Gezgin Tiyatro Yapmak Karabasan Gibi

Ahmet Levendoğlu’nun kurucusu olduğu Tiyatro Stüdyosu 20 yıldır daha önce sahnelenmemiş oyunları taşıdı sahneye. Sabit mekânları olmadı, iki ayrı girişime de yangın ve bürokrasi mani oldu. Ama devam ettiler. Sahneledikleri 15 oyuna göz atınca, bugün tiyatro ve sinema dünyasının tanınmış isimlerine rastlamak mümkün. Büyük kısmı Levendoğlu’nun öğrencisi de olan; Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Oktay Kaynarca, Nilüfer Açıkalın, Derya Alabora, Jülide Kural gibi oyuncuları düşününce, Tiyatro Stüdyosu’nun bir tür ekol olduğundan da bahsedebiliriz. Son oyunları ‘Vanya Dayı’ ile 21’inci yaşa doğru taze bir adım atmışken, Tiyatro Stüdyosu’nun kurucusu ve sanat yönetmeni Ahmet Levendoğlu’na bağlandık… 

-Türkiye’de sahnelenmemiş oyunları tercih etmiştiniz. 20’nci yıl için neden ‘Vanya Dayı’yı seçtiniz?
2010’un Çehov’un 150’nci doğum yıldönümü olması önemli bir etkendi. Ötekiyse şuydu: 20’nci yılımızı kutladığımız bir zaman diliminde bir yakın klasiği, tiyatronun bir başyapıtını sahnelemekle artık birikimli, erişkin bir topluluk olduğumuzu kendimize ve ortamımıza kanıtlamak istedik. ‘Vanya Dayı’ boyutunda, ‘büyük yapım’ olmayı gerektiren bir işin altından sanatsal olduğu kadar parasal ve kadrosal açılardan da kalkabileceğimizi ortaya koymak istedik. Bunu yapabilmiş olduğumuzu, oyunun önemli düzeyde övgü ve alkış aldığını görmek bize kıvanç veriyor. 

-20 yıl, Türkiye’de bir özel tiyatroyu sabit bir mekâna sahip olmaksızın sürdürebilmek için uzun süre. ‘Seyyar tiyatro’ yapmak sizi nasıl etkiledi?
Kendi yerine sahip olmayıp, gezgin tiyatro koşullarında yaşamını sürdürme durumunda olmanın nasıl bir karabasan olduğunu ancak yaşayan bilebilir. Hele ‘Vanya Dayı’ gibi, dekorunun depodan, gidilecek sahneye taşınması ve kurulmasının on iki saate yakın zaman aldığı bir oyun örneğinde, bu duruma katlanabilmek ancak ‘çılgınlık’ olarak tanımlanabilir. ‘Çılgın’ sözünü gerçek anlamıyla kullanıyorum. İstanbul’da oyununuzu sahneleyebileceğiniz salonların paylaşımının katmanlı sıkıntılarına hiç girmeyeyim. 

-1990 – 2010 arası Türkiye’nin de dünyanın da ciddi değişimler geçirdiği bir dönem oldu. ‘Dönemin ruhu’ Tiyatro Stüdyosu’na nasıl yansımıştır?
Dönemin ruhundan etkilenmeyen sanat düşünülemez. Tiyatro Stüdyosu’nda 20 yılda ilkeler, amaçlar, hedefler değişmedi ama ‘dönemin ruhu’ sahneleme biçimlerinde ve biçemlerinde de oyun seçimlerinde de etkin rol oynamıştır. Örneğin, 20 yıl içinde dünyadaki önemli değişimlerden biri, kanımca ‘doğasını tüketerek kendi geleceğini yok etmekte olan insan’ gerçeği doğrultusundaki bilinçlenme artışıdır. Bizim de oyunlarımızın en az üçünde bu olgu ana tema ya da yan tema olarak yer almıştır. İzleyici profilinde de oyuncuların tiyatroya yaklaşımlarında da dikkat çeken değişimler gözlemleniyor kuşkusuz. Bu doğrultuda epey olumsuzluktan söz edilebilir. Şaşırtıcı olumlu şeyler de karşımıza çıkmıyor değil. Örneğin ‘Vanya Dayı’ epey yer dolaştı ama çoğunlukla kimilerinin ‘elit çevre’ olarak gördüğü semtlerin salonlarında oynadı. İlginçtir ki oyuncularım Zeytinburnu’ndaki sahnede, salonu tıklım tıklım doldurmuş izleyiciyi ‘en iyi, en katılımcı, en dikkatli’ olarak değerlendirdi. 

