‘Benim İçin Her Gün Tiyatrolar Günü’

Usta sanatçı  Yıldız Kenter, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü öncesi sanat hayatını ve tiyatro serüvenini anlatıyor…
Nil Özer -Yıldız Kenter, 62 yıldır Türkiye’de tiyatroyla özdeşleşmiş bir isim. Sahnedeki ve beyaz perdedeki usta duruşuyla herkesi büyüleyen sanatçı Martı, Maria Callas, Salıncakta İki Kişi, kendi hayatını anlattığı Hep Aşk Vardı, Mikado’nun Çöpleri,18 Anadolu kadınını anlattığı Ben Anadolu ve son oyunu  Kraliçe Lear ile sevenlerinin kalbine taht kurdu.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü dolayısyla; Kenter tiyatrosunun kulisinde usta oyuncu Yıldız Kenter ile buluştuk.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü için neler söylemek istersiniz?

Tek bir gün benim için pek bir şey ifade etmiyor. 62 yıllık tiyatro hayatımda benim için hergün tiyatrolar günü. Hayatım geçiyor sahnelerde, turnelerde, provalarda…Yıllar ne kadar çabuk geçmiş değil mi?

Sizi örnek alan öğrencilerinize neler tavsiye ediyorsunuz?

Benim gibi olmak istemezler tabii. Bu doğru değil zaten kendi yollarında kendileri gibi kendilerinden üstün olma yolunu seçmeliler bence. Yaptıkları işi ilk önce sevmelerini ve saygı duymalarını isterim. Bir de çok çalışmaları gerek…

Tiyatro adına neler yapmak isterdiniz?

İnsanları tiyatroya daha çok kışkışlardım. Çünkü tiyatroda kendilerini bulacakları, daha iyi tanıyacakları, kendilerine niye kızmaları gerektiğini öğrenecekler, kendilerini niye sevmeleri gerektiğini bilecekler bunlar çok önemli bence. Tiyatro insanı yansıtan ortak taraflarını meydana çıkaran insanların böylece onları benzer kılan, tanış kılan bir güce sahip. Benzerlik ve tanıştan hoşgörü ve hoşluk çıkar, tiyatronun yaptığıda budur. ‘ya şunun yerinde ben de olsaydım böyle yapardım heralde’ dememizi sağlar. Bizi daha temkinli, dikkatli olmaya doğru iteler. Hem tavır olarak, hem de düşünce olarak.

Ülkemizde yeterli ilgi var mı sizce? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeterli bulmuyorum tabii. Daha popilist olduk, daha eğlenceli, daha kolaya kaçan, hafif şeyleri tercih ediyoruz.

Keşkeleriniz var mı?

Bir çocuğum var, hiç bir anne keşke doğurmasaydım demez, düşünüyorum da ya anne olmasaydım diye… Evladım olduğu için şükrederim. Sevdiğim işi yapabilme şansı verdiği, bir de bu yaşta hala çalışabildiğim için yani teşekkürlerim keşkelerimden daha çok.

Bizim dilimiz çok güzel

Yıldız Kenter’in olmazsa olmazları var mı?

Tiyatro biraz da dil demektir. Türkçe’yi gerektiği gibi değerlendirmeyen anlamayan birisi olmamalı. Bizim dilimiz çok güzel, anlayışlı, kullanışlı müzikal bir dildir. Dilimizi çok sevmemiz gerekiyor. Başta tiyatrocular ve tiyatroseverler olarak.

Bir oyuna nasıl hazırlanıyorsunuz? Bu merak unsuru birşeydir.

