Sanat Savaşı Değil, Barışı Yücelten Bir Araçtır

‘Ezel’ adlı televizyon dizisinin ‘Cengiz’ karekteriyle de tanınan oyuncu Yiğit Özşener, milliyetçi ve ırkçı yapımları eleştirirken, “Sanat, savaşı, çatışmayı körükleyen değil; barışı, sevgiyi yücelten bir araçtır” dedi.

1972 İzmir doğumlu oyuncu,  Yiğit Özşener’in, hem sinema hem de tiyatro geçmişi var.

Yiğit Özşener, oyuncuların ve set işçilerinin sorunları ile televizyon dizilerindeki artış ve milliyetçi-ırkçı yapımlara ilişkin Yeni Özgür Politika’dan Ali Barış Kurt’a konuştu.

*Uzunca süredir bir sorun olan ancak son günlerde gündemleşen ‘dizi süreleri’nden başlayalım: Dizilerde oyuncular ön plana çıksa da, sizler özellikle set işçilerinin durumuna dikkat çekmeye çalıştınız; doğru mu anlıyorum?

-Biliyorsunuz bir süredir oyuncular da kendi sendikalarını kurmaya çalışıyor. Ben de bu sektörde çalışan biri olarak bu yapılanmanın içerisindeyim ve elimden geleni yapıyorum. Set işçisi ve bizim açımızdan bakıldığında her iki taraf da emekçi sonuçta. Burada kişisel olarak neler yaptığımızı anlatmayı yersiz buluyorum, ancak örgütlenebildiğimizde, ki bunu şu anda büyük bir hızla yapmaktayız. Bu sektör ve çalışanlarının çeşitli haklarının gözetildiği bir ortam yaratabileceğiz. Ücretler konusuna gelince, çok önemli bir şey gözden kaçırılıyor; öncelikle ne kadar yoğun çalıştığımızı kimse fark etmiyor sanırım. Diğer yandan da bir oyuncunun bu ücretleri alabilecek konuma gelene kadar nasıl bir süreçten geçtiği, ne kadar emek harcadığı, ne gibi zorluklarla karşılaştığı gözden kaçırılıyor. Bununla ilgili, sevdiğim birine ait hoş bir anekdot var: Bir şirkette danışmanlık yapıyor kendisi, haftanın 1-2 günü işe gidiyor ve iyi bir ücret de alıyor bunun karşılığında. Bir süre sonra genç, güzel ama eğitimi onun kadar sağlam olmayan bir hanım yanına yaklaşıyor ve büyük bir pişkinlikle, ‘ne güzel, haftada 2 gün çalışıp bu kadar fazla para alıyorsunuz’ deyince diğeri şöyle cevap veriyor: ‘Evet, 24 yıl artı haftada 2 gün’ Anlatabiliyor muyum?

Zaten burada ücret tartışması yaparken olayı oyuncuların aldığı ücretlerle kısıtlamaya çalışmak -ki böyle bir çaba görüyorum etrafta – hedef şaşırtmaktan başka işe yaramıyor. Prodüktör veya yayıncı kanal bir oyuncuya istediği ücreti verebilir. Buna kim karışabilir ki? Dünyanın her yerinde böyledir. Şöhretmetre ile ölçüm yapıp birim şöhret başına fiyat belirleyemezsiniz. Burada asıl yapılması gereken minimum ücretlerin çalışma şartları ile orantılı olarak tatmin edici düzeyde olmasını sağlamaktır. Teknik bir elemanı haftanın 6 günü gece-gündüz çalıştırıp komik bir para vermek gayri insani ve acı bir durumdur.

DEVLET TOPLUMU SANATA ÖZENDİRMİYOR

*Türkiye dışındaki ülkelerdeki sanatsal çalışmaları incelediğinizde, temel olarak ne gibi farklar dikkatinizi çekiyor?

-Ben en temel farkı sanatın günlük yaşamın ne kadar içine girip girmediğinde görüyorum. Bu da bir ülkenin eğitim düzeyi, daha da önemlisi eğitim sistemi ile alakalı. Sanatı anlaşılamaz, özel bir yere koymak yerine günlük hayatın içinde varedebildiğimiz zaman daha aydınlık bir toplum olabileceğimizi düşünüyorum. Burada devlet politikaları da çok önem arzediyor. Maalesef bugün devlet sanatçıları desteklemiyor ve genç bireyleri de sanata özendirmiyor.

*Yapımcıların sinema yerine televizyon dizilerine ağırlık vermesi ile; sanatın yerine rantın-parasal değerin önemsendiği üzerinden bir paralellik kurulabilir mi?

