“Hepimiz”

Mimesis Haber – 23 Ocak Pazar günü Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi’nde Hrant Dink, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu tarafından düzenlenen, Barış İçin Sanat Girişimi, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Nor Zartonk ve daha pek çok kişi ve kurumun katkısıyla gerçekleşen etkinlikle anıldı. Gün boyu devam eden ve tiyatrodan dansa, performansa, panelden konsere çeşitli başlıklarda gerçekleşen etkinliklere kültürel çoğulculuk ve barış vurgusu hakimdi.

William Saroyan’la Bitlis’e
Günün ilk etkinliği William Saroyan’ın yazdığı Haratch Gazetesi ve Bitlis oyunlarından yola çıkarak Uluç Esen’in oluşturduğu kolaj ile Berberyan Kumpanyası ve Tiyatro Boğaziçi tarafından sergilenen okuma tiyatrosuydu.
William Saroyan, Bitlis’ten Amerika’ye göç etmiş Ermeni bir ailenin çocuğu; yaşamı boyunca öykü, roman ve oyunlar yazmış kariyerinde oldukça başarılı bir yazar. Göç etmek zorunda bırakılmış bir Ermeni ailenin çocuğu olarak yıllar sonra memleketi Bitlis’i ziyarete gitmiş.

Okuma tiyatrosu, 84 yıl boyunca Paris’te yayın yapmış Ermenice gazete Haratch’ın yayın ofisinden bir diyalog ile başladı. Gazetenin kurucusu Şavarş Misakyan’ın kızı, Misakyan vefat ettikten sonra gazetenin editörlüğünü yapmaya başlamıştır. Sahnedeki diyalogda editörün, bir ihtiyarın gazetede yayınlanmak üzere getirdiği Bitlis hikayelerine pek önem vermediğini görürüz. Buradan sonra Saroyan’ın Bitlis’e, memleketine seyahatinin konu edildiği Bitlis oyunundan bir bölüm oynanır. Ermenilerin Bitlis’e değil, aslında Bitlis’in Ermenilere ihtiyacı olduğunu; bir yerden bir halkın ancak anıları tamamen silindiğinde koparılmış olacağını söyleyen ve bir Ermeninin memleketi ile kurduğu ilişki içinde zikredilmiş, bugün için de bize çok şey anlatan diyalogları dinleriz. Ardından Haratch gazetesine geri döndüğümüzde, artık ihtiyarın Bitlis hikayelerine gazetede yer verileceğini görürüz. Çünkü Türkçe tercümesi ile “ileri” anlamına gelen Haratch, unutmamak için, unutmayarak ileriye gitmek misyonunu taşır.
Pazar günü izlediğimiz yaklaşık olarak yarım saat süren okuma tiyatrosunun, yazarı ve yazarının sanatçı olarak üzerinde durmayı tercih ettiği konular itibariyle Hrant Dink anma etkinlikleri içerisinde yer alması oldukça anlamlıydı. Böylece yirmi yıl önce vefaat etmiş Ermeni yazar William Saroyan da anıldı. Berberyan Kumpanyası ve Tiyatro Boğaziçi üyelerinin özenli yorumu ile tüm gün sürecek Hepimiz III etkinliğine keyifli bir başlangıç yapılmış oldu.