Bir oyunu okuyorsunuz; devrini tanımak istiyorsunuz, yazarın inançlarını öğrenmek istiyorsunuz. İlk önce neyi savunduğunu yahut neyi hedef aldığını çıkarmaya çalışıyorum ortaya ve kabil olduğu kadar objektif bakmaya taraf olmamaya eşit haklar vermeye çalışıyorum. Her piyeste baştan başlamaya mecbursunuz. Her yeni koşulda içinizdeki başka bir yıldızı yine siz olanı çıkartmak zorundasınız. Bana onları oradan gelen dürtüler çıkartabilir. Ancak bana verilen bir rol  benim içimdeki o kişiyi, o koşulları cevaplandırdığı sürece ben o kişilerin insanı olabilirim. Yani başka biri olmuyorum hiçbir zaman hep kendimi oynuyorum. Hep kendimden çıkarıyorum, kıskancı, kötüyü, çalışkanı, tembeli…Onun için kendimi kullanmayı öğreniyorum. Kendi aletlerimle yapıyorum müziğimi.

Bir iğne battı hüpp diye söndüm

Sahneye çıktığınız ilk oyundan aldığınız tepkileri hatılıyor musunuz?

Çok heyecanlı bir insandım ve biraz fazla şişirilmiştim. Okurken sınıf atlamıştım. İlk sahneye çıktığım oyun Shakespeare’in 12. Gece adlı oyunda Olivia karekterini oynuyordum. Bunların hepsi biran da fazla geldi, benim balonuma bir iğne battı ve hüüpp diye söndüm. Bu durum benim yeniden kendimi toparlamama gözden geçirmeme başka koşullar yaratmama vesile oldu. Aldığım negatif duygular, pozitife doğru itti. Hep çalışmaya, öğrenci kalmaya mahkumsunuz.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

İnanın hatırlamıyorum. Ben artist olacağım dedim onu hatırlıyorum.  Müşfik’te çok yakışıklı ve haylaz bir çocuktu, fevkalade basketbol oynardı, bir gün sobanın başında ben, Mahmut oturmuşuz ısınıyoruz, içeriye Müşfik girdi, ona hep sarı bok derdi, “Sarı bok senin adam olacağın yok bari artist ol” diye. Kulağımıza ordan yapıştı heralde…

Sinema, tiyatro, televizyon oyuculuğu ayrımına katılıyor musunuz?

Katılıyorum. Baz iyi oyunculuktur. İyi oyuncu ve kötü oyuncu vardır. O ölçüye insan giriveriyor hemen. Tiyatroda büyüyorsunuz biraz. Bu büyüme yanlış anlaşılmasın yani kulağım, burnum büyüyor anlamında değil, daha fazla bir fotoğraf agrandismanı büyümesi gibidir. Her taraf aynı ölçüde büyümektedir. Sinemada bunun tersi olarak küçülmesi gerekir. Aynı şeyleri yapıyorsunuz fakat daha aynı duyguları daha sakin, daha sessiz daha hareketsiz veriyorsunuz. Ekran büyük, her şeyi büyütüyor, oyunculuğu insanın gözüne sokuyor. Aman yarabbi diyebiliyorsunuz. Sinemayı her zaman televizyona tercih ederim. Sinema bir gösteri sanatı. Kalıcılık sağlıyor. Bu kalıcılığın bir kötü tarafı var bugün sahnede bir hata yapsanız  zihniniz kaydeder ertesi günü düzeltirsiniz.

Sinema maalesef öyle değil.

62 yıllık tecrübelerinizi, anılarınızı bir kitapta toplamayı düşünüyor musuz?

Düşünüyorum bazen, vakit bulabilirsem. Aslında ölmeden önce yapmak isterim.

Şu anda Kraliçe Lear’ı hem yönetiyor hem de oynuyorsunuz? Yeni bir oyun ve film projeniz var mı?

Bir sinema projem var, Nihal Çelik hanımın beni düşünerek yazdığı bir senaryo var, 75 yaşında çello çalmak isteyen bunu başaran ve Aya İrine’de konser veren bir kadının öyküsü. Ezilen, zavallı kız tecavüze uğrayan kadın görmekten sıkıldı millet tam tersi bir achievment olmasını istiyorum. King Speech gibi bir film olmalı. Mahsun’la görüştüm, bakalım.

Tiyatroda ise, Aliye Berger’in hayatın yazıldığı Alyoşa adlı kitabı üzerinde çalışıyoruz, seneye sahneye koyacağım umarım.