-Bu bir zincirdir ve bu zincirde sadece yapımcıyı suçlamak anlamsız. Para kazanmaya ağırlık vermekle eleştirilen yapımcılar, yapımlarını nereye yapmaktadırlar ve işlerini teslim ettikleri mecraların derdi de sanat mıdır? Yoksa bu bahsettiklerimiz birer iş modelidir ve basitçe kar-zarar temelinden mi işler? Yoksa medya şirketleri, sahipleri için zamanı gelince öttürülecek bir borudur da öttürme ihtiyacı doğana kadar içinin neyle doldurulduğunun pek de bir önemi yok mudur? Böyle zincirleme sorular sorarak meseleyi daha geniş çerçevede anlamamız mümkün. Sinema yapmak bir yapımcı için tamamen kişisel bir tercihtir ama o da ticari bir iştir. Sanat adına evin rafında duracak bir filmin kime ne faydası vardır? Burada, dizi yapımına yönelmeyi eleştirmek yerine ‘Neden daha fazla sinema filmi yapılmıyor’ sorusunu yöneltmek önemli.

SAF SİNEMACILAR TÜREYEBİLİR…

*Nasıl kurulmalı ve büyütülmeli?

-Film fonu ve benzeri mekanizmalardan bahsediyorum. Desteklerden bahsediyorum. Film yapmanın sadece trilyoner olma yolu değil, minimum iyi bir yatırım aracı haline dönüşmesinden bahsediyorum. Sırf güzel tost yapıyorsunuz diye yeteri kadar kar etmeyen tost dükkanınızı açık tutamazsınız ki… Öte yandan ‘Daha fazla sinema yapılması’ fikrini de yetersiz buluyorum. Son 15 yıla baktığımda aşırı şişmiş bir dizi piyasası ve malesef bu piyasanın alışkanlıklarından faydalanan bir sinema piyasası görüyorum. Oysa disiplin olarak bu ikisi çok farklı. Belki de genç sinemacıların ortaya çıkmasını ve desteklenmelerini sağlayacak bir sistem daha faydalı olabilir. Yani dizilerle uzaktan yakından alakası olmayan saf sinemacılar türeyebilir.

AŞAĞILAMA BİLGİSİZLİKTEN KAYNAKLANIYOR

*Türkiye’de ayrımcılığı körükleyen bir kısım dizi-film de mevcut. Örneğin Kürt veya Alevi yurttaşları küçümseyici bir çalışmayı; sanatın özgür içeriği olarak mı, yoksa tam aksine, sanatın üstlenmemesi gereken bir rol olarak mı..?

-Ben sadece TV-sinema alanında değil; günlük hayatta tüm aşağılamalara, küçük düşürmelere karşıyım ve bunun özgürlükler adına yapılmasını kimse kabul edemez. Sinema ve dizilerde bunun bilgisizlikten yapıldığını düşünüyor ve anlam arayışından uzak buluyorum. Bu arada sinema gibi bir mecranın çok hijyen; ‘etliye sütlüye dokunmayan’ bir hale gelmesini de istemiyorum. Sanat, içinde güzel duygular kadar şiddeti, protestoyu, eylemci ruhu da barındırır. Ancak ne yapılıyor ise bilimsel metotlar dahilinde yapılmalıdır. Sanat, savaşı, çatışmayı körükleyen değil; barışı, sevgiyi yücelten bir araçtır. İdealize edersek, herkesin daha iyi resim yapmaya, şiir yazmaya, heykel yapmaya, sinema filmi projesi hazırlayıp bunları hayata geçirmeye çalıştığı ve başka hiçbir şeye zaman bulamadığı bir dunyada savaşa ve kavgaya fırsat kalır mı?

KANAL YETKİLİLERİNE SORMALIYIZ

*Ahu Türkpençe ile yaptığımız bir röportajda, kendisi ‘dizilerde erkeklik yüceltiliyor’ demişti. ‘Zengin koca’, ‘büyük işadamı’ veyahut ‘ağa’ rolleri niçin dizi filmlerde mütemadiyen tercih edilen karekterler?

-Doğrusu bunu ben de soruyorum. Bu soruyu yapımcılara ve yayıncı kanalların drama müdürlerine de sormalıyız tabii. Fikri üretip satan onlar. Seyirciyi değerlendiren, karar verenler onlar. Seyirci hakkında en detaylı bilgi sahibi onlar. Bütün bu sistemi destekleyen de raklam verenler. Ne zaman günlük, küçük insanın hikayesini de seyirlik kılacak kadar güvenimiz yerine gelecek, o zaman çok daha doyurucu ve ilginç hikayelerle karşılaşacağız. Ve biz oyuncular önünde de imkanlar çoğalacak… Seyirci de daha çok keyif alacak.