Çağının Tanığı Hagop Baronyan
Etkinlik kapsamında, “Çağının Tanığı ve Politik Bir Oyun Yazarı Olarak Hagop Baronyan” adlı sunumda Ayşan Sönmez, Fırat Güllü, Mehmet Fatih Uslu konuşmacı olarak yer aldı. İlk olarak söz alan Tiyatro Boğaziçi üyesi Fırat Güllü, oyun yazarı Hagop Baronyan’ın yaşadığı döneme dair tarihsel ve kültürel arkaplan bilgisi verdi. Fırat Güllü, 1843 yılında Edirne’de doğan, Ermeni Millet Nizamnamesi’nin ilan edildiği 1863 yılında İstanbul’a yerleşen Ermeni tiyatrocu Hagop Baronyan’ı Osmanlı toplumunun değişim sürecine ışık tutan ve çağına tanıklık eden bir yazar olarak tanımladı. Hagop Baronyan Ermenilerin politik anlamda değişim ve aydınlanma sürecini yaşadığı 1800’li yıllarda bunu oyunlarına oldukça iyi bir şekilde yansıtıyordu. Fırat Güllü, konuşmasını Hagop Baronyan’ın Şark Dişçisi adlı ünlü oyunundan örnekler vererek açıkladı. Ermeni dramatik edebiyatı üzerine araştırmalar yapan akademisyen Mehmet Fatih Uslu ise, Hagop Baronyan’ın Ermeni sanatçılar arasında ilk defa klasik tragedya kalıpları dışına çıkan eserler veren bir sanatçı olduğunu vurguladı. Mehmet Fatih Uslu, Hagop Baronyan’ın Bagdasar Ağpar adlı komedi oyununda işlediği temaların, kuşak çatışmasına, kadın ve aile sorununa değindiğini belirtti. Son konuşmacı ise Tiyatro Boğaziçi üyesi Ayşan Sönmez idi. Ayşan Sönmez Hagop Baronyan’ın henüz Türkçe’ye çevrilmemiş Haşmetli Dilenciler adlı oyununa dair yaptığı ayrıntılı okumayı oldukça teatral bir anlatım üslubuyla seyircilere aktardı. Ayşan Sönmez oyunda Hagop Baronyan’ın bu oyununda aydınların yozlaşmışlığı, burjuva evliliklerinin ikiyüzlü yönleri ve evlilik kurumuna dair eleştirel bir tavrı olduğunu belirtti. Hagop Baronyan’ın oyun yazarlığına dair bilgilendirme içeren sunumun metni yakında Mimesis’ten okunabilir.

Herkesin “Şeyhani”si
Yürütücülüğünü BGST’den Gülcan Küçük ve Hekim Kılıç’ın yaptığı “Herkesin Şeyhani’si” başlıklı dans atölyesinde ise, Şexanî, Shirkhani, Sheykhani dansına dair bir çalışma yapıldı. Oldukça ilgi çeken atölyeye yaklaşık 60 kişi katıldı. İlk önce farklı coğrafyalarda Kürtlerin, Ermenilerin ve Süryanilerin icra ettiği Şexani dansının farklı formlarının görüntü kayıtları izletildi. İran-Urumiye, Hakkari ve Suriye-Qamışlı bölgelerini içeren kayıtlarda dansın değişik icraları gösterildi ve danslarda farklılaşan, benzeyen yönler anlatıldı. Buradaki en büyük benzerliğin tüm halkların, farklı coğrafyalarda bu dansı “şehani” olarak adlandırmaları olduğu belirtildi. Sonrasında dansın ilk önce Botan bölgesinden Kürt versiyonu ve ardından Ermeni versiyonu çalışıldı. Etkinliğin sonunda tüm grup bu dansın iki çeşidini öğrendi ve toplu bir şekilde icra edebildi.

Gün içerisinde “Dil Yarası” başlıklı bir atölye de düzenlendi. Altı ayrı dilde (Abhazca, Ermenice, Kürtçe, Lazca, Rumca ve Süryanice) ifadelerin bir saatlik bir zaman diliminde altı ayrı hoca tarafından öğretildiği dil dersinin müfredatını, çok sembolik, çok temel ifadeler oluşturuyordu. Anadilini bilmediğimiz ama aynı topraklarda yaşayıp aynı Türkçeyi konuştuğumuz bir insanla karşı karşıya geldiğimizde, çıkınımızı doldurabilecek temel birkaç ifadeden oluşuyordu öğretilenler: Altı dilde selamlaşma, hal hatır sorma, “evet-hayır”, “seni seviyorum” deme, bela okuma, memleketini sorma ve bir slogan. Öğretmenlerin altısı art arda çok farklı karakterdeki anadillerinin özelliklerinden de bahsederken, bu ifadeleri güzel telaffuzlarıyla öğrettiler katılımcılara… Sonunda ise “Hranti şeni-Mtinoba şeni” sloganı atıldı, altı ayrı dilde.

