Aç Sınıfın Lanetli Uykusu

Sam Shepard da, Ankara DT’nin sergilediği ‘Aç Sınıfın Laneti’ oyunu da biraz Amerika’ya ve/veya Amerikan filmlerine benzer. Hollywood B filmlerinin en tanıdık konularıyla örülü bir aile dramı. Ve sahnede meleyen canlı bir kuzu. Gelecek sezona geçmiş sezondan düşülen önemli bir not.

Sam Shepard Amerika’ya benzer. Biraz kovboydur biraz entelektüel. Hollywood oyuncusudur, müzisyendir, çağdaş Amerikan tiyatrosunun en önemli oyun yazarlarından biridir. Shepard’ın oyun yazarlığında çok temel bir yere sahip aile tragedyalarından “Aç Sınıfın Laneti” ise onun Amerika’ya (ve yukarıdaki benzerlik dolayısıyla da kendine) en çok benzeyen oyunudur.

Piyasa filmleriyle dalga geçmek kolaydır. Yeşilçam melodramları Türkiye’nin gerçeğe sadık bir aynası olmadığı gibi Hollywood filmleri de bize yapıntı bir Amerika manzarası sunarlar. Ama o kurguların geri dönüp gerçek yaşamı etkilemeye başladığını düşündüğümüz anda işler karışır. Gerçekten de bazı genç kızlar artist olmak üzere köylerinden kaçarlar, sonu nadiren iyiye bağlansa da başlarına filmlerde izledikleri şeyler gelir. Bazı delikanlılar uzun paltoları çekip mafyacılık oynamaya çıkarlar, bunlardan bazıları gerçekten haraç kesmeye başlar. Dizilerde âşıklar sevdiklerini hediyelere o kadar boğar ki, hediye alamayan maşuklar kendilerinin az sevildiğini hissederler. Belki Baudrillard’ın bizi inandırmaya çalıştığı gibi hayat bir simülasyona dönmemiştir. Belki Oscar Wilde’ın görmek istediği gibi, hayat sanatı taklit etmez. Ama sanatın hayat üzerinde etkisi olmadığını kim iddia edebilir.

Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Cem Emüler yönetiminde sergilediği “Aç Sınıfın Laneti”, iki sezondur çeşitli ödüllerle taltif edilerek ve sahnede meleyip duran canlı bir kuzu kullandığı için kimi zaman eleştirilerle karşılaşarak yoluna devam ediyor. Seyircinin ilgisi düşünülürse önümüzdeki sezon da sahne alacağa benzer.

Daha önce bu sayfalarda, oyunun kısa bir tanıtımını yaparken “Shepard oyunlarında dekor ve kostüm, hiçbir zaman sahnenin ve oyuncunun çıplak durmaması için değildir ve kendi adlarına söyleyecek sözleri vardır.” demiştik. Bu oyunda da sahnenin kendi partisyonu vardır. Örneğin sarhoş babanın bir önceki gece kırdığı kapının karıştırdığı ortalık, oyun ortasında bir düzene kavuşsa da sonunda yiyecek süprüntülerinin üzerine konulacak ölü bir kuzuyla çok daha dramatik bir karışıklığa uğrayacaktır. Oyunun temel temalarından ‘lanetin sürekliliği’ (bu rejide Güven Öktem’in üstlendiği) dekorda da kendini gösterir.

Oyunun bir başka önemli sahne öğesi olan kostüm tasarımı, deneyimli tasarımcı Sevgi Türkay’ın ellerine emanet edilmiş. Kâbusa dönüşmesi artık kuraldan olmuş Amerikan rüyasının sembolü olan sarhoş babanın eski kıyafetleri, oyun başında idealist özellikleriyle öne çıkan oğlun üzerinde sahneye geri döndüğünde, lanetin sürdüğüne dair hiçbir şüphe kalmaz.

Bu süreklilik fikri oyunun bütününe örülüdür. Anne Ella ve kızı Emma, baba Weston ve oğlu Wesley’in aralarındaki kişilik çatışmalarının hepsinin geçici olduğu daha isimlerinden bellidir. Sonunda hepsi, mutsuzluğun lanetinde birleşecektir.

Shepard, oyununun adını açıkça Enternasyonal Marşı’ndan almıştır. Metnin Fransızca aslı “dünyanın lanetlileri”ni, İngilizce çevirisi ise “aç esirler”i kavgaya çağıran dizelerle açılır (Türkçe çeviride bu “esirler dünyası”na dönüşmüştür.). Shepard hem açlık hem lanet temasını bu oyununun merkezine yerleştirir. Fakat bütün varlığını yarım yüzyıl boyunca Enternasyonal’in simgelediği sosyalist dünyaya karşı inşa eden Amerika’ya dair bir oyunda hem açlığa hem lanete dair gönderme simgesel düzeydedir. Gerçi bu ailenin üyeleri de sık sık kendilerini sahne ortasındaki masada uykuya teslim eder ama buzdolapları bazen boş olsa da dolabilecek durumdadır. Zengin değillerdir ama fiili açlık çekecek kadar yoksul hiç değillerdir. Zaten kimi zaman sahne yemekten geçilmez olur. Ama yine de açtırlar. Batı toplumunun evrensel tatminsizliğidir burada söz konusu edilen. Tiyatro tarihinin neredeyse başından beridir başat konularından olan aile laneti teması ise burada daha toplumsal bir boyut kazanarak adeta bir tür toplum lanetine dönüşür.

Shepard’ın topluma ve aileye dair çizdiği manzaranın Amerika’yı ve dolayısıyla Hollywood filmlerini (yahut Hollywood filmlerini ve dolayısıyla Amerika’yı) çağrıştırdığını söylemiştik en başta. Sarhoş bir baba, kocasını aldatıp mallarını ele geçirmeye çalışan bir anne. Saçma fakat ciddiyetle üzerinde durulan ‘proje’ler. Türlü türlü batıl inançlar (zombiler, ailenin kanında dolaşan nitrogliserin, regl döneminde havuza girerse bütün kanın akacağına dair uyarılar). Sürekli bir yerlere gitmeyi kuran yahut kaçmayı planlayan insanlar (kız Avrupa’ya, annesi Meksika’ya gitmek ister, babası ise peşindeki haydutlardan kaçmak için Meksika’ya gitmeyi kuracaktır.). Emlakçılar, avukatlar, dolandırıcılıklar. Arazi sahipliği. Mafyalar. Suça bulaşarak hayatını sürdürmeye çalışan, yakalandığında polislere seks rüşveti vererek kurtulan bir kız. Birden iyi insan olmaya karar veren (fakat bunu başaramayan) insanlar. Velhasıl Shepard, aslında bir aile tragedyası olan oyununu, herhangi bir Hollywood B filminde en az birkaçını göreceğimiz, Amerikan yaşamına özgü bu temalarla kurmayı seçmiş. Bir ev içi dram için ilk başta uygunsuz görünen bu öğelerin kökleri, hem oturtuldukları ev içi bağlamda hem de alındıkları kaynak olan Hollywood filmlerinde bütün sağlamlıklarıyla mevcut.

Bu filmlerin, aç sınıfı lanetli uykusunda tutan ve izleri gerçeğe bulaştığı için daha da uyanılmaz olan rüyalar olduğu düşünülürse, Shepard’ın seçiminin politik yan anlamları, oyunun ilk bakışta çağrıştırdıklarının çok ötesindedir belki

Halkbank Kültür Sanat



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: