Kürtlerin En Uzun Şarkılarını Okudu

Editörün Notu: Dengbêjler yaşadıkları ya da duydukları toplumsal olayları, hikayeleri, efsaneleri bir makam yapısı içinde anlatan, hafızaları çok güçlü müzisyenlerdir. Kürt müziğinin tarihsel-geleneksel kaynakları dengbêjlerdir. Dengbêj, “sesle anlatan” anlamına gelir…dengbêj anlatımında aslolan anlatılan hikâyelerdir. Makam ise, anlattığı dünyaya girmek için bir araçtır. Makam dengbêjin hafızasını güçlendirir. Dengbêj bu makamlarla olayın atmosferini kurar ve olayın gerilimini sağlar… ondan sadece hikayeler, masallar anlatması ve kendi tarihlerini bu yolla diri tutması beklenir. Mimiklerini ve sesini kullanarak bir öyküyü temsil etmesi bağlamında dengbejlerin geleneksel Kürt tiyatrosunun kaynağını oluşturduğu kabul edilir. Bu yüzden sitemizde dengbejlerle ilgili haberlere yer vermeye özen gösteriyoruz. Dengbejlik hakkında bilgi edinilebilmek için şu sayfalara bakılabilir:Dengbêjlerde Ses Tekniklerinin Kullanımı Üzerine Bir Deneme, Cumhuriyet’ten Günümüze Kürt Müziği -2, Geleneksel Kürt Müziğine Genel Bir Bakış…

Kürt geleneksel müziğinde Epik tarzdaki şarkılarını seslendiren ve klasik dengbejliğin en önemli temsilcilerinden Momê Süleyman artık aramızda değil.

Erivan Radyosu’nun önemli isimlerinden Ezidi dengbeji Süleyman ile yaşamını yitiremeden çok kısa bir süre önce görüştük.

Derviş ê Evdi, Bişarê Çeto, Sisile gibi Kürt epik parçalarının unutulmaz sesi Momê Süleyman Kürtlerin mitolojik kahramanı Rüstemê Zal, aşkın ve yiğitliğin efsanesi Derviş ê Avdi üzerine konuştuk.

Onlar örgütsüz bir halkın çocukları olarak imparatorluklar kuramadılar ama aşkları ve savaşlarında yiğitlikleri inkâr götürmedi. Bu yüzden halk onları unutmadı, onlar için üç gün üç gece süren efsane şarkılar yaktılar.

Yaşlı dengbêj aşkları ve idealleri için kılıçları ile ordulara meydan okuyan bu kahramanların birliklerini oluşturamadıkları için çoğu zaman dramatik yâda belirsiz bir sondan kurtulamadıklarını anlattı bize.

Momê Süleyman Kürtler için geçmişte sadece ordular ve silahlar bir tehdit oluşturduğunu ama günümüzde asimilasyonunun daha büyük tehlike olarak ortaya çıktığını söylüyor.

Sisilê parçasıyla çoğu zaman Erivan radyosunun jeneriğinde yer alan ve onun sembolü haline gelmiş bir ozan. Kürtler onu uzun şarkıların dengbêji olarak tanır.

Moskova’nın güneyindeki bir küçük evde son yıllarını geçen Dengbêj Süleyman’a ‘burada ne işin var’ diye sorduğumda, ‘bir kuş sürüsünden ayrılıp rüzgâra kapılırsa artık nerde duracağını kimse bilemez’ cevabını veriyor.

DENBEJLİĞE HALKIN İÇİNDE BAŞLADIM

Ermenistan Axbaran bölgesindeki Baysız köyünde dünyaya gelen Süleyman daha sonra ovaya (İçmezin’e) indiklerini söylüyor.

Ezidilerin kendilerine ahiretin kardeşi (Brayê Axiretê) dedikleri şeyhlerinden aldığı klamlarla dengbêjliğe başladığını anlatıyor.

İlk birkaç parçadan sonra 1971 yılında Erivan’da kurulan Halk Müzikleri Filarmoni grupları içen çağrılır.

