Başkanın Vicdanı

Zafer Diper

Hamlet, bizde oldu Hamxlet (uluslararası bir şirketin adı), kral da o şirketin başkanı.. Günümüze koşutlanan, benzeşik ama değişik bir yaklaşım; doğal olarak bir yanıyla Shakespeare’den “uzaklaşan”, bir yanıyla da “o olan” incecik bir çizgide dengelenerek yürüyen-yorumlanan oyunun çıkması yakın, eli kulağında.. Bittik tükendik çalışmalardan; okumaktan, düşünmekten-tartışmaktan, provalardan aylar ve aylarca ki öldürücü de olsa bu işin güzelim yanı; ama bir de var ki maddi yanı: başta sahne düzeni, irili ufaklı 110 adet aksesuar, 32 adet giysi vd, ki bu da hiç şakası olmayan başka bir öldürücü yan.. Paralar, borçlar bulunup duruyor, yaşama tutunmak var ya, sağ kalmak, olayı somutlamak için.. Peki, oyun başladı; iyi de ana sorun “sonrası?”.. Herkes gelip izlesin istemini taşısak da öyle değil..O zaman hedef kitlemiz kim? “Halkın tiyatroya ilgisi” gibi genel geçer bir yaklaşımı yadsıyarak, halkın hangi kesimlerinden ağırlıklı bir izleyici kitlesi oluşacak diye sorgulasak? O zaman karşımıza çıkan çizelge şu: Bireysel anlamda ele alırsak: Gençlik (işsiz gençler, okuyan gençler-Üniversiteli öğrenciler), Çalışanlar, Öğretmenler ve Memurlar ve Emekliler (bunları da içlerinde çeşitli bölümlerle ele almak olası) sosyal ve ekonomik konumlarıyla-düzeyleriyle ne durumdalar?.. Zorunlu bir gereksinim mi sanat?! Öncelikle 20-25 TL. verip bir oyunu izleyebilecekler mi bir özel tiyatroda; haksız ticari rekabetin kurbanı olan bizleri? Öyle ya 4-5 liraya Devlet ve Şehir tiyatrolarında bilet ücreti varken.. Soruyorsun kişiye: “Özel tiyatrolar üzerine ne düşünüyorsun?” İlk ve doğrudan yanıt: “Çok pahallı!” Anlatsan da nedenlerini, gerekçelerini, diller de döksen boşuna; doğru ya bak sen sonuca: “çok pahallı..” Kitlesel anlamda ele alırsak; yukarıdaki kesimlerden ya da kimi kesimleri birleştiren bir örgütlenme-örgütlü izleyiciden söz etmek gerek; bizim için de izleyici olması gereken demokratik kitle örgütleri bağlamında; kuruluşlar, dernekler, sendikalar.. Yarattığımız sanatsal bir ürünle bir işe yaramak amacı ve düşüncesindeysek, dünyayı değiştirecek güçte değilsek de bir karşıtçılık (muhalefet) olgusu varsa, ona önemli bir ivme sağlayabilecek güçteysek , bize sanki en yakın duran, ama en uzak kalan: sendika.. Bireyi bireyleştirmeyen bir örgütlenme? Eğitimi, kültürü, sanatı günümüz küreselleşmesi olgusunda ona karşı duruşu sağlayan bir yapılanmada, o hamurda yoğuramazsak ve sömürülen olarak, sömürüye karşı silahlanıp kuşanacak bilgiyi-bilinci sağlayacak bir birliktelikte, örneğin sanatın-tiyatronun dili-aracılığıyla bir arada değilsek, bizim anladığımız anlamda ne işe yarar sendika ve nedir işlevi?!.. Sendikaların bir bölümünde kültüre-sanata ayıracak para da var. E o zaman? “Gel kardeşim, kaç para bu oyun (ama “o” oyun)”; “dört kuruş..” “Peki al sana beş kuruş..” Her bir bileti ver her bir işçi kardeşime ücretsiz ve de “gidin izleyin!” de ve ekle: “kültürün artsın, öğren, gör sanat ne, dal bir içine; duy-duygulan-düşün; bunlar insan olmanın bir parçası değil mi, tiyatro da bunun bir aracı?!..” Oyun çıksın, 12 Eylül öncesi ve sonrası karşıtlamalarına girmeden gideceğim DİSK’in kapısına.. Hem var et, hem kotar, sonra da yalvar yakar: ne olur gelin bu oyuna! Şimdilerde böyle.. Olsun, dayanacağım DİSK’in kapısına, çıkacağım başkanın karşısına ve o anda biliyorum içimden – Hamxlet’teki- içeriği aynı olmasa da, düşündürücü- şu satırlar geçecek:

“Tiyatroyu bir kapan gibi koyup önüne,

Başkanın vicdanını sıkıştıracağım içine.”

Evetbenim.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: