Fuarda F451

Zafer Diper

“Kitap Fuarı yanıyor!” diye fırlıyorum yataktan kan ter içinde. “Ne oldu?” diye uyanıyor bizim ufaklık hemen. Şöyle bir kendimi toparlayayım istiyorum önce, sonra da anlatmak istiyorum uykudaki karabasanımı ivedilikle: “F451’i anımsadın mı? İtfaiyecilerin kollarında vardı bu simge… Hani ellerindeki ateş püskürtücülerle…” “A, evet, o filmde kitapları yakıyorlardı.”

“Truffaut’un filmiydi o; Bradbury’nin Fahrenheit 451 adlı bilimkurgu yapıtından esinlenerek çekilmişti. Biz, ikisinden yararlanarak F451 adlı bir oyun yapmıştık…” “Bak, onu bilmiyorum.” ”Daha da bir ufaktın, ama izlemiştin.” “Yaa?” ”Bakıyorum tiyatro olunca, sende bir unutkanlıktır almış başını gidiyor.” “Dedin ya, küçücükmüşüm!” Bilgisayara giriyorum; kimi yazıları okumalıyım bizim ufaklığa:

“Kitap kağıtlarının tutuşup yandığı sıcaklıktır Fahrenheit 451. İtfaiyeciler yangın söndürmek yerine, yapılan ihbarlar doğrultusunda- kitapları yakmakla görevlidirler artık. Ülkede ucuz çizgi roman, eski iyi itiraflar ve ticaret mecmuaları dışında kitap okumak, kitap bulundurmak yasak ve büyük bir suçtur… 2039 yılında geçen oyun, gerçekte günümüz dünyasının faşist düşünce yapılanmasını çok güzel ortaya koyuyor. Yaratıcı ve üretici insan düşüncesine karşı tutucu, kalıpçı ve yaratıyı yok edici düşünce biçimini bizlere “düşündüren, sorgulatan” repliklerle sergiliyor… Devlet kurumlarının da yönetimlerce nasıl faşist emeller aracı olarak kullanıldıklarının altını ustaca çiziyor. Görevi yangın söndürmek olan itfaiye, oyunda faşist yönetimin kitap yakma aracı durumuna gelmiştir ve kitapları toplayarak yakmaktadır…” “Pek beğenilmiş tiyatro..” “Geçti gitti o oyun; bunları biraz bilgilenesin diye okuyorum..” “İyi de artık kitap falan yakan yok ki!” “Sen öyle san! Kitap yakma tarihi matbaanın icadından çok daha eskilere dayanıyor. MÖ. 605’de ilk yakma eylemini görüyoruz..” “Geçmişte kalmış işte!” “Harry Potter…” “Ben çok severim Harry Potter’ı..” “Senin o çok sevdiğin Harry Potter kitapları şeytani bulunarak ABD’de kalabalıklar tarafından törenlerle yakıldı 6 Ağustos 2003’te… Aynı yıl ABD, İngiltere, İtalya, İspanya, Danimarka, Avusturya, Polonya, Ukrayna ve Estonya gibi ülkeler el ele-birlikte Bağdat’taki Irak Ulusal Kütüphane ve Arşivi’ni bombaladı. Kütüphanede, bir milyon kitap ve yirmi milyon belge bulunmaktaydı.. 5 Mart 2004, Kanada’nın Montreal kentinde, bir okulun kütüphanesi tamamen yakıldı.. Al sana, yakın tarihlerden birkaç örnek…” “Çok yakında da olmuş, gerçekten..” İşin özeti: “Önce düşünceyi yakmalı!” Karşı durulan kitap yakma değil tek başına; özü: düşünce… Buyurgan bir dizge (sistem) çıkarlarınca, düşüncenin yok edilmesini sağlamak…

Tansu Bele ne diyor yazısında: “İnsan ne zaman insanlaştı? Dili olduğu zaman. Düşüncelerini dile getirdiği zaman. Dilin yazıya dönüşümüyle de düşüncelerini somutlaştırdı. Kitap dilin uzantısıdır, insanın yazılı belleğidir. İnsan düşüncesini o aynada mühürler, sonsuzlaştırır. Kitap olmazsa düşünce uçar gider.” Bizimki işkilleniyor: “Şimdi de olur mu, yakarlar mı yoksa kitap fuarını; öyle bir şey… Bir daha?” “Yazanlar çizenler tutukevlerinde günümüzde de…” diyorum. “Ooo, sen de daldan dala atlayıp duruyorsun..” diyor. “Ama aynı ağacın dalları ufaklık!” “E, ne olmuş?” “Sen şimdi ağaca çıksan, daldan dala atlarken bir dal kırılsa ne olur?” “Cumburlop, aşağıya…” “Düşersin yaa!” “Evet, doğru, düşerim..” Bir sessizlik giriyor aramıza… Uzun uzun düşünüyor bizim ufaklık…“Hadi yatalım,” diyorum sonra, “yarın İstanbul Kitap Fuarı’na…”

evetbenim.com

*Yazarın isteği nedeniyle yazı yoruma kapalıdır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.