“Mekan’ın Köklü Bir Geçmişi Var”

 (Tiyatro Artı oyuncularından Berrin Karabaş ile yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.)

Tiyatro Artı’yı biraz tanıyabilir miyiz? Nasıl kuruldu, çalışmalarına ne kadar süredir devam ediyor?

2005 yılında İzmir’de kurulan Tiyatro Artı; çalışmalarını çeşitli sahnelerde, katıldığı tiyatro festivallerinde ve kendi oluşturduğu ‘yeni tiyatro mekânlarında’ sergilemeye devam etti ve kısa zamanda birbirinden farklı birçok projeye imza attı. 2008 yılından bu yana da İstanbul’da çalışmalarını sürdüren Tiyatro Artı, “Takip”, “İç İçe”, “Sesler”, “Kök” adlı oyunları ve “Metis” adlı performansı İstanbullu sanatseverlerle buluşturdu.

İstanbul’a yeni bir tiyatro mekânı kazandırdınız. Mekan Artı, 6 Kasım’da “Kök” oyunu ile kapılarını açtı. Mekan Artı projesi nasıl ortaya çıktı? Neden Harbiye? Sanatseverlerin desteğini alabildiniz, sanırım. Süreci anlatabilir misiniz?

Aslında ilk hedefimiz bir tiyatro sahnesi açmak değildi. Küçük bir ofis açmak niyetindeydik. Ancak aramalar sırasında tesadüfen bu garajı bulduk ve dönüşüme uygun olduğunu keşfettik. Sonrası ise bizim için tam anlamıyla bir rüyaydı. Bu işe giriştiğimizde kasamızda hiç paramız yoktu ve bir destek kampanyası başlattık. Mekan Artı, sanatseverlerin 50 TL’lik destekleriyle kuruldu. Destek olan izleyicilerimize sezon içinde iki oyuna bilet hediye ettik ve destekçi panomuza isimlerini yazdık. Tabii ki, Türkiye’de tiyatro yapmanın zorluğu ve seyirci ilgisi ortada. Dolayısıyla biz de beklediğimiz desteğe ulaşamadık. Hiçbir kurumsal destek ya da sponsorluk olmadan elimize geçen destekle masrafları yarıya, hatta bazen çok daha aza indirgeyerek Mekan’ı dönüştürmeye çalıştık. Mekan’ın pek çok işi, usta girmeden Mekan Artı ve Tiyatro Artı çalışanları tarafından yapıldı. Boyasından sıvasına, yer kaplamasından platformlarına kadar… Ancak ışık ve ses sistemi için banka kredisine mahkûm olmak zorunda kaldık. Uzun hazırlık sürecinin ardından, 6 Kasım’da “Kök” adlı oyunumuzla açılışı yaptık.

Kiralanan bir oto garajı… Ve girişte mekânın 80 yıllık tarihi gözümüze çarpıyor. Mekânın da bir hikayesi var, öyle değil mi?

Evet, Mekan’ın köklü bir geçmişi var. 1955- 1960’lı yıllarda Nevzat Usta’nın buzdolabı imalathanesi olan Mekan Artı, sonraki yıllarda depo, oto garajı, oto yıkama, yat motorları üzerine bir atölye olarak kullanılmış. Uzun bir dönem kapalı kalan mekân, nihayet 2010 yılında Tiyatro Artı tarafından bir sanat mekânına dönüştürüldü.

Travmatik, anmaya ve anlamaya ihtiyacımız olan bir geçmişimiz olduğu kesin. Mübadeleden yola çıkmak fikri nasıl ortaya çıktı? Mekanın hikayesiyle bir ilişkisi var mı?

Ülkedeki mevcut vaziyetten dolayı tarihi, eğitsel anlamda kaliteli bir biçimde inceleyebilmek zor gözüküyor. Bu durumda çok farklı konumlamalardan çeşitli ahkâmlar kesiliyor. Deneysellik ve yenilikçilik bunların biraz da dışında kalmamızı sağlıyor. Deneysel olan, sorusunu ve sorgulamasını da beraberinde getirdiği için sahneleme anlamında da metin anlamında da olaylara olan bakışımız, kör göze parmak şeklinden çok uzakta ve eleştirel bir yerde durmalıdır diye düşünüyoruz. Türk – Yunan mübadelesi, tarihin sorumluluğunu insana hatırlatan dinamiklerden yalnızca biridir ve bireyin, toplum içindeki yerinin altını çizip, burada kendisini konumlandırdığı yeri kafasında oturtabilmesi için insanlık suçlarından ders alması gerekir. Aynı hataları yine tekrarlamaktan başka bir getirisi olmayacak yoksa.

