Yoksullaşmış Hayatın Tepkisi

(Tiyatro eleştirmeni Metin Boran’ın Evrensel gazetesinde yayınlanan köşe yazısını yayınlıyoruz.)

Bu yazı öncelikle yoksul halk çocuklarının gizli bir el tarafından çapulcu ve güruh olarak sokağa çıkarılması ve saldırgan bir tutumla gündelik yaşamı çalkantılı hale getirmesi üzerine kurgulanan bir yazı. Yazıda etnik, millyetçi, ırkçı ve faşist odaklar göz ardı edilmeden sorunu toplumsal bağlamda irdelemek ve bu doğrultuda saldırgan grupların politik psikolojisi üzerine nesnel çıkarsamada bulunulmaktır.

Son günlerde ırkçı bir içerikle tehlikeli bir boyut kazandırılarak yaygınlaştırılmaya çalışılan sokak saldırıları aklı selim herkesi kaygılandırması gerekirken, Türki söylemi içselleştirmiş medyalarda hezayanla soruna yaklaşan absurd söylemler prim yapmaya başladı. Konuşmacıların bu tutumları; etnik husumeti, ayrışmayı ve bir halkı ev sahibi yaparken diğer etnik unsurları ötekileştirerek kıyıya atmayı da gizliden öğütlüyor.

Soruna yaklaşırken ortaya attıkları söylem ve yorumların şimdilik en açık anlamı, birlikte yaşama ve kaynaşma kültürünü dinamitleyerek sabote ettikleri. Ancak bu akademisyen, siyaset bilimci ve emekli general kılığında medyalardan evlere davetsiz olarak gönderilen -bu kerameti kendinden menkul, “organları yer değiştirmiş olarak konuşan” zatlar- (ki bu zatları bir psikiyatrist mutlaka çözümlemeli) güncel meseleleri ‘dünyalık küçük avantalar’ için subjektif ( taraf’lı) olarak yorumladıklarından toplumun kafasını karıştırdıkları gibi aynı zamanda bu ırkçı kalkışmaya taraftar kazandırdıklarının da ayrımında değiller.

Öncelikle son yıllarda iyiden iyiye artan işsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizlikle yoksullaşan halk boşta bırakılmışlık duygusu ile bir yandan yabancılaşma sorunu yaşarken aynı zamanda aidiyet arayışında da yörüngesini yitirmiş durumda. Küçük kentlerde göçle birlikte başlayan yaşam uğraşı onları kenar mahallelerin ayrıştırılmış evlerine kapatırken, bu sıkıştırılmışlık duygusu onlarda bir yandan özgüven yitimine neden olurken diğer yandan da dışlanmışılık duygusunu körüklüyor. Yaşama ilişkin umutları yavaş yavaş tükenen ve toplumun en alt gelir gurubunu oluşturan bu kesimlerin öfke, nefret, kin ve öç alma duyguları daha da keskinleşiyor ve ilk fırsatta nedenini sorgulamadan sokağa fırlıyorlar. Bu öfke yükü ile sokağa çıkan insanlar kendileri gibi yaşayan ve aynı şeylere öfke duyan ve aynı dertleri yaşayan sınıftan insanlarla kolay bir biçimde bir araya geliyor ve saldırganlıkları birbirinden güç alarak artıyor.

Sıkıştırılmış, dışlanmış ve ayrıştırılmış duygusu ile yaşayan ve geleceğe ilişkin umutları tüken bu yoksul halk çocukları vatan, bayrak, toprak, ahlak ve namus gibi soyut kavramların ardına düşerek saldırgan tutumunu, yağma ve talan duygularını yaşıyor. Bu türlü duygularla ortalıkta serseri mayın gibi gezinen güruhun mensuplarını soyut değerler etrafında örgütlemek daha da kolaylaşıyor. Güncel olayların da etkisi ile toplumsal psikolojileri altüst edilen bu yoksul kesimler bir travma ile nereye, neden yöneldiklerinin ayrımında olmadan ve yaptıkları eylemin kendi yaşamında bir düzelmeye yol açmayacağını fark etmeden sokağa çıkıyor ve hedef olarak gördüğü ‘düşmana’ zarar veriyor ya da imhaya yöneliyor.

Sonuç olarak yoksullaştırılmış, yabancılaşmış ve özgüvenini yitirmiş bir toplumun; evde, sokakta ve işyerinde nasıl bir tepki ile ortaya çıkacağını kestirmek şimdilik zor görünüyor. Toplumun politik psikolojisini belirleyen medyaların ve siyasetçilerin söylemlerine dikkat etmeleri toplumun bütün kesimlerinin bir arada yaşama ve kardeşlik kaynaşması için hayati önem taşıyor. Yarın çok geç olabilir.

Evrensel