AKM’ye Para Vermeyin ki Yıkılsın Gitsin, Yenisi Yapılsın (1)

(Emre Aköz’ün AKM ile ilgili Sabah gazetesindeki köşe yazısını yayınlıyoruz.)

Anlamsız yorumların önünü keselim: Benim gençlik/üniversite yıllarım İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) geçti. Konserler, piyesler, filmler… Her hafta sonu en az bir etkinliğe giderdik.

İnsan gençken hoşça vakit geçirdiği mekânları, yaşamı boyunca sever. Ayakta kalsınlar ister.

AKM hariç! Çünkü AKM bundan 30 yıl önce de “eskiydi”. (“Eski” eser anlamında değil; işlevlerini yapamama anlamında “eski”…)

Sevdiğimizden değil, o vakitler doğru dürüst salonlar olmadığı için mecburiyetten giderdik.

Hiçbir albenisi bulunmayan, soğuk, insana uzak, yaşamayan bir merkezdir AKM.

Yapıldığı dönemin ruhuna uygun olarak; devletçi, seçkinci, bürokratik bir anlayış egemendir AKM’ye… Otoriter rejimleri çağrıştırır.

Dikkatinizi çekerim: 30 yıl önce, sistemleri yeniyken bile AKM sorunluydu. Mesela akustiği kötüydü. (Engin Ardıç defalarca yazdı.)

Niye? Çünkü temeli 1946’da atılmış… Ancak 1969’da tamamlanmış… 1970’te solcuları suçlamak üzere derin devlet tarafından yakılmış… 1978’de yeniden faaliyete geçmiş “malul” bir merkezdi.

***
Yukarıdaki özetin de gösterdiği gibi AKM zaten yıpranmıştı, eskiydi ve eksikti.

AKM’yi baştan sona elden geçirmek de ciddi bir yarar sağlamazdı:

Çünkü dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de insanların sanat-kültür merkezlerinden beklentileri değişmişti.

Eskiden sanat; “yüce” bir etkinlik olarak görülürdü. Dolayısıyla kültür merkezleri birer “sanat mabedi” idi…

Günümüzde ise sanat “yaşıyor” ve gündelik hayatımızı “dönüştürüyor”.

O halde sanat-kültür merkezinin de bu talebe cevap vermesi gerekiyor:

* Konserden konsere, oyundan oyuna gidilip sonra boşaltılan bir mekân olmaktan çıkmalı merkez… Günün her saati insanlar orada bir şeyler yapmalı:

* Tiyatro, konser, sinema, sergi, gösteri, toplantı, konferans ve benzeri etkinliklerin yanı sıra, yemek yenen, çay-kahve içilen, sohbet edilen, kültür alışverişi yapılan bir yer olmalı…

***

İşte “Kasımpaşalı” diye küçümsedikleri Başbakan Erdoğan’ın hayali tam buydu: AKM’yi çağdaş bir kültür merkezine dönüştürmek…

(Buradaki “çağdaşlık” elbette, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin 1930 model çağdaşlığı değil, 21’inci yüzyıl çağdaşlığı!)

Erdoğan’ın hedefi, yandaki otoparkı da projeye dahil ederek, son teknolojiyle donatılmış, görkemli bir merkez yapmaktı.

Ancak bugün “Hayır” kampanyası yürüten tutucu zevat, 2005 yılında da AKM’nin yıkılıp yeniden yapılmasına karşı çıktı.

Bugünkü kaotik duruma nasıl geldiğimizi anlatabilmem için biraz ön bilgi vermeliyim…

***

Geçenlerde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın yöneticileriyle birlikteydik.

Genel Sekreter Yılmaz Kurt ve Kentsel Projeler Direktörü Sevinç Özek Terzi üstlendikleri projeler hakkında bilgi verdi.

Topkapı Sarayı’nı gezdik. Onarım, güçlendirme, temizleme ve teşhir çalışmaları süren mutfakları, köşkleri, kapıları gördük.

(Not: Dünyanın en zengin Çin ve Japon porseleni koleksiyonlarından biri bizde. Bilmiyor muydunuz? Normal çünkü “karton kutularda” saklanıyor!)

Ajans kurulduğundan beri, Ayasofya’dan Galata Mevlevihanesi’ne, Küçükyalı Arkeoloji Parkı’ndan Hasköy Mayor Sinagogu’na sürüyle projeyi üstlendi ve bunların yüzde 90’ını 2010 sonuna dek bitiriyor.

Tabii hemen yüzde 10’a dahil olan AKM’yi sorduk. Anlattılar…

Emre Aköz

Sabah