Mezbahaya Hoşgeldin!

(Betül Memiş’in 15.02.2011 tarihli Haber Türk’teki yazısını yayınlıyoruz.)

Bir doğum günü partisi… Hazırlıklar had safhada. Masada duransa, üzerinde on dokuz tane mumun bulunduğu bir pasta. Mumların hepsi pastanın içine doğru erimekte. Mutsuz. Karışık. Çekici. Korkak. Ve oldukça yaşlı… Odanın her yerinde ölü beyaz kuşlar uçmakta… Ayakta duran iki adam: Biri genç ve sakin, diğeri yaşlı ve telaşlı.

Captain: “O bir çocuk ve sen onu iğrenç bir şekilde kullanıyorsun…”

Couger: “Ona istediğini verdim. Omzumda uyuyabileceği yeni bir abi… Erdemlilik taslama. Hepimiz küçük aç yamyamlarız. O yüzden iyilik meleği olmayı s… et, mezbahaya hoş geldin!”

Çok mu sert geldi?! Baştan söylüyorum daha bir şey işitmediniz-görmediniz. Hadi ama o kadar da fena olamaz dimi! Şimdi bulunduğumuz paralel evrende, neler yaşanıyor da haberimiz olmuyor… Şöylesine hafiften bir kafa yanması yapıp düşünürsek; bizler, nelerin ve kimlerin yamyamlarıyız acaba?

Bu sorunun cevabını almak için sizleri Tiyatro 0.2’nin yeni hikâyesi “Kâinatın En Hızlı Saati”nde kutlanan 19. yaş günü partisine davet etmek istiyorum. (Öncesinde hazırsanız, oyuna alıştırma niyetine ufak bir gezintiye çıkıyoruz…)

Tüm bu parti hazırlıkları heyecanlı bir şekilde sürerken ve başlangıç replikleri de bünyeye hoş geldin ziyafeti çekerken, biz tiyatro izlekleri ise arka fonda, son nida; “Bu acımasız bir dünya / … Işıklar açık, ama herkes gitti / Tehlikeli oynayabiliriz ya da havalı… / Lideri izle ya da tüm kuralları uydur / Her ne istersen, seçim senin / Öyleyse seç…” diye fısıldayan Gossip’in “Heavy Cross”şarkısını dinliyoruz.

Tiyatro 0.2’nin kendi mekânları olan Beyoğlu-İkinci Kat’ta sahnelenen oyun, bedenin zamana ve yer çekimine karşı direncini ölçüyor. Zamanı yavaşlatma isteğinin sebeplerini soruyor. Her yanı ölü kuşlarla süslenmiş ve birazdan cehenneme dönüşecek olan bir oda-laboratuvar burası. Masumiyet ve kötülüğün, sevgi ve nefretin, av ile avcının birazdan son çığlık karşı karşıya geleceği bir ev. Son noktada, ilişkilerin sevgiden ziyade menfaat üzerine kurulduğu bir dünya. Ve pasta üstünde birazdan eriyecek olan mumlar kadar zamanın beyhudeliği. Madem bu partinin konuklarısınız, gelelim o vakit bu maceranın ev sahiplerine:

Couger Glass: Güzel. Kusursuz bir güzellik; çırılçıplak, genç, taze, diri; ‘sunulan’ bir güzellik; aynada kendini seyreden, kendini kendine hayran bırakan güzellik!

Captain Tock: Çirkin. Kıyafetleriyle, ‘saklanan’ bir çirkinlik, kırışıklıklar içinde bir cilt, dibine kadar yenmiş tırnaklar; hayattan aynayı çıkartacak derecede çirkinlik!

PESİMİSTLİĞE VE KASVETE CİLA ÇEKMEK!

Ülkemizde “Kürklü Merkür” ve “Korku Tüneli” adlı oyunlarıyla tanıdığımız Philip Ridley’in yazdığı”The Fastest Clock In The Universe / Kâinatın En Hızlı Saati” ilk gösterimini, 1992’de Hampstead Theatre’da yapmış. Eyüp Emre Uçaray’ın yönettiği, Özlem Karadağ’ın dilimize çevirdiği, Korhan Soydan, Güçlü Yalçıner, Banu Çiçek Barutçugil, Halide Eşber, Barış Gönenen ve Iraz Yöntem’in başrollerini paylaştığı oyunun dramaturgisini Ebru Nihan Celkan ve Nazım Özcan üstleniyor. Müzik ve efekt tasarımı Ersen Kutluk, dekor tasarımı Murat Mahmutyazıcıoğlu, kostüm tasarımı Meltem Tolan ve afiş-fotoğraf-video tasarımı ise Cemre Yeşil’e ait.

Yazar Ridley’in kapitalizmin bütün yaralarını ve kasvetini gözler önüne serdiği, hem de hiç sakınmadan izleyenlerin boğazına hacmi geniş bir düğümcük bıraktığı oyunu en şahane şekilde ifşa eden Tiyatro O.2, yine kendi üslubunda, sinema tadında bir seyir ortaya çıkarmış. Kısaca başka yakada şekillenen, sürprizi gani bir partiye davetlisiniz. Gelirken, tüm muzip hallerinizi de yanınıza almayı unutmayın! Şimdi Couger Glass’ın yalancı 19. yaş gününe katılma zamanı!

O halde kasvetin ve pesimistliğin seviyesine naçizane, ben de bir cila çekmek istiyorum; “Ölüm mutlu bir son olamazdı kimse için. Ama yine de insanlar kendilerini kandırmak için hayatlarını dönemlere bölüyorlar ve ancak o dönemlere mutlu son’lar uydurabiliyorlar. Oysa hayat her bölümünde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdir” diyen en yazar-ım Hakan Günday (tam da “Kinyas ve Kayra”yı okuma zamanı sanki) ve oyunun bitişinde de yer alan Gossip’in şarkısından bir dizesiyle; “Eğer çoktan olduysa, olmamış yap onu / İki kişi gerekir / Bunu kanıtlamak sana ve bana kalmış / … Kısa süre önceydin, ama saniyeler sonra / Doğanın kanunu, bu doğru ama / Bu acımasız bir dünya / Her ne istersen, seçim senin / Öyleyse seç!”

Betül Memiş

Habertürk