İkimiz Bir Fidanın “İkon” Açan Dalıyız

Bugünlerde garajistanbul sahnesinde kurulan Türk Alman ortak yapımı Kabine oyunu sizi “öteki”yi, “ikon”ları ve kimlikleri sorgulamaya davet ediyor. Bu ikonlar arasında Deniz Gezmiş, Helmut Kohl, Bülent Ersoy, Martin Heidegger ve Ajda Pekkan var desek ve bununla da yetinmeyip Hrant Dink, Gudrun Ensslin, Atatürk, İhsan Doğramacı, Alice Schwarzer, Kemal Sunal, Turgut Özal gibi isimlerin de olduğunu söylesek şaşırır mısınız? Öyle ya Heidegger’le Bülent Ersoy’un ne ilgisi var değil mi? Bu isimler hem Alman hem de Türk ikonları olarak Türk – Alman pazarında bir araya geliyor ve ortaya gerçekten mükemmel derecede eleştirel bir performans çıkıyor. Kabine, 2008-2010 yıllarını kapsayan, Alman Bundes Kültür Stiftung’un desteğiyle Wanderlust projesi kapsamında gerçekleştirilen iki yıllık bir tiyatro projesi ve sahnelendiği dönemde Almanya’da kapalı gişe oynadı.

İlk perdede AB’nin öteki yüzü

Oyunun en önemli özelliği; Türkiye’nin Cumhuriyet sonrası siyasî tarihinin Alman oyuncular, Alman kültürünün ve Almanya’nın savaş sonrası siyasî tarihinin ise Türk oyuncular tarafından ele alınması. Özellikle modernleşen Avrupa’da kadın imgesinin ele alındığı oyunda kürtaj hakkına 1971’de kavuşan Alman kadınının çalışmak için eşinin rızasının gerekliliğinden 1976’da kurtulmasının altı çiziliyor. Ve böylece Türk oyuncular, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olan ve bunun için modernleşme(me) gerekçesini öne süre Almanya’ya yakın tarihini hatırlatmış oluyor. Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) ve Gudrun Ensslin’in Almanya’daki algısı üzerinde de durulan oyunda Joseph Goebbels aracılığıyla İkinci Dünya Savaşı’ndaki Alman politikası eleştiriliyor. Birinci perdenin en vurucu sahnesi ise AB yıldızlarının birer birer yok olması…

Tokat gibi ikinci perde

İkinci perdede ise sıra, Alman oyunculardan Türkiye’yi izlemeye geliyor. Cumhuriyet sonrasındaki politik mihenk taşlarının ve Türkiye genel ahlakının sertçe ve özellikle kadın imgesi üzerinden eleştirildiği ikinci perdenin asli yıldızı savaş karşıtı sözleri oyun içerisinde şarkıya dönüştürülen Bülent Ersoy. Daha sonra Hrant Dink’in devlet tarafından korunmaması, 301. Madde, başörtüsü, askerlik, seksist söylemler geliyor ve soru yağmuru başlıyor; Deniz Gezmiş bir hayalet midir? Bülent Ersoy orduya karşı mıdır? Sibel Kekilli Türk müdür? Atatürk insanüstü müdür? Turgut Özal, Helmut Kohl’ün kızının düğününe gitmiş midir? Tüm bu ve benzeri sivri sorular sert bir çimdikten farksız.

İzlemek için son iki gün

Türk ve Alman toplulukları sırayla birbirlerinin yakın tarihini irdelerken; ortak söylemleri kadın, sağ politika, milliyetçilik ve anti militarizm. Tüm bunlar, ülkelerin ikonları üzerinden anlatılırken Türk kontrtenorla Alman bir pop şarkıcısı karşı karşıya geliyor. Oyunda Türk ikonlarını Almanlar, Alman ikonlarını ise Türkler anlatıyor. Ortak sorunları ise karşı tarafın kültürel kimlikleri nasıl algıladığı ve ikonların nasıl tanımlandığı. Şiddetli, komik, sert ve dinamik olan oyunun sonunda kendinizi Türk Alman kabinesiyle birlikte sahnede dans ederken bulabilirsiniz. Sanat yönetmenliğini Mustafa Avkıran, Övül Avkıran, Björn Bicker ile Michael Graessner’in yaptığı oyunun konsepti Viola Hasselberg’e ait. Selçuk Artut, Nuri Harun Ateş, Mustafa Avkıran, Övül Avkıran, Björn Bicker, Anna Böger, Memet Fatih Gençkal ise oyunda rol alan tiyatroculardan bazıları. Oyun son olarak 13 ve 14 Kasım tarihlerinde garajistanbul’da sahnelenecek.

Sibel Oral

Taraf