle küs kalmadı.

İki gündür sevgiyle yazıldığını bildiğim, ama birçok yanlışla dolu yazılar yayımlanıyor. Düzeltmek istediğim bilgiler var. Füsun Akatlı doçent değil profesördü. Ancak şunu özellikle belirtmek isterim ki, insanı tanımlayanın unvan değil, şu hayattaki duruşu olduğunu düşündüğü için, akademik gereklilik dışında bu unvanı hiç kullanmadı. Füsun Akatlı olmayı yeğledi.

Hayatını felsefeye, düşünceye, edebiyata ve tiyatroya adadı. Yeditepe Üniversitesi’nde felsefe değil tiyatro bölümünü kurdu. Doğuş Üniversitesi’nde sadece ders vermiyordu, kurmuş olduğu İletişim Bölümü’nün başkanıydı. 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden ayrılış nedeni, 1980 sonrası eğitim sistemine yöneltilen baskıcı yönetim anlayışı ile yan yana durmamayı tercih etmesidir. Cumhuriyete, laikliğe bağlı, yenilikçi ve aydınlanmacı bir akademisyen olarak gelecek kuşakların, aklın sunduğu değerlerden kopmadan bilgi ve ışıkla donanması için çabalıyordu. Öyle ki, yoğun bakımda canı ile uğraşırken özenerek, tutunarak ve adeta tutturarak özel bir gayretle, öğrencilerinin sınav kâğıtlarını okudu ve Cumhuriyet gazetesine yazısını yetiştirdi.

Füsun Akatlı’nın oldukları ve olmadıkları ise tamamen kendi tercihleriydi. Bugün onun bulunduğu yeri ve değerini bilmeyenler varsa, onun mütevazı, kendini öne çıkarmayan, egolardan arınmış duruşuna erişebilecek kadar derin bakmadıkları içindir. Füsun Akatlı belli mevkilere gelmek için ödün vermedi, çıkar gütmedi, boyun eğmedi, talep etmedi. Her zaman duru, kendi gibi olmayı ve sevgi dolu bir yaşamı seçti.

Anneciğim, ışığım, her şeyim, gözün arkada kalmasın. Seni sevenlerin yanına gidiyorsun. Bilge Karasu, Edip Cansever, Turgut Uyar, Nusret Hızır, Tomris Uyar, Nezihe Meriç, Bedrettin Cömert, Ruhi Su ve daha birçok sevgili arkadaşın seni bekliyor. Gözün arkada kalmasın!

Cumhuriyet