Süleyman o günleri şöyle anlatıyor: ‘Bu çalışma içinde Ermeniler, Dağıstanlılar, Aşuriler, Azeriler burada yaşayan diğer halklardan sanatçılar vardı. Burada içinde Aram’ê Tigran Xelil e Evdal’ın sazları eşliğinde iki parça söyledim. Bu parçalar Ermeni radyolarında çalındı ve büyük beğeni topladı. Bunun üzerine Yargu gazetesi benim hakkımda bir sayfalık bir yazı yayınladı. Erivan Radyosu Kürtçe bölümü komitesi beni Radyoya davet etti ve radyo stüdyosu klamları kaydettik. Tabi beğenildi,

Xelil Muratov benimle konuştu ve tüm işlerimi bırakıp hayatımı müziğe vermemi istedi. Hem bu toplulukta hem de radyoda çalışmamı önerdi. Ama ben bunu kalıcı olarak kabul etmedim. Çünkü o zaman Erivan’a taşınmış büyük bir kapalı çarşının müdürüydüm ve ailemden dolayı işimi bırakmak istemiyordum. Ama yinede daha önce uzun süre halkın içinde söylediklerim arasından 12 parçayı radyo için seslendirdim. Bunlar Kürt müzik dünyası içinde kalıcı bir yer edindi ve halen birçok radyo ve televizyonda çalınır.’

Radyo için seslendirdikleri arasında Dervişi Evdi, Bişarê Çeto, Şex Miço, Sipanê Xelatê, Rüstem’ê Zal, Sisilê’.

Süleyman, Sovyet Kürtlerinin dengbêjliğinin sadece Erivan radyosuyla sınırlandırmanın yanlış olduğunu ve geçmişte Kürdistan’da oluğu gibi dengbêjliğin halkın yaşamının bir parçası olduğunu hatırlatıyor.

HALK DİRENENLERİ UNUTMADI

İsmi yiğitlik şarkıları ile anılan yaşlı Ozan en çok etkileyen klamlar arasında Rüstem’ê Zal ve Derviş’ê Evedi olduğunu söylüyor. Kürtlerin en eski hikâyelerinden biri olan üstüne çok sayada hikâye ve klam söylenen Rüstem’ê Zal’dır.

Rüstem’ê Zal devler ve canavarlarla savaşan Kürt edebiyatının İslamiyetten öncesine dayanan mitolojik kahramandır. Kürt kimliği İranlı yazar Eli Şeriati tarafında da kitaplarında sık sık söz edilmiştir.

Kürt sözlü edebiyatının en iyi hikâye edilmiş kişiliklerinden biri olan Rustem’ê Zal aynı zamanda doğu edebiyatının en fazla işlenen ve (özellikle Farslar tarafından) sahiplenilmek istenen efsanelerinden biri haline gelmiştir. (Tabi Türk tarih kitaplarında da Rüstem Zal’ın bir Türk kahramanı olduğu öğretilmişti bizlere..)

Derviş’ê Evdi ise özünde Osmanlı seferlerini ve vergilerini eksik etmediği Zap ve Dicle boylarında yaşayan sıradan halkın Osmanlıya ve derebeylerine karşı ayakta savaşlarında gösterdikleri kahramanlıklara dayanır.

Dengbej Süleyman’ın bu konuda görüşlerini şöyle: ‘Bizim çağımızda yaşayan dengbêjlerin söylediği bazı efsane klamlar akşam başlanır sabaha ancak biterdi. Benim en çok hoşuma giden yiğitliğe övgü olan ‘Heylê le Wayê’ ve Dervişe Evdi’dir.

Öykü Evdi’nin Milan aşiretinin, Edi’nin oğlu Dewreş ile İbrahim Bey’in kızı Adulê arasındaki aşk hikâyesini anlatır. Öykünün kahramanları arasında hem sınıfsal hem de dinsel farklılıklar olması (Dewreş Ezidider Edulê ise Müslüman) Edulê’nin babasının bir dönem çobanlığını yapmış olan Evdi’nin oğludur. Savaşçı oluşu, Edulê’nin babası için çarpışması onun aşkına kavuşmasına yetmez.

