Hawking ve Bedrettin Aynı Noktadır

Tevhid ’Birlik/Oneness’ çağdaş gösterisi için 30 yıl aradan sonra köyünün yolunu tutuyor Şule Ateş. İstanbul’da doğup büyümüş bir sanatçı olarak akrabalarından, komşulardan, Alevi Dedelerden hikâyeler dinliyor. Çocukken yaz tatilinde gittiği yerlere, büyümüş olarak yeniden bakıyor. Dayısının evi yıkılmış, betonarme bir ev olarak yeniden yapılıyor. Kerpiç evler teker teker betonlaştırılmış… Dikkatini çeken değişikliklerden biri de, çocukken şort ve tişörtle girdikleri köyün sulama havuzunda bikiniyle yüzen gençler. Eskisi kadar çok söylenmeyen Alevi türkülerini de unutmayalım. Ateş’e göre bunun sebebi, solculuğun Aleviliğe ağır basması ve Dersim katliamı sırasında yaşlıların öldürülmesiyle kesilen kültürel bağ. Şule Ateş’in bu bağı yeniden keşfetmesinde Erdoğan Çınar, İsmail Kaygusuz, Esat Korkmaz gibi yazarların, Alevilik üzerine yazdıkları kitapların payı büyük. Bu yazarlar, Ateş’in deyişiyle Aleviliğe sadece dini bir öğreti olarak değil, yeni ve farklı bakış açılarıyla yaklaşıyorlar. Ve bu öğretiden öğreneceğimiz çok şey var. Hepimizin aynı kaynaktan geldiği, bütün yaradılışın ‘aynı’ ve ‘bir’ olduğu. “Bunu hepimiz anlayabilsek, kavga edemezdik.” diyor Şule Ateş. Dans, müzik ve video sanatlarının birleşimi ‘Tevhid’in müziklerini Cem Yıldız, dans koreografisini ise Bedirhan Dehmen yapıyor. Performans için çalışırken üçlünün uzaktan akraba çıkmaları da, ‘Tevhid’in sürprizi olmuş sanatçılara. 

Bu bir ‘güncel sanat’ çalışması
Şule Ateş’in ‘Tevhid’inin bir derdi de etnik kültürlerin kendilerini ana akım sanat mecrası içinde ifade edemiyor oluşları. Bu durumda, özellikle ‘güncel sanat’ alanında var olduğunu söylediği geleneğe dair olanın köhne, eski ve entelektüel olmadığı gibi önyargıları kırmak niyetiyle de yapıyor ‘Tevhid’i Ateş. “Formlar eskiyebilir ama özdeki ana bilgi pekala güncellenebilir” diyor. ‘Alevi olmak’ üzerine konuşurken çocukluğunda yaşadıklarını da anlatıyor. Normalde masada yedikleri yemekleri, Ramazan’da kapı çalınırsa hemen mutfağa taşısınlar diye sinide yediklerini anlatıyor. Ve günümüzde hâlâ facebook’tan Alevi olduğunu söylediği için gelen tebrikler, şaşırtıyor Ateş’i. “Bunda tebrik edecek ne var ki!”
‘Tevhid’i sahneye koymaya karar verdiğinden beri yaptığı okumalar, big bang teorisine kadar götürüyor Ateş’i. Aleviliğin yaratılış mitolojisinde, hiçlik deryasında yer alan inci gibi bir noktanın ‘Nur-u vahid’ olarak hiçte varlık kazanmasıyla, big bang teorisi arasında benzerlikler kuruyor. Konuştuğu fizikçiler bazı noktalara itiraz etseler de, benzeşmeler olduğunu da kabul ediyorlar. Sonuçta Şeyh Bedrettin ve Stephen Hawkings aynı noktadan konuşuyorlar. “Evren tamamen kendi kendine yeter ve dışında kalan hiçbir şeyden etkilenmez. Ne yaratılabilir, ne de yok edilebilir. Sadece vardır. Evrenin ve bizim var olma nedenimiz ‘kendi kendini yaratma’dır” diyor Stephen Hawking. Şeyh Bedrettin de 15.yy’da “Evrenin başlangıcı ve sonu yoktur. Evren, kendisini oluşturup dengeleyen, önsüz ve sonsuz bir süreçtir “ diyordu. 

‘Ben bunu unutmam’
Ateş’in Mercan Sürbahan ve Brastik Köylerinde kaydettiği 30 kasetlik video röportajlarından birinde dayısı, 1938 ve sonrasında olanları anlattıktan sonra “Elimden bir şey gelmez ama ben bunu unutmam. Açık konuşurum, ben bunu unutmam…” diyor. 92 yaşındaki Alevi Dedesi Nesimi Kılagöz “Allah birdir. İki olmayınca iş yapamaz” diyerek Allah’ın sureti olduğumuzu hatırlatıp hepimize, devam ediyor; “Meğer ki Allah buradaymış/ Onun ismi olmuş Derya-i Umman/Tanımazsak hep kayb’olacak içimizdeki insan/ Zahiri âlem olduysa, sırrı alemi bilmek içindir/ Batini alemi kim bilirse Zülfikar onun elindedir./O zaman o büyük kitabı okuyacak/ Dört kitap da içindedir/ O kitabı bulalım!”
23– 26 Kasım Garajistanbul
7 Aralık Cozzy Kültür Merkezi
13 Aralık DT Tekel Sahnesi

Berrin Karakaş

Radikal