Yurtdışında İnsan Sürekli Üşür!

Vedat Erincin, Türk-Alman toplumunun önde gelen oyuncularından. Bu yılki Berlin Film Festivali’ne Almanya’ya Hoşgeldiniz filmiyle katılacak. Türkiye’de tiyatro ve dizilerde de rol almaya başlayan Erincin ile konuştuk

Türkiye’de Anadolu Çocuk Oyunları Kolu (AÇOK) ile başlayıp Almanya’da Köln’ün ünlü Arkadaş Tiyatrosu’nda devam eden kariyeri, Vedat Erincin’i film ve dizilerin aranan aktörlerinden biri haline getirdi. Geçen yıl Berlin Film Festivali’nde yarışan Şahada adlı filmde çizdiği açık fikirli, bilge imam karakteriyle çok beğenilen Erincin, bu yıl da Berlinale’nin resmi programında yarışma dışı gösterilecek Willkommen in Deutschland/Almanya’ya Hoşgeldiniz adlı filmde Almanya’ya giden bir milyon birinci misafir işçiyi canlandırıyor.

2009’da Almanya’da çok popüler olan Sinan Akkuş imzalı Evet, ich will’de, Aydın Sayman’ın Janjan adlı filminde yardımcı roller üstlendi. Şu sıralar Mösyö İbrahim ve Kur’an’ın Çiçekleri adlı oyunda Mösyö İbrahim’i oynamak için Türkiye’de bulunan Vedat Erincin ile konuştuk.

GÖÇ ÖYKÜSÜ

• Sizi yine Berlin Film Festivali’ne seçilen bir filmde izleyeceğiz. Filmi anlatır mısınız biraz?

Yasemin Samdereli genç kuşak bir sinemacı. Alles Getürkt en çok bilinen filmidir. İyi bir kariyeri var. Kız kardeşi Nesrin ile birlikte uzun süren bir senaryo çalışması yapmışlar. Film, Almanya’ya gelen bir milyonuncu misafir işçinin öyküsünü anlatıyor. Filmde 70 yaşındaki o emekli işçiyi canlandırdım. 52 yaşındayım diye önce tereddüt ettim. Tabii çekimler zahmetli oldu, sürekli makyaj derdi vardı. Almanya’ya Hoşgeldiniz baştan sona bir göçün hikayesi ama bir aile üzerinden. O süreci yaşayan insanların herbirinin hayatından izler taşıyor. Hüseyin’in dört çocuğu var, ikisi Türkiye’de doğuyor, ikisi Almanya’da. Çocuklar birbirinden çok farklı. Oranın kültürüyle yetişiyorlar, değişik ilgi alanları var. Kimi para kazanmak, kimi kariyer yapmak, kimi Türkiye’ye dönmek istiyor. Genç yaşlarında gelmiş olsalar da Almanların istediği gibi entegre olamamışlar. Hoş bir dram bu ama komik unsurları çok. ‘Alamancı’ diye nitelendirdiğimiz, yabancı olarak gördüğümüz Almanya’da da yabancı olan insanların öyküsünü anlatan güzel bir film oldu.

• Almanya’ya siz nasıl gittiniz?

Ailemin zorlamasıyla 1978’de gittim. O yıllarda siyasi olaylar yoğunlaşıyordu. Biz de içindeydik ister istemez. Aslında niyetim üniversite okuyup dönmekti. Fakat 1980 darbesi buradaki koşulları değiştirince Türkiye’ye dönmemiz ileriki bir tarihe ertelendi, orada yeni görevler oluştu. Derken ev-aile kurduk. 86’da yeniden tiyatroyadöndüm.

• Peki dil farkı zorluk yaratmadı mı?

Tiyatro dille birebir ilişkisi olan bir iş. Köln’de kurulan Arkadaş Tiyatrosu ile birlikte Türkiyeliler için oyunlar yapmaya başladık. Bir süre sonra bunun yetersiz olduğunu görüp  bir getto kültürü yaratalım istedik. 90’lı yıllarda birkaç kişi Arkadaş Tiyatrosu’ndan ayrılarak yeni bir tiyatro kurduk Wupperthal’da. Başka birçok tiyatroyla da çalıştım.

YABANCILIK ZORDUR

• Almanya’da ‘göçmen sanatçı’ diye bir öteleme yaşadınız mı?

Göçmen olan herkes yaşar! Almanya’nın temiz olmayan hesaplaşmak istediği bir geçmişi var. Bunun için anayasaları doğru, temiz, demokratik ama uygulaması böyle olmuyor gündelik hayatta. Yurtdışında insan sürekli üşür! Toplumun dışına itilmişliği sürekli yaşar. Özellikle Türkiyeli işçiler… Almanya’nın multikulti yani çokkültürlü bir toplum olduğunu kanıtlayana kadar hepimizin göbeği çatladı. Uzun ve zorlu mücadelelerden sonra göçmenlerin kültürel zenginlik taşıdığı kabul ettirildi ama Bayan Merkel ‘Bu ülkede multikulti iflas etmiştir’ dedi, bunun çatışması sürüyor.

Cemile’yi neden kovdun?

• Neden bunca sene sonra Türkiye’ye gelip bir oyunda rol aldınız?

Kızım Pınar aracılığıyla kasting ajansı sahibi Renda Güner ile tanıştım. Bu yıl tatile geldiğimde ‘Bir iş var, mutlaka yapmalısın’ dedi. Kavak Yelleri dizisinde bir role başladım, dokuz bölüm kadar gitti. O süreç içinde burada kaldım. İki bölüm Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinde Cemile’yi işten kovan adamı oynadım. Hatta tanımadığım birisi yolda gördü ‘Neden kovdun?’ diye sordu! Böylece Türkiye maceram başladı… O ara genç meslektaşlarım Harbiye’de Mekan Artı adında bir tiyatro açtı. Orada oynuyoruz. Mösyö İbrahim’i keyifle canlandırıyorum.

Üçüncü kuşak nehir gibi akarak geliyor

• 90’larda Köln’e gittiğimde Arkadaş Tiyatrosu bir efsaneydi…

Arkadaş, Türklere oyun sergileyen birkaç tiyatrodan biriydi. Çok büyük bir eksik doldurdular. Arkadaş artık daha çok başka grupların sahne aldığı bir yer haline geldi, kendi oyunlarını da arada oynuyorlar. Ama en güzel gelişme artık sahne sanatları söz konusu olduğunda yeni kuşağın her yerden fırladığını görmemiz Almanya’da. Televizyonda program yapanlar var. Birinci, ikinci kuşak birtakım sallantılar geçirdi ama üçüncü kuşak çok büyük boşluğu dolduracak. Kendi ulusal kimliklerinin önünde Alman olarak yapacak bu işi. Annesi babası tesadüfen Türkiyeli olan, çift kültürlü büyüyen gençler. Her alanda nehir gibi akarak geliyorlar.

• Onlardan biri de kızınız… En Garde adlı filmle ödüller kazandı. Sayenizde sahne tozu yutmuştur herhalde…

Pınar’ın çocukluğu sancılı geçti. Uzun süre yalnız kaldı çünkü biz oyunlara gidiyorduk. Provalara da götürürdük mecburen. Tiyatrodan nefret ederdi. Daha çok sinemayı severdi. Artık tiyatro da yapıyor, sinema da.

Alin Taşciyan

Star