Müze Vitrininden Dans Sahnesine Çıkan Gösteriler

Görsel sanatla performans sanatının etkileyici bir birleşimi müzenin avlusunda görülebilir.

Modern Sanatlar Müzesi’nin (MoMA) avlusu dans için ilk bakışta iyi bir yer gibi gelmeyebilir. Bir kere bu ışıl ışıl, bembeyaz ortamda ön sahneye benzer hiçbir şey yok. Zemin sert. Kalabalık bazen New York’un iş saatlerindeki kadar yoğun olabiliyor. Bunlar da yetmezmiş gibi, ziyaretçilerin durup dikkatle izlemek gibi bir mecburiyeti de yok. Müze ortamında performans sanatı (örneğin, Marina Abramoviç) başka şey, dans başka bir şeydir. Çünkü dans ele avuca sığmaz, belli bir ortam ister, pahalı aydınlatma malzemeleri ister. Fakat MoMA, Klaus Biesenbach’ın 2009’da başlattığı Performans Sergileri Serisi çerçevesinde 12 Ocak’tan itibaren yine de deneysel dans gösterilerine başlayacak. Bu, müzenin dansa karşı tutumunda bir değişimi ifade ediyor.

MoMA, “Çizgi Üstünde: Baştan Başa Yirminci Yüzyıl” adlı gösteriyle müşterek olarak Trisha Brown, Ralph Lemon, Anne Teresa De Keersmaeker, Marie Cool’la Fabio Balducci ve Xavier Le Roy’un çalışmalarına ev sahipliği yapacak. MoMA’nın Çizimler Baş Küratörü Connie Butler, Çizim Merkezi’nin eski Direktörü Catherine de Zegher ve Medya-Performans sanatları bölümünden Performans Küratör yardımcısı Jenny Schlenzka’nın organize ettiği çalışmalar “Çizgi Üstünde”nin ele aldığı fikirleri farklı bir boyuta taşıyacak. Müzenin avlusundaki ilk dans etkinliği değil bu, fakat daha önce hiç böyle kapsamlı bir gösteri de yapılmamıştı. Butler, programla ilgili olarak, “Galiba artık bu tür şeyleri denemeye dair daha büyük bir açıklık var. Son beş-altı yıldır performans sanatı çok önem kazandı ve herkesin kafasında yer etti. Bence eğer çağdaş sanat oyununa ve söylemine katılmak istiyorsak bir şekilde bu işe bulaşmamız gerekir”. Butler’ın de Zegher’le birlikte organize ettiği “Çizgi Üstünde”, hareket ve dans düşüncesini ön plana çıkarmasıyla dikkat çekiyor. Butler’a göre, “çizginin düşüncesi kadar gelip geçici bir şeyin müze avlusu gibi anıtsal bir alanda” ifade edilmesi hem güç, hem de ilgi çekiciydi. Gösterinin temasını yansıtmak bakımından neredeyse bütün dans parçalarının aynı işi görebileceğini belirten Butler, “Fakat o açıdan zaten dansla birçok sanat dalı arasında bir fark yok. Çok kapsamlı bir temamız var. Bu sergiden faydalanarak dansı sahneye çıkarmakla bence iyi bir şey yaptık. Walker Sanat Merkezi gibi olmamız gerektiğini düşünmüyorum zaten” diyor. İçinde tiyatrosu da olan Minneapolis kentindeki Walter Sanat Merkezi, görsel sanatlar kadar performans sanatlarına da ağırlık vermektedir. MoMA’daysa Brown’un grubu hem eski çalışmalardan bir seçki sunacak, hem de “Roof Piece Re-Layed” adlı dansı (Brown’a ait olan ve dansçıların çatı tepelerinde durarak zincirleme hareketler yaptığı 1971 tarihli “Roof Piece”in yeni bir yorumu) sergileyecek. De Keersmaeker, “Fase: Four Movements to the Music of Steve Reich”ten (1982) “Violin Phase”i oynayacak, Cool’la Balducci de adsız parçalardan (2004-2009) bir seçki sunacak. Cool’un çalışmalarındaki özellik onun tel, kâğıt, iplik, tuz veya bant gibi nesnelerle yanıltıcı derecede basit hareketler yapmasıdır. Sanatçı performansını belirli bir zamanda değil, gün boyu sergileyecek. Müze açılmadan önce başlayarak kapanış saatinden sonra bitirecek. Schlenzka, Marie