ÖKM Kapatılamaz!

(Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin, İstanbul Üniversitesi yönetiminin Öğrenci Kültür Merkezi’ni kapatma kararına karşı  kaleme aldığı bildiriyi yayınlıyoruz.)

İstanbul Üniversitesi Yönetimi’nin Öğrencilerin Ortak Sanat Alanını Kapatma Girişimini Kınıyoruz.

Türkiye; referandum telaşına Brecht’in “Evet Diyen. Hayır Diyen.” oyunu kıvamında bir kutuplaşmaya gidedursun, üniversite idareleri kulüp faaliyetlerine, “Hayır” diyerek, ket vurma çabasından vazgeçmemekte ve antidemokratik tutumun ürünü olan eylemlilikler sergilemektedir. Üniversite idarelerinin engellemelerinden özellikle sponsorsuz yürütülmeye çalışılan sanatsal faaliyetler de nasiplerini almaktadır.

Geçtiğimiz yıl içerisinde üniversiteli pek çok tiyatro grubu engellemelere maruz kaldı. İTÜ’de Taşkışla Sahnesi’nin sahne talebi reddedildi, öğrenciler tozlu koridorlarda oyunlarını sahnelemek zorunda bırakıldı. Bunun yanında Anadolu Üniversitesi’nde yeni yapılan, idarenin “göz bebeği” öğrenci merkezinin, öğrenciler tarafından kullanımı kısıtlandı. Bunun sonucunda ise üniversitedeki dört tiyatro topluluğundan biri olan Yaşayan Tiyatro, çalışmalarının pek çoğunu sahip oldukları “öğrenci kültür merkezi” yerine, “okulun bahçesinde” yapmak durumunda kaldı.

Şimdi de üniversite Tiyatrolarının sahne alamama, kapatılma sorunlarına İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM)’nin kapatılma kararı ile bir yenisi daha eklenmiş oldu. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü duyurdukları basın açıklaması ile, ÖKM’yi “Uzaktan Eğitim ve Açıköğretim Fakültesi” haline getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Her ne kadar bunun son çare olduğunu ifade etseler de planlanan tasfiye işlemini hızlıca icra etmeye başladı. İdareye ait demirbaş eşyaların taşınmasıyla başlayan işlem; öğrencilerin kullandıkları tüm malzemenin de sokağa çıkarılmasıyla sona ereceğe benziyor. Tasfiye işlemlerine ilk olarak, ÖKM kütüphanesinde yer alan kitapların çöp kamyonlarına yüklenerek başlanması, hali hazırdaki gerici zihniyetin temel jesti olarak karşımıza çıkmaktadır. Beyazıt’ın ve İÜ’nün, İstanbul’da merkezi bir konumda bulunması ve burada çok da “önemli olmayan!” kültürel, sanatsal faaliyetlerin gerçekleştiriliyor olması, rektörlüğün heyecanının ve hızla eyleme geçirdiği projesinin sebebi olarak düşünülmektedir. İstanbul’da yer alan tek öğrenci kültür merkezi olan İÜ ÖKM’nin tasfiyesi ile birlikte öğrenciler, rektörlük tarafından akıl dışı bir öneriyle karşılaşmış ve hiçbir alt yapı imkanı tanımayan fakültelerdeki herhangi bir odaya 2 saatlik kullanım süresi ile taşınmaya zorlanmıştır. Zaman ve mekan kısıtlaması ile kültür ve sanat faaliyetlerini ekonomik çıkarlar uğruna likide eden rektörlüğün bu tutumu hiç de yabancı değildir.

Son dönemde artış gösteren kültür ve sanat faaliyetlerine yönelik engellemeler; etkinliklerine sponsor araması teşvik edilen kulüpler; öğrencileri kültür merkezlerinden uzaklaştırmaya ve izole edilmeye çalışan antidemokratik jestler gösteriyor ki İstanbul Üniversitesi’nin tavrı, günümüzde ana akım siyasetin de kapıldığı rantçı ve neoliberal politikalardan bağımsız olarak ele alınamayacak durumdadır. Ekonomik değeri yüksek olan kent merkezi arazilerinin kullanılmasına yönelik projeleriyle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi; üniversiteleri şehir dışına taşınmaya zorlamaktadır. Aynı rantçı yaklaşım üniversitelere de sızarak, kampüs öğrenci kültür merkezlerine “daha önemli!” işlevler yüklenecek fonksiyonlar getirilmesini tetiklemektedir.

Ülkeyi ve toplumu değiştirecek, dönüştürecek iradeyi, azmi, eleştirel bilinci ve alternatif düşünceyi yaratması gereken üniversitelerin; hızla, ana akım politikalara ve sermayeye kapılan kurumlar haline dönüştüğü gözlemlenmektedir. Üniversitelerin bu dönüşümünü kınamak artık tek başına yeterli olamamaktadır. Doğrudan eyleme ve müdahaleye duyulan ihtiyaç gittikçe artmaktadır.

Bu nedenle aydınlanma yolunda ilerleyen demokratik üniversiteler için, konuya duyarlılık gösteren herkesi, neoliberal politikalardan beslenen bu gidişata “DUR” demek için, harekete geçmeye davet ediyoruz.