-Son yıllardaki yeni kuşak tiyatro örneklerini takip ediyor musunuz?
Vaktim yettiğince izliyorum. DOT’un, Krek Tiyatro Topluluğu’nun, Altıdan Sonra Tiyatro’nun kimi oyunlarını beğenerek izlemişliğim var: Şunu söylemek isterim. Kendinizi genç tiyatro, yenilikçi tiyatro, deneysel tiyatro vs. olarak tanımlamanız sizi nitelikli tiyatro yapmaya götürmez. Tiyatroda her türlü biçime, anlayışa, akıma, denemeye yer var. Yeter ki pusulanız niteliği göstersin.

“Afife’nin saygınlığı pervasızca yok ediliyor!”

Geçtiğimiz pazartesi Afife Tiyatro Ödülleri adayları açıklandı. Şehir ve Devlet Tiyatroları oyunlarının adaylıklarda ciddi bir ağırlığı varken, piyasadaki onlarca diğer oyunun esamisi okunmuyor. Duruma tepki gösteren tiyatrocular da oldu, siz ne düşünüyorsunuz?
Özellikle belirteyim ki 15 oyunuyla 49 ödül kazanmış, Afife’den de yedi ödül dışında 12 adaylık almış Tiyatro Stüdyosu, ödüllere açlık duyan bir topluluk değil. Görüşlerimin yoğun beğeni toplamış ‘Vanya Dayı’nın Afife’de aday gösterilmemiş olmasına tepki biçiminde düşünülmemesini dilerim. Asıl konu, Afife’nin kusurlu yapısı.

Afife ödülü, ilk dönemlerinde kurullarında Sevda Şener, Ayşegül Yüksel, ardından Dikmen Gürün, Üstün Akmen gibi yetkin eleştirmenlerin yer aldığı saygın bir oluşumdu… Sonraları, bu ağırlıkta adların yerlerinin bankacı, mühendis, pazarlama müdürü, televizyon yapımcısı, hekim, işadamı, felsefe doktoru gibi tiyatro dünyası dışından kişilerle değiştiğini kaynaklar belirtiyor. Zamanla iki ayrı kurul yapısına geçilmiş ama bu kurulların yetkileri de iki kez değiştirilmiş. Bunlar olurken önde gelen iki özel tiyatromuz, Oyun Atölyesi ile Semaver Kumpanya Afife’ye katılmayacaklarını açıklamış. 

Seçici kurul bir skandal 

İşleyişin ve seçici kurulların yapısının skandal boyutlarına vardırıldığı son iki yılı ele alayım. ‘Seçici Kurul’dan olmakla ödüllerin durumunu baştan belirleyen yedi kişiden üçü eski ya da yeni Şehir Tiyatrosu sanatçısı, üçü de Devlet Tiyatrosu… Birinin ise üye olduğundan beri hiçbir oyunu izlediği duyulmamış. Bu durumun, tüm maçların hakemliklerine Fenerbahçe-Galatasaray kulüpleri üyeleriyle futbolcularının atanmasından farkı var mı?

Ayrıca birkaç yıldır ‘Seçici Kurul’da ‘hem hakem, hem yarışmacı’ konumunda olan, oynadığı ya da yönettiği oyunların oylandığı kurulda yer alanlar var. Kimin aday olup olmadığından öte, üzerinde durulması gereken, ödül ahlakını da, sanat ahlakını da yerle bir etmiş olan bu iki durum. Skandallarla, kirlenmelerle, karanlık işlerle yaşamaya alışmış toplumların dışında böyle bir ayıba rastlanmaz. Burada gördüğümüz Afife’nin saygınlığını göz göre göre, pervasızca yok etmektir. Konuyla ilgili herkesi hem kör, hem avanak yerine koymak aymazlığıdır. Ardındaki büyük banka desteği, medyanın ilgisi, gösterişli törenleriyle ‘en saygın’ konumda olması gereken ödülü saygınlıktan en uzak düzeye düşürmek kimsenin hakkı olmamalıydı. Saygınlığı olmayan ödül kimseye bir şey kazandırmaz; ne alana, ne verene, ne de kayırana. 

-Gelecek dönemlerde ödülden çekilme gibi bir tavrınız olabilir mi?
Afife Tiyatro Ödülleri’nin saygınlığını yitirmesinden sorumlu gördüğümüz yetkililer olan Sanat Danışmanı ve ‘Seçici Kurul’un bugünkü üyeleri görevlerinde kaldıkları ve değerlendirmeler belirli tiyatrolara bağlı kişilerce yapıldığı sürece, Tiyatro Stüdyosu Afife Tiyatro Ödülleri’nden adaylık ve ödül kabul etmeyecek. Bu ödülleri yok sayacaktır. Bu tutuma ‘Vanya Dayı’nın sanatçılarından Mehmet Ali Kaptanlar, Emrah Elçiboğa, Ezgi Bakışkan, Vural Buldu ve Gülsen Tuncer oyuncular olarak katıldıklarını belirtiyor. Sanatçılarımızdan Metin Beyen, Çiğdem Erken, Serda Kondeler Aktuna da ödül yapısının çarpıklığını kınadıklarını açıklıyor.

Radikal