Cool ve Fabio Balducci’yle ilgili olarak, “Marie aslında danstan geliyor, ama ikili, köklerinin performans sanatı veya danstan çok heykel, çizim ve resme dayandığını tekrar tekrar vurgulamak istiyor. Müzede gördüğünüz bir heykel siz geldiğinizde de oradadır, çıktığınızda da. Öyle bir duygu yaratmak istiyorlar” diyor. Lemon, Okwui Okpokwasili’yle bir düet yaparak “Untitled” parçasını sunarken (2008’te özel bir izleyici topluluğu için yalnızca bir kez gösterilmişti) Le Roy da “Self Unfinished”i (1998) sergileyecek. Değişen şekillere ait çığır açıcı bir keşif olarak nitelendirilebilecek bu performans, öbürlerinden farklı olarak, bedenin dönüştüğü yanılsamasını yaratmak için bir sahneye ihtiyaç duyacak ve karşıdan izlenmeyi gerektiriyor. (Bunun için basamaklar getirtilecek.) Şu an ise avluyu farklı bir dans türü süslüyor. Sanatsal ikili Allora & Calzadilla’nın imzasını taşıyan “Stop, Repair, Prepare: Variations on ‘Ode to Joy’ for a Prepared Piano” adlı parçada tekerlekli bir Bechstein piyanosunun ortasında bir delik açılıyor ve bir piyanist bu deliğin içinde durarak Beethoven’ın Dokuzuncu Senfoni, dördüncü bölümünü çalıyor. Enstrümanı daha çok arkası dönük ve baş aşağı olarak çalan piyanist, keskin çizgileri ve kavisli şekilleriyle delikten geçiyor ve ansızın, piyanonun bir balerin eteğine dönüştüğü izlenimini bırakıyor. Dansla tek benzerlik bu değil. Guillermo Calzadilla, “Piyanistlere gidildiği zaman onlara ilk olarak, ‘Bel ölçünüz kaç?’ diye soruluyor” diyor. Her piyanistin, Jennifer Allora ve Mr. Calzadilla’nın işbirliğiyle geliştirilen belli bir koreografisi var Buradaki temel konu, mekânın her yönüyle araştırılması. Örneğin bir piyanist, piyanosunu bir direğin arkasına taşıyarak onu “görünmez” hale getiriyor. Allora, “Performans aynı zamanda çizimlere de benziyor. Çünkü biz burada ortamın taslağını çizmeye, mekânı en dengeli ve dinamik şekilde nasıl dolduracağımızın yolunu da bulmaya çalışıyoruz” diyor. Lemon, gösterisine hazırlık olarak müze avlusundaki “Stop, Repair, Prepare” performansını bir süre gözlemlemiş. “Parçanın izleyici kitlesi içindeki seyrini görmek ilginçti” diyor Lemon. “Harika bir koreografi vardı. O an, oradaki bazı insanların hayatında hiç performans, özellikle de dans görmemiş olabileceği ihtimali aklıma geldi. Sonuçta ziyaretçilerin birçoğu turist; onlar MoMA’ya bir sanat müzesi değil, turist haritalarındaki görülmesi gereken yerlerden biri olarak geliyor” dedikten sonra gülerek ekliyor, “Sahiden de ilginç, değil mi?” MoMA’nın ilk performans küratörü olan Schlenzka, özellikle Lemon’un ve bir başka dans sanatçısı olan Steve Paxton’un çalışmalarından etkilendiğini, Trajal Harrell ve Maria Hassabi gibi yeni kuşaktan olanları da bir o kadar ilgi çekici bulduğunu aktarıyor. “Performans kadar dansı da olabildiğince çok görmeye çalışıyorum. Bence bunların ikisi de yaptığımız şeylerle yakından ilgili” diyor Schlenzka. Ona göre bu tip bedensel keşiflerin yeri müze olmalı. “Sanatın büyük ve önemli bir bölümünü böyle şeyler oluşturuyor. On yıl önce bir tablonun yanında bir video göremezdiniz. İnsanlar delirdiğinizi sanırdı. Gerçekten öyle. Ve umarım bundan on yıl sonra da bir tablonun yanındaki videonun yanında performans yapan birini görebileceğiz. Yani hareketli bir bedeni. Çünkü onun yeri orası” diyor.

Gia Kourlas

Sabah / New York Times