Cadı Bohçası Dertle Dolu

Kendi öyküsünden yola çıkarak sahnelediği ‘Cadının Bohçası’yla Vakit gazetesi tarafından hedef gösterilen oyuncu Esmeray, sessiz kalmayıp dava açtığını söylüyor.

Esmeray kendi hayatını konu alan Cadının Bohçası isimli stand-up gösterisi vesilesiyle Vakit gazetesince hedef gösterilmiş, haber Vakit gazetesi sayfalarından şöyle verilmişti: “Transseksüel, Kemalist ve feminist Esmeray kendi hayat hikâyesini anlatacak. Stand-up gösterisinde feminizm propagandası yapılacak, bunun yanı sıra toplumun İslami değerlerine milliyetçilik yaftası yapıştırılacak. Masum dimağları kirletecek.” Konuyla ilgili Esmeray’ın dününü ve bugününü konuştuk.

Oyununuz Cadının Bohçası gazete ve internet sitelerinde çokça konuşuldu. Neydi bu kadar tepkiye neden olan şey?

Kendi hayatımdan yola çıkarak yaptığım bir stand-up gösteri Cadının Bohçası. Bir transekssüelin Kars’tan İstanbul’a yaptığı yolcuğu konu alıyor. Karamizah tarzında, hiperaktif bir performans. Bu performansla toplumsal ikiyüzlülüğün üzerine yoğunlaşıyorum. Toplumun bize dayattığı cinsel kimliklerin mutlak olmadığını anlatıyorum. Kadınlık, erkeklik, transseksüellik yani arka sokakları görebiliyor izleyici bu performansta. Tüm bunları görünür kılmak, bunları insanların yüzüne direkt haykırmak gösterinin amacı. Aynı zamanda da bir eylem biçimi. Kadın olduktan sonra tırnak içinde olduktan sonra, feminist hareketin bir sloganı vardır: “Kadın doğulmaz olunur” diye. Gerçekten de öyle, kimse kadın doğmuyor aslında kadın oluyor.

Peki siz kadın olduktan sonra ne tür zorluklar yaşadınız?

Dayatılan toplumsal cinsiyet rolleri oluşuyor. Transseksüllerin kadın kimliğimi görünür kıldıktan sonra, etrafımdaki insanların beni şekillendirdiğini gördüm. Baktım ki irademin dışına çıkıyorum. “Kadın olunuyor” gerçekten. Bana dayatılan biyolojik olarak erkek olduğumdu. Oysa kadın ve erkek biyolojisi arasında hiç fark yok. Sadece kadın doğurgan. Eteği giydikten sonra hareket alanımın kısıtlandığını gördüm. Birdenbire “yenge” oldum. Sevgilimin arkadaşları “Yenge masayı kaldırma, belin ağrıyacak” demeye başladı. Bir hafta önce yapıyordum ama, şimdi ne oldu? Şunu anladım ki; kadın olduğu için bazı şeyler yaptırılmıyor insana, yoksa kadın her şeyi yapabilir. Tüm bunları yaşadıktan ve feminist hareketle tanıştıktan sonra toplumsal ikiyüzlülüğü insanların yüzüne haykırmak istedim.

Tiyatro oyunculuğuna nasıl başladınız?

Seks işçiliğini bıraktıktan sonra iş arama macerasına başladım. Tiyatroya Cadının Bohçası’ndan önce de ilgim olmuştu. MKM’de tiyatro, Türkçe ve Kürtçe dersler aldım. Niye işim oyunculuk olmasın dedim. Amargi’nin kurucu üyelerindenim. Amargi’yi kurduktan sonra sanatın da erkeklerin elinde olduğunu gördüm. Dario Fo’nun Tecavüz ve Yalnız Kadın oyunlarını inceledim. Rengahenk Sanatevi’nde oynamıştım.

Rengahenk’ten sonra Cadının Bohçası’nı Kumbaracı 50’de oynadınız.

Evet, sezon bitince maddi olarak sıkıştım. Oyunların kendini var etmesi ve benim ayakta durabilmem için arkadaşlardan ricada bulundum. Amargi’deki arkadaşlarla konuştuk, Ayça Damgacı’dan bir öneri geldi, diğer arkadaşlar da Kumbaracı’da olsun deyince orada oynadım. Toplu gösterim oldu, üç oyunu da sergiledim. Yazın tiyatro sezonu bitiyor, ama salon doldu taştı. 100 kişilik salona 148 kişi zor sığdırdık. Tepkiler de çok güzeldi. Biraz da şımardım hatta.

Vakit gazetesi epey eleştirmiş, bu konuda bir girişiminiz oldu mu?

Vakit’i çok fazla dikkate almıyorum ama hedef göstermeleri kötü. Şöyle demişler: “Kemalist, transseksüel ve feminist…” Küfür gibi. Halkın millî, dini duygularını bilmem ne yapan şeyler yaşıyormuşum. Hüseyin Üzmez gibi bir vakaya sahip çıkan bir gazete, ne beklersin bunlardan. En güzel eylemi izleyici gösterdi, oyuna gelip tepkilerini gösterdiler. Ama sessiz kalmamak da lazımdı, dava açtık ve savcılığa suç duyurusunda da bulunduk.

Transseksüel örgütlülüğünüz var mı?

Kadınlar ne kadar eziliyorsa, işçiler ne kadar eziliyorlarsa ne kadar örgütlülerse bizler de o kadar örgütlüyüz. Bu toplumun içinde yaşıyoruz çünkü.

Sinema filminde oynamak ister misiniz? Bu konuda herhangi bir girişiminiz var mı?

Aslında böyle teklifler geldi. Son zamanlarda transseksüeli oynamak biraz moda gibi oldu. Mahsun Kırmızıgül’den teklif gelmişti, Güneşi Gördüm’de oynamam için kabul etmedim. Tiyatroda, sinemada bir “gay” karakteri var ya, hep onun üzerine gidiliyor, yeter artık! Niye normal giyinen, polis olan, asker olan, işadamı olan, kalkıp işine giden ama aynı zamanda gay olan, lezbiyen olan tipler neden yapılmıyor?

Hep kadın karakterler mi canlandıracaksınız?

Bir erkeği oynamak istemem. Feminist bir teoriyle bakıyorum her şeye.

ESRA KARATAŞ

Taraf