Mizahın Sustuğu Yerde Şiddet Başlar!

(Müjdat Gezen’in bir televizyon programında söylediği “Bir ankette AKP yüzde elli çıkmış. Aslında Aziz Nesin kriterine göre yüzde 60 çıkması lazım” sözleriyle başlayan tartışmalar, AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları’nın Müjdat Gezen Sanat Merkezi önünde protesto eylemi düzenlemesiyle devam etmişti. Aşağıda bu konuyla ilgili Zülfü Livaneli’nin yazısını yayınlıyoruz.)

Geçenlerde gözüme ilişti: Başarılı komedyen Ata Demirer, ‘Politik mizah için ortam çok sert’ demiş. Bu doğru tespit için bir yazı yazmaya hazırlanıyordum ki Müjdat Gezen meselesi patladı. Sevgili dostum Müjdat, Aziz Nesin’in ünlü sözünü hatırlatarak ‘Bu halkın yüzde 60’ı aptaldır’ demiş ve kıyamet kopmuş. Aslında bu kıyamete en güzel cevabı da kendisi vermiş. Bir gazetecinin “Komik duruma düşüyorsunuz” demesi üzerine şu harika cevabı patlatmış: “Yahu ben 51 yıldır komiğim. Yeni mi fark ettin!”  Cevaptaki zekâya ve inceliğe dikkat çekerim.

***

İnsanlar hangi fikri savunursa savunsun, zekâyla harmanlanmış bir mizahla yapmalı tartışmalarını. Şu örneklere bakın: Başbakan Churchill’le büyük yazar Bernard Shaw’ın arası iyi değil. Londra’da Shaw’ın yeni bir oyunu başlayacak. Churchill’e şöyle bir davetiye gönderiyor: “Lütfen yarın oyunumun açılışına buyurun. Bir arkadaşınızı da alıp gelin. Şayet varsa!” Başbakan bu davetiyeyi alınca ne yapıyor dersiniz? “Bre namert, soysuz! Sen benim muhatabım değilsin” diye köpürerek havalara mı sıçrıyor? Hayır. Şöyle bir cevap veriyor: “Tebrik ederim üstat. Maalesef yarın akşam doluyum ama oyunun ikinci akşamına gelebilirim. Şayet devam ederse!”  İşte size iki çaplı adam örneği.

***

Ata Demirer’in sözleri ve arkasından gelen Müjdat Gezen olayı bana beş beş yıl önce öğrendiğim katı bir gerçeği hatırlattı. İsviçreli bir gazeteci evime gelmiş, benimle söyleşi yapıyordu.  Ona Türkiye’deki kutuplaşmayı anlatıyordum. (15 yıldır yazdığımız bu konuyu yeni öğrenip “3 Türkiye” diye heyecanla manşetlere çekenleri, yorum yapanları görünce acı acı gülmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden doğrusu.) İsviçreli gazeteci bana bir ara “Türkiye’de politik mizah yapılıyor mu?” diye sordu. “Evet” dedim, “Yapılıyor.” “O zaman iyi” dedi ve tezini anlattı. Meğer bu gazeteci çeşitli ülkeleri incelemiş ve politik mizah konusunda bir kitap yazmış. Gözlemlere dayanan tezi şu: “Bir ülkede politik mizah tehdit altına giriyor ve yapılamıyorsa, o ülkede işler kötü demektir. Çünkü ancak kutuplaşmanın ve ayrışmanın son kerteye geldiği, birbirinden ölesiye nefret eden grupların bulunduğu ülkelerde politik mizah olmaz. Mesela İsrail-Filistin kavgasında mizahın yeri yoktur.” Bu sözleri uzun uzun düşünmüş ve üzerine bir yazı yazmıştım. Biz oldum olası politik mizaha alışık bir toplumuz. Şair Eşref’in hicviyeleri, Neyzen Tevfik’in biberli dizeleri, politik fıkralar ‘Etnan bey duymasın’ gibi siyasi oyunlar, Devekuşu Kabare’nin siyasal skeçleri, Evren fıkraları, Sunay fıkraları, Akbulut fıkraları, karikatürler hayatımızda her zaman oldu. Demek ki ilk kez siyasal mizaha bu kadar öfke duyulan bir sertlik dönemine giriyoruz. Bu tarz mizahın, toplumlarda biriken negatif enerjiyi boşalttığını, ortalığı rahatlattığını, bazen kişinin kendisine bile gülmesini sağladığını bilmeyen mi var! Ama biz bundan gitgide uzaklaşıyor, nefretin, kutuplaşmanın pençesine düşüyoruz. Türkiye belki de tarihinde ilk kez politik mizaha karşı bu kadar tahammülsüz. Umarım İsviçreli gazeteci tezlerinde haklı değildir. Yoksa önümüz karanlık. ‘Üç kutuplu Türkiye’ hızla duvara doğru gidiyor. Hepimizin altında kalacağı bir duvara doğru!

Vatan