“Kök” bir belgesel oyun. Belki oyundan biraz daha bahsetmek gerekebilir… Farklı sahneleme teknikleri kullanılıyor…

“Kök” oyunu belgesel öğeler kullanarak yazılmış bir oyundur. Oyunun kurgusal boyutunu sahnelemedeki yorum oluşturmaktadır. Türk – Yunan mübadelesinin unutulan insanlık suçlarını, ‘insan’ın yaşadığı acıları belirginleştiren, altını çizen bir metni var. Sahnelemesine gelince, deneysel anlamda izlediğimiz yola uygun bir yöntemimiz var. Belgesel niteliği olan bu metni çağdaş öğelerle anlatmaya çalışıyoruz. Buradaki kaygı, Türk tiyatrosunun yenilikçi yönlerini harekete geçirmektir. Genelde bizim gibi yöntemleri olan tiyatrolara çok sıkışmış bir bakış açısıyla bakılır, Avrupa esintiliyizdir ya da yaptığımız sanat halktan kopuktur gibi. Oyunlarımızda kullandığımız konulara bakılırsa, bunun hiç de böyle olmadığı kolayca görülebilir. Şu an Mekan’ımızın bulunduğu yerdeki mahalle halkıyla komşuluk ilişkilerimiz sıcak, dostluğumuz sağlamdır örneğin. Seyirci provalarımıza ailecek gelip izlediler. Bunun bile önemli bir gösterge olduğunu düşünüyoruz. Tiyatro ARTI ve onun sanat anlayışıyla kurulmuş Mekan.ARTI çoğulculuğu ve renkliliği savunan bir gruptur, bu anlamda halktan ve Türk Tiyatrosundan kopuk olamaz.

Deneyimleriniz çerçevesinde seyircinin oyunlarınıza yönelik geri dönüşü nasıl oluyor?

Genellikle deneysel çalışmalar yaptığımız için seyircinin ilgisini çekmeyi başarıyoruz.  Görsel sanatlarda da zaten önemli bir yere sahip olan “yenilik” ve “denebilirlik” kavramları özellikle Türk tiyatrosunun canlandırılması ve izleyicinin dikkatini çekebilmesi açısından önemli. Bu noktada küçük de olsa kendi izleyici kitlemizi oluşturduğumuzu söylemek yanlış olmaz. 2010 Lions Tiyatro Ödülleri’nde Direklerarası Seyircileri de bizi yılın “Yenilikçi Tiyatrosu” ödülüne layık gördü. Bu bizim için oldukça önemli bir geri dönüş.

Repertuarınızı nasıl oluşturuyorsunuz? Galiba bir kendi ürettiğiniz metinler oluyor ya da genç yazarların oyunlarını oynuyorsunuz? Peki yeni metinler üretirken nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Genelde kendi yazdığımız metinlerden yola çıkıyoruz. Ama son dönemdeki projelerimiz roman uyarlamalarından da oluşacak. Metinleri oluştururken anlatmak istediğimiz şeyi iyi temellendirmeye çalışıp var olan kaynaklara şüpheci ve sorgulayıcı yaklaşarak kendi dilimizi bulmaya çalışıyoruz.

Mekan Artı’da sezon içinde farklı tiyatro grupları da sahne açıyorlar. Bir anlamda bir tiyatro mekânı işletmesi söz konusu. Bu konuda söylemek istediğiniz şeyler?

Tiyatro ARTI belli bir yönetimi olmayan bağımsız bir topluluktur. Ama Mekan ARTI’yı diğer gruplarla paylaşacağımız, ortak bir alan olarak gördüğümüz için belli bir kurumsallaşmaya gidildi. Bizim amaçladığımız bu mekânın bizim kadar başka gruplar tarafından da sahiplenilmesi ve sanat topluluklarından başka bir dinamiğe boyun eğmemesidir. Yönetim olarak 6 kişiyiz, kararları hep birlikte alıyoruz, bu eşitlikçi yapı da Tiyatro ARTI’nın sanat mantığından kaynaklanıyor.

Ömer Özdinç / MİMESİS