Kusmak İyidir…

(Birol Tezcan’ın Haber Fabrikası’nda yayınlanan yazısına yer veriyoruz.) Bir ulusalcılıktır almış başını gidiyor. Her gün, eskiden “devrimci” olduğunu düşündüğümüz bir “abimiz” ulusalcı açıklamalar yaparak bize “titre de kendine gel” diyor. Eğer uzun süre birileri açıklama yapmazsa tedirgin oluyoruz. “Aha laiklik elden gidiyor”

Siyasal yaşamımızda at izinin it izine karıştığı böylesine bir ortam da bu “ulusalcı” anlayış genelde sanata özelde tiyatroya da sirayet ediyor.

Geçtiğimiz yıl, kendisinden bir zamanlar ders alma onuruna da erdiğim, Süreyya Karacabey, alternatif tiyatro bildirisini yazdığında tüylerim diken diken olmuştu. İşte demiştim ancak bu kadar güzel kusulur. Kendime kutsal bir görev edinip bu kusma halini kendime de mal ederek yayabildiğim kadar yaymıştım. Hatta bir ara çıkıp bildiri olarak dağıtmayı bile düşünmüştüm ama düşüncede kaldı.

Bu yıl, önce Ali Poyrazoğlunun ulusal, ardından bir umutla Yılmaz Onay’ın alternatif bildirisini okudum. Allah dedim ne engin bir birikim. Poyrazoğlunun yazısından aklımda kalan yün çilesi, Onay’ınkinden ise yıkılması gerekenin bir bina değil de bir partinin olması.  Tiyatroda (kendisinin yazıp çizdiklerinden yola çıkarak) neredeyse hiç acı çekmeyen birinin çileden bahsetmesi, bir zamanlar sistemi devirmeye çalıştığını söyleyen bir adamın şimdi bir partiyi yıkmaya çalışması ne kadar da ironik.

Tiyatroya ucundan kıyısından bulaşmaya başladığım günden bugüne içimde değişmeyen tek düşünce var; tiyatro insanı insana insanca anlatan bir sanat değildir. Tiyatro bir ağlayış, bir haykırış, bir kusma halidir. Kutsal olana, kutsallaştırılmaya çalışılan her şeye karşı bir kusma.

Neden kusma? Kusma iyidir. Bünyeyi rahatlatır. Siz de rahatlayın. Evde, okulda, kışlada, camide, sokakta, orada, burada, şurada, kapı arkasında, kapı dışında kusun…

Bizi en hassas yerimizden yaralıyorlar. İnsanlığımızdan… insan olmaktan uzaklaştırıp bizi etnik, cinsel, dinsel kalıplara sokmaya çalışıyorlar. Bu yüzden kusalım. Babalarımızın yüzüne kusalım, öğretmenlerimizin yüzüne kusalım, komutanlarımızın yüzüne kusalım. Kusalım…

Her türlü kalıbı gördüğümüzde dörtnala kaçalım. erkek-egemen düzene, faşizme, heteroseksizme, kapitalizme, otoriteye, afililiğe itmeye çalışanların çarkına kusalım.

Buna “kutsal tiyatro” söylemi de dahil.

Biz artık içinde “ulusal” kelimesi geçen hiçbir şey duymak istemiyoruz. Görmek istemiyoruz. Kutsal saydığınız hiçbir şeyi kutsal saymıyoruz. Yere batsın ulusalcılığınız da, tiyatronuz da, alternatif oluşunuz da!

Çünkü siz hala tarihteki Ermeni oyuncuları; Hıranuşları, Satenikleri, Tomasları Türk Tiyatrosunun oyuncuları olarak anlatıyor, söylüyor, ezberliyor, ezberlettiriyorsunuz…

Siz hala “yaşasın halkların kardeşliği”ne kulak tıkayarak Kürtçe, Ermenice, Gürcüce, Zazaca söylenen ezgilerin, oynanan oyunların sansürlenmesine “zaten genel bir sansür var” diyerek göz yumuyorsunuz.

Siz hala tohumun canını yakan açlığı, yoksulluğu, işkenceyi görmezden geliyorsunuz.

Siz hala barışın, bu topraklarda ihtiyaç duyulan en önemli şey olduğunu kulak arkası ediyorsunuz.

Siz hala kendinizden başkasını tiyatrocu olarak görmüyor, tuttuğunuz köşe başlarının elinizden alınmaması için gizli ayinler tertip ediyorsunuz.

Siz hala devletten yardım almak için her oyun çıkardığınızda birbirinize giriyorsunuz.

Siz hala eleştirdiğiniz o devletin birer tiyatrosu olmak için yırtınıyorsunuz.

Siz hala takım elbiselerinizle karanlığa gömülüp tiyatroyu ölmesin diye ayakta alkışlıyorsunuz…

Biz sizden kaçmaya çalıştıkça burnumuzun dibinde bitiyorsunuz…

Biz sizin aksinize

Anlatmıyoruz, söylemiyoruz, ezberlemiyoruz… kusuyoruz…

Görmezden gelmiyoruz… kusuyoruz…

Alkışlamıyoruz… kusuyoruz…

Göz yummuyoruz… kusuyoruz…

Kulak arkası etmiyoruz.. kusuyoruz…

Ey bize akıl vermeye çalışanlar!

O yüce aklınızı kendinize saklayın…

Umurumuzda bile değil.

Tam da burada Jessica A. Kaahwa’ya kulak veriyoruz;

Tiyatronun barışı sağlamada ve bozulan ilişkilerin düzeltilmesi yolunda oldukça güçlü bir araç olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Uluslar, dünyanın en şiddetli çatışma bölgelerinde barışı koruma girişimlerine devasa miktarda paralar harcarken, tiyatronun çatışmaları dönüştürmek ve kontrol altına alabilmek için birebir bir alternatif olması konusunda çok az çaba sarf edilir. Uygulanan yöntemler dışarıdan ve açıkçası baskıcı birtakım dış güçler tarafından yürürlüğe konulurken, toprak ananın çocukları evrensel barışa nasıl ulaşabilir ki?

Haber Fabrikası