Hande’nin Rakibi Oldu

Ali Poyrazoğlu, Deniz Akkaya’yı ikinci kez tiyatro sahnesine taşıdı. Eski manken, Poyrazoğlu’nun kaleme aldığı “Az Sonraaa” adlı oyunda, her yeri estetikli ünlü bir sunucu olarak izleyici karşısına çıkmaya başladı. Başrolü Deniz Akkaya ve Bülent Kayabaş ile paylaşan usta tiyatrocu, oyunun giderek yayılan teşhir ve röntgencilik olaylarına vurgu yaptığını söylüyor.

Yeni oyununuz “Az Sonraaa”nın çıkış noktası, gözetleme ve teşhir olaylarının toplumda giderek yaygınlaşmasıymış, doğru mu?

– Bu oyunun çıkış noktası, apartmanlardaki gözetleme delikleri. Türkiye’de herkes birbirini gözetliyor, herkes birbirinin peşinde. Nüfus sayısı kadar paparazzi var memlekette!

Bu işi meslek edinenlerin yanı sıra halk da magazin basınına hizmet ediyor. Sizce bunun sebebi ne?

– Teknoloji bence… Teknoloji, “sayın muhbir vatandaşı” çıkardı ortaya. Toplumun içindeki gözetleme duygusu teknolojiyle daha da açığa çıktı. Herkes cep telefonuyla fotoğraf çekip, hemen internet üzerinden paylaşabiliyor.

Oyunda hem halkın hem de magazin basınının insanları gözetlemesi konusunu ele alıyorsunuz. “Kapılardaki gözetleme deliğinden yola çıktık” dediniz ya, neden o tarafa ağırlık vermediniz de magazini daha çok hedef aldınız?

– Bunu anlatabilmek için magazin programlarından yola çıkmak gerek. Çünkü bu işi profesyonel olarak yapıyorlar. “Siz ünlüsünüz, insanlar ne yaptığınızı merak ediyorlar, biz de yayınlıyoruz” diyorlar.

Haklılar mı sizce?

– Haklılar. Onlar ünlüsün diye yayınlıyor, ama karşı taraf da “Özel hayatıma müdahale ediyorsun” diyor. Tabii basın da bu sefer “Sen de özel hayatını ortalığa dökme” diye karşılık veriyor. Özellikle naylon şöhretler, o ikoncan dediklerimiz kendilerini teşhir ederek var olmaya çalışıyor. Yani magazinciler mi onları kullanıyor, onlar mı magazincileri, belli değil.

SERAY’IN POPOSUNU ONU ELEŞTİRMEK İÇİN ELLEDİM

Sizin canlandırdığınız Karagöz ustası bu hikayenin neresinde duruyor?

– Benim bu oyunda oynadığım gibi hakkı olduğu halde hiç yüzüne bakılmamış, sorunlarıyla ilgilenilmemiş, aç biilaç yaşayan, kendini öldürüp ünlü olmak isteyen insanlar da var. Bu Karagöz ustası, kendini öldürüp ünlü olmak istiyor.

Siz de magazin için haber değeri taşıyan birisiniz. Örneğin 2007’de Seray Sever’in programında onun poposunu elleyerek magazine çok güzel bir malzeme verdiniz.

– Seray benim yakın arkadaşım. Ben o hareketi, programın sonunda şaka olsun diye yaptım. Niçin yaptığımı da söyleyeyim. Programda erkeklerin kadınlara yaptıkları tacizleri konuşuyorduk. Seray da bana “Ben hiç ellenmedim ki” dedi. Sonra, erkek kılığında Taksim’e çıktığını ve kızların poposunu ellediğini söyledi. Bir kadın tacizden şikâyet edip, sonra erkek kılığına girip aynısını yapıyorsa eleştirilmelidir. Ben de bir mizahçı olarak tavrımı bu şekilde gösterdim. Bu program banda çekilen bir programdı, kesebilirlerdi ama kesmediler. Kanal reyting almak için kesmedi.

Bir de şunu sormak istiyorum. “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisindeki tecavüz sahnesi çok konuşuldu, eleştirildi. Siz de o dönem “Gölgedeki Muhabbetler” programınızda o sahnenin parodileştirilmesine izin verdiniz, neden?

– O parodileri ben yapmıyorum. Kadın haklarını koruduğum bilinir, sadece cinsel değil zihinsel tecavüz konusunda sergilediğim tavır açıktır. Çocuklar, bunu sonra bana izah ettiler. O parodideki tüm diyaloglar maçlarda söylenen şeylermiş. Maçlarda insanlar böyle bağırıyorlarsa, iş toplumsal histeriye dönüşmüşse, okulların kapısında oğlanlar kızlara tacizde bulunup, sonra da “Biz onu Bihter sandık” diyorsa, o sapık zihniyetlerin olaya nasıl baktığını anlatmak için yapılabilirdi böyle bir şey.

DENİZ AKKAYA: BEN JALE GİBİ BAŞARISIZ BİRİ DEĞİLİM

“Az Sonraaa”da bol estetikli bir sunucuyu oynuyorsunuz ve bu rolle ilgili “Kendini canlandırıyor” diyenler oldu…

– Aslında en zor şey, insanın sahnede kendini oynamasıdır. Benim canlandırdığım Jale karakterinin hayatında başarılı olduğu hiçbir şey yok. Ben 17 yaşımdan beri yaptığım her işte yükselerek ilerledim. Benimle uzaktan yakından ilgisi yok. Bir de ben çalıştığım insanlarla ilişkimi başka dinamikler üzerine kurarım.