Klamda askerler aşiretlerin üzerine gelirken Mir bütün aşiret liderlerini toplamış ve onlardan savaşmalarını ister. Mirin güzel kızı kahve fincanını ortaya bırakır Aşiret beylerine; bu kahveyi içip düşmanlarına karşı direnen kişiyle hayatını birleştireceğini söyler. Ama kâhyalardan biri dervişi çağırıncaya kadar kahve fincanı üç gün üç gece yerde kalır. Derviş geldiğinde içeri girer ve orta yerde duran kahveyi bir yudumda içer. O zaman mirin kızı Ezidi yiğidin gelmeden kimsenin kendi güzelliğine sahip olacak yiğitliği ve cesareti göstermediğini anlatan bir şarkı çağırır. Avdi adamlarıyla üzerlerine gelen orduyla savaşır ve onları püskürtür. Ama bu bile onların kavuşmasına yetmez.’

Bu parçadaki Adulê söylediği bu satırlar efsanedeki dramatik sahneyi anlatır.

Ezidiler bugün zılgıtlarla geldiler

Çadırımızın önüne

Sandım başarmışsın savaşı

Sevindim, güldüm, oynadım

Aynaya bakıp saçımı taradım

Beni gelin almaya

Geldiklerini sandım

Ben gelinliği düşünürken

Ölüm haberini aldım

Yıkıldım selvi ağacı gibi

HER TAŞIN ALINDA KEMİKLERİMİZ VAR

Sohbetimizde konu Ermenistan’daki Kürtlerinin Kürt klasik müziklerine olan ilgisine gelince Süleyman, ‘ülkemizden ve topraklarımızdan uzak düşmek bize acı vermişti. Askere gitmeden önce babamın piri vardı. O babamın sakalını keserdi. Babam sakaları alındıktan sonra yüzünü oradan görünen Glidağ’a dönerdi ve ‘şurası Glidağ şurası ise Sineg dağları uzanır, şurada Sineg çeşmesi var’ derdi. Oranın özlemini çekerdi. Biz Serhat’ın bir karış ötesindeydik. Ama oradan mahrumduk’ diyor.

Dengbêjliğin sonunun geldiğini söylemem üzerine, üzülerek, ‘Kürtlerin egemenlerce saklanan ve henüz yazılıp çizilmemiş birçok şeyi bunlarda saklı. Bunların kaybolması Kürt tarihinin ayrıntılarındaki birçok şeyin kaybolmasına yol açacaktır. Halk bazı şeyleri belleklerinde saklıyorlar.

Kürtlerin lideri Öcalan yakalandığında Kürt televizyonlarından bazıları bu görüntülerin fon müziğinde (benim de çokça söylediğim) Sisile şarkısı çalıyordu. Çünkü Kürtler için çok dramatikti ve kendi tarihlerindeki kara yazgılarının tekrar ettiğini düşünüyorlardı.

Ülkemizin her taşının altında katledilen babalarımızın kemikleri saklı ancak yine de bizi yok edemediler. Ama bunu asimilasyonla kolayca yapıyorlar. Eski Sovyet Kürtlerini sürgünle dağıtıp eritemediler ama bugün asimilasyonla eritiyorlar. Giyim tarzımız ve yaşam tarzımız vardı; bunlar değişti. Bunların öyle kalmasını savunmuyorum ama bununla birlikte dil ve yaşam tarzındaki aşırı değişim kimliğimizi yok edebilir.

Kürtler varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa sadece fiziksel olarak değil kendilerini kültürel olarak da korumalıdırlar. Kendi kültürlerini yaşama konusunda somut ve ulusal bir yaklaşım sergilemelidirler. Bugünkü dünya da savaş araçları gibi kültürel araçlar konusunda eşit olmayan koşullardayız’ diyor Kürtlerin en uzun şarkılarını okuyan dengbêj.

Yeni Kürt müzik bunun yerini tutar mı diye sorduğumda ise ‘ Yeni müziği kalıcılaştırmak için bir aracın fişini elektriğe takmak yeterlidir. Ancak klamlardan birinin kalıcılaşması için önemli bir insan topluluğu tarafından benimsenip istenmesi gerekiyordu. Zaman ve beğeni müziğin varlığını belirliyordu. Bu anlamda bu günden çok farklıdır. İnsanların söyleyiş amaçlarında farklılıklar vardı. İnsanlar müziği büyük bir aşkı, büyük bir üzüntüyü veya büyük bir coşku duyduğunda yaratıyordu ve kişisel bir çıkar gütmezdi. Şimdi ise bunların tersi söz konusu’ cevabını veriyor.

Gundemonline