Deniz Gezmiş ve Jan Ullrich

(Aydan Çelik’in 18 Kasım 2010 tarihli Taraf gazetesinde yer alan köşe yazısını yayınlıyoruz.)

Geçen cumartesi çok ilginç bir gösteri izledim.

Garajistanbul ve Theater Freiburg’un/ Türk-Alman Tiyatro Pazarı’nın birlikte kotardıkları Kabine’den (Cabinet) söz ediyorum.

Türkiye’den ve Almanya’dan ikonları aynı sahnede buluşturan oyun, birçok açıdan ilgi çekiciydi.

İkonların hepsi hayatımızı doğrudan ya da dolaylı etkilemiş şahsiyetlerdi.

Goebbels’ten Ziya Gökalp’e, Turgut Özal’dan Helmut Kohl’e, Heidegger’den İhsan Doğramacı’ya, Bülent Ersoy’dan Marlene Dietrich’e kadar yığınla isim, sahnede arz-ı endam eyleyecekti.

Oyunla ilgili basın bülteni posta kutuma düştüğü anda bir isim özellikle heyecanımı arttırdı. Bu coğrafyada pek tanınmayan Jan Ullrich’ten söz ediyorum. Ahalinin ekseriyeti bilmez ama Şeytan Arabası’na muhabbeti olanların yakından tanıdıkları bir isim Ullrich.

Bisiklet tarihinin en özel yeteneklerinden biriydi ‘Genç Jan’.

24 yaşında Fransa Turu’nu kazanmıştı. Bu Almanya tarihinde daha önce olmuş bir şey değildi. Çocukluğu Doğu Almanya’da geçmiş bir sporcunun başarısı sadece Batı Almanya’nın değil, kapitalizmin reel sosyalizm karşısında kazandığı moral üstünlüğün göstergesi gibiydi.

Ne var ki çok zaman geçmeden Jan’ın başarısının bir Pirus zaferi olduğu anlaşıldı.

Mallorca’da patlak veren ve başrolünde doktor Efemiano Fuentes’in oynadığı soap-operada onun da küçük bir rolü vardı.

Bisikletçiler için tırmanışlar her zaman zordur. Zirveye ulaştıktan sonra sahip olduğunuz iniş tekniği genel klasmandaki yerinizi belirlemek açısından önemlidir.

Jan’ın iniş tekniği iyiydi; ama sadece sele üstünde. Hayatta ve hatta piyasada iniş tekniğine iyi çalışmamıştı. (Belki de kapitalizmin şatafatına kapılıp hesapsız kitapsız yakalandı; bilmiyorum. Zira onunla birlikte Mallorca skandalına yakalanan bir sürü bisikletçi geri döndü. Örneğin İvan Basso. Döndüğü yetmedi, bir de bu yıl İtalya Turu’nu kazandı. Jan’dan bir yıl önce Fransa Turu’nu kazanan takım arkadaşı Riis de öyle. Hem doping yaptığını dalga geçer gibi kabul etti. Hem de halen bisiklet dünyasının en havalı adamlarından biri.)

Kabak Marco ile Jan’ın başına patladı. Marco Pantani bir otel odasında intihar etti. Jan ise Burn-Out (tükenmişlik) sendromuyla boğuşmakta.

(Her iki şampiyonun da unvanları geri alınmadı. Evine sarı mayoyla dönen bisikletçiler listesindeki adları baki. Biliyorsunuz Floyd Landis’in 2006’da kazandığı birincilik elinden alındı, ikinci Oscar P. Sio şampiyon sayıldı. Aynı şey bugünlerde A.Schleck için söyleniyor. Ama genç Lüksemburglu, Contador’u yolda yenemedikten sonra sarıyı böyle elde etmenin bir anlamı olmadığını belirtiyor.)

Ullrich ise başından beri ülkesinde kendine sahip çıkılmadığını özellikle federasyonunun onu açıkta bıraktığını söylüyor.

Bu cümleleri duyunca insanın aklına Greame Obree’nin hayatını anlatan Uçan İskoçyalı filmi geliyor. İzleyenler Obree’nin bisiklet oligarşisine karşı mücadelesini hatırlayacaktır.

Genç Jan’ın acılarını yazacak yeni bir Goethe çıkar mı bilmem ama gün gelir belki bir bisikletsever yönetmen Obree gibi onun da hikâyesini anlatır…  

Garajistanbul’da o gece

Jan ile ilgili malumatları verdikten sonra dönelim Kabine’ye.

Gösteri hakikaten kabinlerde başlıyordu. Oyunda ismi geçen her ikon için küçük bir kabin yapılmıştı. Daha sonra kabinler kalktı ve gösteri başladı. İlk bölümde Türk oyuncular Alman ikonlarını anlatmaya başladılar. Jan da onlardan biriydi ve mağdur hanesine kaydedilmişti.

Anladığım kadarıyla ikinci bölümde Alman oyuncuların canlandıracakları Türk karakterler içinde onun ‘dengi’ olarak Tanju Çolak seçilmişti.

Lakin oyunun ikinci bölümünün tamamını izlemek mümkün olmadı. Alman oyuncuların Türkiye hakkında sordukları sorular, izleyiciler arasında bulunan tiyatrocu Zeliha Berksoy’un tepkisini çekti. Berksoy yapılanların maksatlı ve yanlış enformasyona dayalı olduğunu söyledikten sonra oyunu terk etti. Alman oyuncular oyunun zaten sonuna geldiklerini belirterek devamını getirmediler. Dolayısıyla Tanju Çolak faslını da izleyemedik.

Onlar Jan’ın hikâyesiyle Tanju’nun hikâyesini benzeştirmiş olmalılar. Ama benim kalemim Deniz ile Jan’ı birlikte anmak istedi.

Zira ikisi de idam edildiklerinde aynı yaştaydı…

***

MERAKLISINA: Oyun ve sonrasıyla ilgili gelişmeleri merak edenler, Levent Soy’un www.mimesis-dergi.org’taki yazısına bakabilirler.

Aydan Çelik

Taraf