TİYATRO, SİNEMA VE DİZİDEN AYARI BİR YERE SAHİP

*Hem tiyatro ve sinema, hem de televizyon dizilerinde yer alan bir oyuncu gözüyle; bu üç alanı nasıl ayırırsınız birbirinden?

-Dizi, bir proje tasarım işi bence. Çok kolay tekdüze hale gelebilecek, bugünün ağır üretim şartlarında ‘kaliteli’ ve ‘yaratıcı’ olmaktan ödün vermek zorunda kalan bir alan. Oysa daha uygun koşullarda kesinlikle büyük bir sektör olabilecek, yaratıcılığı, tasarımı teşvik edecek bir alan. Dizinin bıraktığı etki kısa vadeli ve sürekli yeni fikirle gelinmesi gerekiyor. Tüketimi de çok hızlı ancak çok büyük bir kitle tarafından tüketiliyor. Her hafta evlere davetsiz misafir oluyoruz. Bu yüzden de etki alanı çok geniş ve etkisi çok büyük.

Sinemaya gelince, tamamen farklı bir çalışma biçimi, ayrı bir disiplin ve ruh hali. Hazırlığı bile farklı. Daha özenle çalışılan, daha sanatsal anlatıma, anlam yaratmaya yönelik bir iş. Orada yaptığınız da eser olarak daha kalıcı. Başını sonunu bildiğiniz, daha sistemli düşünülmüş bir paket. Oyuncu olarak kendinizi sonsuz çeşitleme imkanı bulabileceğiniz bir yer. Tiyatro ise en özel olanı. Özel dememin nedenlerinden biri de ulaştığı kısıtlı seyirci miktarı. Ancak, TV ve sinema ile karşılaştırıldığında, tiyatronun canlı olma özelliği çok tatmin edici, korkutucu, harika bir şey. Oyuncunun, kendisini sürekli kesintisiz aksiyonda sınayabileceği ve bunun keyfini de sonuna kadar çıkarabileceği bir alan.

*Türkiye’de sanatın ve sanat üretenlerin yeteri değeri gördüğüne inanıyor musunuz?

-İnsan saygı görmek, ya da değer verilmek için sanat yapmaz ki. Bence kimilerine değer veriliyor, kimilerine verilmiyor çünkü görece bir sanat pazarından bahsetmeye başladık ve artık bu değer verme, revaçta olma, popüler olma gibi konuların çerçevesini çiziyor. Eskisine göre daha çok müze var. İnsanlar sanata yatırım yapıyorlar. Ama nüfusun yüzde kaçının bunlara erişimi var? Bence birey düzeyinde sanata ve sanatçıya değer veriliyor, ancak makro düzeyde böyle bir kültürden bahsedemem. Mezat kültürü ile birlikte daha çok ilgi çekiyor. Kısıtlı bir çevre tarafından ama…

TUNCEL KURTİZ İLE ÇALIŞMAK…

*Şu an ‘Ezel’ dizisinde oynuyorsunuz… Reytingler önemli mi sizin için?

-Açıkçası reytinglerle, oyunculuk faaliyeti anlamında pek ilgilenmiyorum. Çünkü bir hafta reyting düşerse diğer hafta daha iyi oynamak gibi bir kaygım olmuyor. Ben reytinglere bakmadan hep yapabileceğimin en iyisini hedefliyorum.

*Tuncel Kurtiz ile çalışmaktan memnun musunuz?

-Tuncel Kurtiz ile çalışmak harika. Büyük zevk ve asıl zevk de onun anılarını dinlemek. Saatlerce anlatabilir. Zaten kendisi de bir başladığında, ‘beni bırakırsanız sabaha kadar konuşurum’ diyor sürekli. Tuncel Ağabey özel bir tecrübe abidesi. Benim için, diğer tüm oyuncular gibi çok özel deneyimler edinebileceğim, profesyonel paylaşımımı sağlayabileceğim usta adam.

YİĞİT ÖZŞENER:

Oyuncu Yiğit Özşener, Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’nden 1996 yılında mezun oldu. 1997- 1999 yılları arasında Koç Üniversitesi’nde İşletme masterı yaptı. 1994 yılında Studio Oyuncuları Topluluğu’nda eğitim almaya başladı ve 2001 yılına kadar aynı yerde çeşitli oyunlarda yer aldı. 2001 yılında ‘Herkes Kendi Evinde’ filmiyle başlayan sinema serüveni onlarca film ve dizide rol almasıyla devam etti. Özşener, halen devam eden Ezel dizisiyle izleyiciyle buluşmaya devam ediyor.