Star Gazete

Usta sanatçı  Yıldız Kenter, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü öncesi sanat hayatını ve tiyatro serüvenini Ajanda’ya anlattı…

• Nil Özer  nozer@stargazete.com

Yıldız Kenter, 62 yıldır Türkiye’de tiyatroyla özdeşleşmiş bir isim. Sahnedeki ve beyaz perdedeki usta duruşuyla herkesi büyüleyen sanatçı Martı, Maria Callas, Salıncakta İki Kişi, kendi hayatını anlattığı Hep Aşk Vardı, Mikado’nun Çöpleri,18 Anadolu kadınını anlattığı Ben Anadolu ve son oyunu  Kraliçe Lear ile sevenlerinin kalbine taht kurdu.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü dolayısyla; Kenter tiyatrosunun kulisinde usta oyuncu Yıldız Kenter ile buluştuk.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü için neler söylemek istersiniz?

Tek bir gün benim için pek bir şey ifade etmiyor. 62 yıllık tiyatro hayatımda benim için hergün tiyatrolar günü. Hayatım geçiyor sahnelerde, turnelerde, provalarda…Yıllar ne kadar çabuk geçmiş değil mi?

Sizi örnek alan öğrencilerinize neler tavsiye ediyorsunuz?

Benim gibi olmak istemezler tabii. Bu doğru değil zaten kendi yollarında kendileri gibi kendilerinden üstün olma yolunu seçmeliler bence. Yaptıkları işi ilk önce sevmelerini ve saygı duymalarını isterim. Bir de çok çalışmaları gerek…

Tiyatro adına neler yapmak isterdiniz?

İnsanları tiyatroya daha çok kışkışlardım. Çünkü tiyatroda kendilerini bulacakları, daha iyi tanıyacakları, kendilerine niye kızmaları gerektiğini öğrenecekler, kendilerini niye sevmeleri gerektiğini bilecekler bunlar çok önemli bence. Tiyatro insanı yansıtan ortak taraflarını meydana çıkaran insanların böylece onları benzer kılan, tanış kılan bir güce sahip. Benzerlik ve tanıştan hoşgörü ve hoşluk çıkar, tiyatronun yaptığıda budur. ‘ya şunun yerinde ben de olsaydım böyle yapardım heralde’ dememizi sağlar. Bizi daha temkinli, dikkatli olmaya doğru iteler. Hem tavır olarak, hem de düşünce olarak.

Ülkemizde yeterli ilgi var mı sizce? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeterli bulmuyorum tabii. Daha popilist olduk, daha eğlenceli, daha kolaya kaçan, hafif şeyleri tercih ediyoruz.

Keşkeleriniz var mı?

Bir çocuğum var, hiç bir anne keşke doğurmasaydım demez, düşünüyorum da ya anne olmasaydım diye… Evladım olduğu için şükrederim. Sevdiğim işi yapabilme şansı verdiği, bir de bu yaşta hala çalışabildiğim için yani teşekkürlerim keşkelerimden daha çok.

Bizim dilimiz çok güzel

Yıldız Kenter’in olmazsa olmazları var mı?

Tiyatro biraz da dil demektir. Türkçe’yi gerektiği gibi değerlendirmeyen anlamayan birisi olmamalı. Bizim dilimiz çok güzel, anlayışlı, kullanışlı müzikal bir dildir. Dilimizi çok sevmemiz gerekiyor. Başta tiyatrocular ve tiyatroseverler olarak.

Bir oyuna nasıl hazırlanıyorsunuz? Bu merak unsuru birşeydir.