Siz magazin basının sürekli gündemindesiniz, rahatsız oluyor musunuz bundan?

– Her mesleğin getirileri ve götürüleri var. Bir kere sahneye çıkıp kendinizi teşhir etmeniz gereken işler yapıyorsunuz. Bu oyunculuk da olabilir, sunuculuk da… Medyada yer alan her figür başarılıdır demiyorum ama her başarılı figürün hayatı bir süre sonra merak edilir. Bunun hiçbir aksi örneği yok. Çok başarılı bir haber spikeri de olsanız, başınıza çok kötü şeyler gelebilir. Ama bu tür ufak tefek şeylerin insanların kariyerlerine zarar vereceğini düşünmüyorum. Bu, işin başarıyla birlikte gelen ve kimilerine göre olumsuz kimilerine göre de kontrol edilebilir yanı. Ben kontrol edilebilir yanındayım. Kontrol mekanizması kaderin değil sizin elinizde, bunu yaşınız ilerledikçe görüyorsunuz.

KRİZ ANLARINI İYİ YÖNETİYORUM

Kontrol mekanizmasını öğrenmiş olsanız da, Efe Önbilgin’le olan ilişkiniz ve sonrasında yaşananlar yine çok konuşuldu…

– Bu, yaptığımız işin bir sonucu… Oturup “neden böyle oldu” diye düşünmek, boşa vakit harcamak yerine, kendinizi ifade edecek aklıselim cümleler kurmanız, kriz anlarını yönetmeniz lazım. Ben bu kriz anlarını çok doğru yönettiğimi düşünüyorum. Ama dediğim gibi başka bir iş yapsaydım, insanlar benim özel hayatımı merak ediyor olmazdı.

Geçen yıl ticaret hayatına atıldınız. şimdi de tiyatro başladı. Bu yoğun tempoda kızınız Ayşe’ye zaman ayırabiliyor musunuz?

– Vakit ayırdığım konular biraz değişti ama artık daha programlı yaşıyorum. “Kendime vakit ayıramıyorum” demem, çünkü kendime vakit ayırmak için tiyatro yapıyorum. Ticaretle uğraşmamın nedeni sanat yapabilmek, sanat yapmamın nedeni ise ticaret yaparken ruhsal anlamda aç susuz kalmamak. Ayşe’nin günü sabah 6’da başlıyor. ış arkadaşlarımla buluşma saatine kadar onunla ilgileniyorum. Mesaili bir işim olmadığı için aralarda da yanına gidip geliyorum. Bu arada, Ayşe tüm provalarda bize katıldı. Her gün provamız olduğu için iki ay buradan çıkmadık.

KIZIMIN HER YANI MOSMOR

Ayşe, şimdiden sahne tozunu yuttu o zaman…

– Çocuk yetiştirmenin tek bir yolu yoktur, her annenin özel yolları vardır. Ben, büyüdüğünde kızımın masasının üzerinde Ali Poyrazoğlu’yla, Bülent Kayabaş’la çekilmiş fotoğraflarının olmasını istiyorum. Bu büyük bir kazanç. Duayen olmuş insanlarla bir araya gelmesi çok önemli.

Sizin kadar kızınızın da hayatı merak ediliyor. Nasıl bir çocukluk geçiriyor Ayşe?

– Ayşe’nin de sokakta oynadığı arkadaşları var. Bir yandan da sanatta duayen olmuş insanlarla yan yana geliyor. Bazıları kırkı çıkmadan bebeği sokağa çıkarmaz, ben doğum yaptıktan iki gün sonra Ayşe’yi Miami’de restorana götürmüştüm. Benim çocuğumun her yeri mosmor. Köpeklerle, kedilerle aynı evde yaşıyor.

DENİZ’İ ELEŞTİRİLER KONUSUNDA UYARDIM

Ali Bey, magazinden bu kadar dertliyken, neden yıllardır magazin basınının ilgi odağı olan Deniz Akkaya’yla çalışıyorsunuz?

– Bir kere çok güzel bir kadın. Çok disiplinli, Amerikan Edebiyatı okumuş, mürekkep yalamış. Oyunculuğu da daha önce denemiş. Oyunculukta devam etmek istediğini söyledi. Biz bu rol yüzünden eleştirilebileceğini söyledik, çünkü orasına burasına estetik yaptırmış bir sunucuyu oynuyor. Deniz de “Vız gelir, ben kendimle dalga geçmesini bilirim” dedi. Cesur davrandı.

AYŞE İSTEDİĞİ İŞİ YAPABİLİR, YETER Kİ MOTOSİKLET KULLANMASIN

Deniz Hanım, Ayşe’nin de oyuncu olmasını ister misiniz?

– Yapacağı meslekle ilgili hiç hayal kurmuyorum. Çantasını alıp “Ben gidiyorum” da diyebilir. Ben sadece destek olurum, çünkü anne-babanın çocuğuna destek olması gerektiğine inanıyorum. Yapmasını istemediğim tek şey, motosiklete binmesi!

Neden? Kötü bir tecrübeniz mi var?

– Bununla ilgili bir geçmişim yok ama tehlikeli bir araç olarak görüyorum. Çok korkuyorum.

Hürriyet