Hepimiz III’ün interaktif etkinlikler kısmında ise; farklı, ama aslında hepsi birbirleriyle bütünlük içinde olan 3 etkinlik vardı: herkes barış çizmeli, savaş ve barış, kültürel çoğulculuk ve bütünleme imtihanı. İlk ikisinde katılımcılar çocuklarla birlikte barışın ne anlama geldiğini, nasıl olmasının istendiğini büyük beyaz sayfalara renkli kalemlerle çizdiler. Savaş ve barış panosunu doldurmak için ise iki tür magnet vardı: siyah beyaz renkte, savaşın ve getirdiği yıkımın fotoğrafların olduğu magnetler ve gökkuşağı renklerinde resimlerin ve barış mücadelesi veren insanların fotoğraflarının olduğu magnetler. Panonun bunlarla defalarca doldurulmasıyla, önce iki farklı magnetin de bir arada bulunduğu bir tablo oluştu, sonra karanlık olanlar teker teker barış magnetlerine bıraktılar yerlerini. Kültürel çoğulculuk ve bütünleme imtihanında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren, kaç coğrafi yerin adının Türkçeleştirildiğini (28.000), ya da topiğin içinde hangi malzemenin bulunmadığını bilemediğimiz için “bütünlemeye” kaldık.

Günün önemli etkinliklerinden biri de Alexis Kalk, Karin Karakaşlı, Pakrat Estukyan, Rober Koptaş’ın konuşmacı olduğu “Ermeni Toplumunun Sivilleşme Mücadelesi” başlıklı paneldi. Panelde, Karin Karakaşlı Ermeni toplumu için demokratikleşme, sivilleşme ve şeffaflaşma kavramlarının ne ifade ettiğini Hrant Dink’in düşünceleri ışığında açıkladı ve AGOS Gazetesi’nin bu kavramların Ermeni toplumu içinde tartışılmasına nasıl öncülük ettiğini anlattı. Normalde Türkiye’de sivilleşme denilince ilk akla gelen, asker-sivil ilişkilerinde asker etkisinin azaltılması iken Ermeni toplumu için sivilleşmenin patrikhanenin ruhani alanlar dışındaki egemenliğinin sonlanması ve patrikhanenin ruhani önderlik rolüyle sınırlanması olduğunu ifade etti. Rober Koptaş yaşanan patriklik krizi sürecini, bu krizin Ermeni toplumu içinde yarattığı bölünmeyi tarihsel arka planı ile birlikte analiz etti. Koptaş patrikhanenin ruhani ve kültürel temsilcilik yapabileceğini ama politik konularda söz söyleme hakkını sivillere devretmesi gerektiğini ifade etti. Pakrat Estukyan ise patrikhaneden bağımsız politika geliştirecek sivil toplum örgütlenmelerinin olmamasının Ermeni toplumu için önemli bir eksiklik olduğunu ifade etti. Vakıf yönetimleri için yapılan seçimlerin çoğunlukla göstermelik olduğunu, bunun yerine gerçek anlamda katılımcı demokrasiye ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Ermeni toplumunun muhalif gençlik örgütlenmesi olan Nor Zartonk’tan Alexis Kalk Ermeni toplumunun demokratik temsil sorununun patriklik seçiminden ibaret olmadığını, seçim yapılsa ve yeni patrik seçilse dahi bu patrikliğin politikaları ve uygulamaları takip edilebilir, sorgulanabilir olmadıkça gerçek anlamda bir demokratikleşmeden bahsetmenin mümkün olamayacağını vurguladı. Böylesine sürekli bir temsiliyet için örgütlü mücadelenin olmazsa olmaz rolüne dikkat çekerek Türkiye’deki farklı toplumsal kesimlerin dertleri arasında ciddi ortaklıklar bulunduğunu ekledi.

“Renkler ve Sesler Hrant İçin” isimli resim ve müzik performansında Göksun Doğan ve Vartkes Keşiş’in müziği eşliğinde ressam Hakan Gürsoytrak, Memet Güreli, Süreyya Acar, Taner Güven farklı dillerde barışın resimlerini çizdiler. Yaklaşık bir saat süren performansta aşama aşama ressamların 3 farklı tablodan oluşan ve bir bütünü tamamlayan barış pankartı taşıyan insanlar kompozisyonu oluşturmalarını izledik. Hakan Gürel ve Taner Koçak’ın yaptığı “İspanya, İrlanda ve Meksika’da Barış Deneyimleri” başlıklı sunumun ardından ise Arto Tunçboyacıyan, Bajar, Keops, Marsis’in yer aldığı “Barış Konseri” ile etkinlik sona erdi.

Hepimiz, Hrant Dink’i muhtemelen kendisinin de razı geleceği türden bir anma etkinliğiydi, onun en çok özlemini duyduğu; halkların barışla, sevgi içinde ve kardeşçe bir arada yaşayabilmesi arzusunun mümkün olabileceğini, bunun belki de en güzel şey olduğunu görmek adına…