Bir oyunu okuyorsunuz; devrini tanımak istiyorsunuz, yazarın inançlarını öğrenmek istiyorsunuz. İlk önce neyi savunduğunu yahut neyi hedef aldığını çıkarmaya çalışıyorum ortaya ve kabil olduğu kadar objektif bakmaya taraf olmamaya eşit haklar vermeye çalışıyorum. Her piyeste baştan başlamaya mecbursunuz. Her yeni koşulda içinizdeki başka bir yıldızı yine siz olanı çıkartmak zorundasınız. Bana onları oradan gelen dürtüler çıkartabilir. Ancak bana verilen bir rol  benim içimdeki o kişiyi, o koşulları cevaplandırdığı sürece ben o kişilerin insanı olabilirim. Yani başka biri olmuyorum hiçbir zaman hep kendimi oynuyorum. Hep kendimden çıkarıyorum, kıskancı, kötüyü, çalışkanı, tembeli…Onun için kendimi kullanmayı öğreniyorum. Kendi aletlerimle yapıyorum müziğimi.

Bir iğne battı hüpp diye söndüm

Sahneye çıktığınız ilk oyundan aldığınız tepkileri hatılıyor musunuz?

Çok heyecanlı bir insandım ve biraz fazla şişirilmiştim. Okurken sınıf atlamıştım. İlk sahneye çıktığım oyun Shakespeare’in 12. Gece adlı oyunda Olivia karekterini oynuyordum. Bunların hepsi biran da fazla geldi, benim balonuma bir iğne battı ve hüüpp diye söndüm. Bu durum benim yeniden kendimi toparlamama gözden geçirmeme başka koşullar yaratmama vesile oldu. Aldığım negatif duygular, pozitife doğru itti. Hep çalışmaya, öğrenci kalmaya mahkumsunuz.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

İnanın hatırlamıyorum. Ben artist olacağım dedim onu hatırlıyorum.  Müşfik’te çok yakışıklı ve haylaz bir çocuktu, fevkalade basketbol oynardı, bir gün sobanın başında ben, Mahmut oturmuşuz ısınıyoruz, içeriye Müşfik girdi, ona hep sarı bok derdi, “Sarı bok senin adam olacağın yok bari artist ol” diye. Kulağımıza ordan yapıştı heralde…

Sinema, tiyatro, televizyon oyuculuğu

ayrımına katılıyor musunuz?

Katılıyorum. Baz iyi oyunculuktur. İyi oyuncu ve kötü oyuncu vardır. O ölçüye insan giriveriyor hemen. Tiyatroda büyüyorsunuz biraz. Bu büyüme yanlış anlaşılmasın yani kulağım, burnum büyüyor anlamında değil, daha fazla bir fotoğraf agrandismanı büyümesi gibidir. Her taraf aynı ölçüde büyümektedir. Sinemada bunun tersi olarak küçülmesi gerekir. Aynı şeyleri yapıyorsunuz fakat daha aynı duyguları daha sakin, daha sessiz daha hareketsiz veriyorsunuz. Ekran büyük, her şeyi büyütüyor, oyunculuğu insanın gözüne sokuyor. Aman yarabbi diyebiliyorsunuz. Sinemayı her zaman televizyona tercih ederim. Sinema bir gösteri sanatı. Kalıcılık sağlıyor. Bu kalıcılığın bir kötü tarafı var bugün sahnede bir hata yapsanız  zihniniz kaydeder ertesi günü düzeltirsiniz.

Sinema maalesef

öyle değil.

62 yıllık tecrübelerinizi, anılarınızı bir kitapta toplamayı düşünüyor musuz?

Düşünüyorum bazen, vakit bulabilirsem. Aslında ölmeden önce yapmak isterim.

Şu anda Kraliçe

Lear’ı hem yönetiyor hem de oynuyorsunuz? Yeni bir oyun ve film projeniz var mı?

Bir sinema projem var, Nihal Çelik hanımın beni düşünerek yazdığı bir senaryo var, 75 yaşında çello çalmak isteyen bunu başaran ve Aya İrine’de konser veren bir kadının öyküsü. Ezilen, zavallı kız tecavüze uğrayan kadın görmekten sıkıldı millet tam tersi bir achievment olmasını istiyorum. King Speech gibi bir film olmalı. Mahsun’la görüştüm, bakalım.

Tiyatroda ise, Aliye Berger’in hayatın yazıldığı Alyoşa adlı kitabı üzerinde

çalışıyoruz, seneye sahneye

koyacağım umarım.