Evet ile Hayır

“(…) Sadece evetle hayır arasındaki ufak çizgicik yüzünden. Evetle hayır, yüzbaşım! Acaba suç evette mi, yoksa hayırda mı? Düşüneceğim bunu.”

Bir sevmeyenimmiş meğer (olur olur), yazacaklarımı duymuş da kulaktan kulağa, şunları demiş: “Bu yazar kılıklı kişi ne yani yazacaklarına bir kılıf takıp “evet”le “hayır”a, 12 Eylül’deki halk oylamasına mı gönderme yapmak istiyor aklı sıra?!” Der ya; o bir söz dalaşı (polemik) ustası. Bak şu işe; ben neyi mutlaklaştırmışım ki, o üretmiş de üretmiş: “Evet’li hayır”lı bir oylama gündemde olunca bu sözcükler dolayımında neler geveleyecekleri geliyor usuma! “Evet” nedir? Nedir “hayır?” Kesin bir “evet”le, kesin bir “hayır” olabiliyor mu yaşamda? “Evet”in içinde “hayır” yok mu? “Hayır”ın içinde “evet”-evetcikler? Neyin ufak çizgiciği? Neyi idealleştiriyorsun sen?!” Ne de uydurma! Ben bunları demiyorum ki! Yukarıdaki alıntı Büchner’in Woyzeck’inden; o böyle diyor oyunda ve felsefesi başka (Türkçesi: Hasan Kuruyazıcı)

Yine başımızdan büyük bir işe girişmişiz 1992-93 döneminde ve Büchner’in bu ünlü yapıtını Woyzeck ya da Boğulma adıyla sahneliyoruz Muammer Karaca Tiyatrosu’nda. Zor mu zor bir oyun. Yazınsal danışmanımız Prof. Dr. Şârâ Sayın olmasaydı ne yapardık bilmem?! Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada Büchner üzerine yapılmış en yetkin değerlendirmeleri-yorumları kapsayan kitabı Devrimci Dram Yazarı Georg Büchner’in (İlk baskı: 1966, ikinci baskı: Multilingual, 1999) özetlenmesi olanaksız burada. Henüz okuyamamışsanız, 24 yaşında öldüğünde geride bıraktığı birkaç yapıtla çağdaş yazına-düşüne katkılar sağlayan Büchner’i okuyup üzerinde düşünebilmeniz önemli olabilir belki, söz aramızda?!

Woyzeck, ağır koşullarda çalışan, küçümsenen, alay konusu olan, elverişsiz ekonomik koşullarda yaşayan sıradan biri.. Sevgilisi Marie başka birisiyle olunca yaşama nedenini yitirir ve onu öldürür, kendisini de göle atar boğulur. Büchner, bu oldukça yalın öykü kahramanına çağının olduğu kadar, çağımızın da evrensel pek çok çelişkisini yükler. Woyzeck, ahlakı soyut bir erdem anlayışına indirgeyen çevrelerce erdemsiz olmakla suçlanır. Hem evli değildir hem de Marie’den olan çocuğunu vaftiz ettirmemiştir kilisede. Horlanır, itilir kakılır. Ancak Büchner’in oyunda somutlaştırmak istediği şey zengin-yoksul, iyi-kötü karşıtlıkları değildir yalnızca. Woyzeck’in dramı; toplumda gittikçe güçlenen kurum-kişilerin, görünür-görünmez baskılarıyla ezilen; yalnız çevresine değil, kendisine de yabancılaşan birinin dramıdır. Prof. Dr. Şara Sayın şöyle diyor: “Büchner’in dünyası devrik bir dünya, illusionsuz, çıplak gerçeklerin dünyası.. Büchner’in, sahneleri gibi görüşleri de, ne nedensellik zincirleri, ne de ereklilik ilkeleri ile birbirine bağlıdır. Her görüş o an ile ilgili, o anın uyardığı bir görüştür. Geçmiş ve gelecekle ilgisi yoktur. Bu karşıt görüşler, sadece an’ın etkilerine açık olan kahramanın şahsında birleşirler. Hiçbir görüş, mutlaklaşıp, mutlak geçerliği olan bir ‘ide’ özelliğini kazanmaz. Bir kaos olarak algılanan, değeri ve anlamı bir ‘ideal’ olarak verilmemiş bu dünyada, Büchner’in kahramanları bu anlamı her an kendi başlarına yeniden aramak, gerçekle pençe pençeye, onun peşinde koşmak zorundadırlar. Krapp’ın deyimiyle, Büchner’in kahramanları, bu dünyanın anlamını, onu yeniden bulmak için kaybetmişlerdir: Hiçlik, üstesinden gelinmesi için vardır.”

Nice uzun, mutlu yıllara sevgili Şârâ öğretmenim. Bu yazının da amacı buydu bir tek: size bir merhaba diyebilmek, sevgilerimi saygılarımı sunabilmek.. Ne ki saptıranlar var, değil mi ufaklık? Hep okuturum, soruyorum yine: “Yazı nasıl olmuş?” “Karışık.. Anlamadım pek!” “Neyi?” “Sen şimdi birisine mi kızdın?” “Yok da, yakında hani “evet”le “hayır” var ya..” “O ne?” “Ne demek ne.. her konuyu konuşuyoruz ve değinmiştim buna da, anımsa! Yahu, artık bebek değilsin; anayasa değişikliği için halk oylaması yapılacak yakında..” “Banayasa mı?” “Hayır efendim, senle ilgili değil, saçmalama..” “Söylemedin, o ne bilmiyorum” “Anayasa..” “Dur, yoksa anamla mı ilgili bir şey?” “Sus da biraz dinle babanı” “Ha babayasa..” “Dalga mı geçiyorsun benimle.. delirtme insanı, bu öyle ana baba işi değil.” “Ne peki?” Şimdi gel de ona anlat babayasayı.. şey yani, anayasayı.. “Sana okul için sözlük aldım mı?” “Aldın.” “Ne yazar orada bilir misin?” “Bakmadım ki..” “Git bak..” İsteksizce doğruluyor yerinden.. Ben ne yapacağım bu ufaklığı, ey halkım?!

evetbenim.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: