Kapıları Kıran Oyun: Dullar

İ.B.B Şehir Tiyatroları’nın sahneye koyduğu, Hülya Karakaş’ın yönettiği dul kalan kadınların komik hikayeleriyle dolu Dullar oyununun iki tiyatrocusuyla Nil Özer (Star Gazetesi)’in yaptığı söyleşi:

– 1970 yılında Yaygara adlı bir müzikal ile oyunculuğa başladınız. Geçen bu süre içinde neler değişti?

Sevgi değişmiyor. Sevgi olmasa 41 yıl bu iş yapılmazdı, seneler geçtikçe bu işin sorumluluğu daha çok artıyor, ilk yıllar sahne heyecanı, alkışla geçerken belli bir yaşa geldiğinizde bağlı olduğunuz kuruma, arkanızdan gelen genç arkadaşlara olan sorumluluklar fazlalaşıyor. Daha iyi nasıl olabilirim diye beynini yiyip bitiriyor, yaptığın hiçbir şeyden mutlu olmuyorsun. En önemli değişim ise tecrübeler arttıkça insan daha seçici oluyor.

– Dullar oyununu seçmenizdeki sebep nedir?

Tiyatro sayfasını kapatıp dinlenmek isterken Hülya (Karakaş) aradı, başta itiraz ettim sonra okumak için ikna oldum ve çok beğendim. Beş kadın sahnede ve komedi… Hoş bir şey olabilir dedim. Öyle de oldu.

– Neden ara vermek istediniz?

Emekliliğim doluyordu bu sene. Televizyon da ve sinemada değişik bir şeyler yapmak, yelpazeme bir şeyler katmak istedim. Hülya ikna edince iyi ki etmiş diyorum çünkü oynarken çok keyif alıyoruz. Oyunculuğumdan çok annelik her zaman  benim için ön planda olmuştur. Çocuklarımı iyi yetiştirmek, iyi bir ev hanımı olmak benim önceliğimdir. Zaman zaman projeleri geri plana attığım oldu. Şimdi hepsi büyüdü.

– Dul kelimesi toplum arasında kulağa pek hoş gelmiyor galiba…

Bu oyundaki dullar kocası ölmüş olan kadınlar için söyleniyor.  Bizim toplumumuzda da kocasından ayrılan kadın için de kullanılıyor. Eskiden daha zordu, şimdi gençler bunu yendi diye düşünüyorum.

Eskiden dul bir kadın bir topluluğa giremezdi, yalnız diye çekinirdi şimdi bu negatif tavır sergilenmiyor.

– Sinema klasikleri arasında yerini alan Sultan, Bir Kırık Bebek, Uçurtmayı Vurmasınlar gibi filmlerde oynadınız. O yıllar adına neler soylemek isterseniz?

Sultan çok iyi bir ekipti, Erdal’la karı kocayı oynamıştık, Şener Şen, Türkan Şoray bir an o yıllara gittim çok keyifliydi. Bir

Kırık Bebek filminde de Hülya’yı (Avşar) tanıdım, güzelliği beni etkilemişti. Annesini oynamıştım bu filmde, daha sonra Hasan Boğuldu filmde de beraberdik orada da annesini oynamıştım. İkimizde renkli gözlüyüz o yüzden annesi olmuştum herhalde.

– Türk televizyon tarihine imzasını atan Bizimkiler dizisinde Serpil karekteri ile 14 yıl evlerimize konuk oldunuz.

14 yıl dile kolay. Şimdikiler iki yıl dayanamıyor. Dizi ile yaşlandık, televizyon tarihinde tiyatrocuların oynadığı dizi olarak söyleyebiliriz. Hepimiz tiyatrocuyduk bu çok önemli. Ezber yapıp geliyorduk, tiyatro disiplini içerisinde çekiyorduk. Bizimkilerden sonra dizi dünyasında oyunculuk anlayışı değişti daha doğal oyunculuk geldi.

– Genco Erkal’ın “Diziler yüzünden tiyatro yapacak oyuncu bulamıyoruz, dizilerden gelecek teklifleri bekliyorlar” yorumuna katılmıyor musunuz?

Güzin Özyağcılar: Piyasaya bir an önce gireyim, şöhret olayım, para kazanayım diyorsa onlara söyleyecek lafım yok.

Tiyatronun tadını alan, zevkini alan önce tiyatro der. Ne para ile ne pulla hiçbir şey ile ölçülmez. Canlı canlı oynayıp alkışı duymak, beğeni almak kadar keyif verici bir duygu olabilir mi?

Hülya Karakaş: Çok doğru, katılıyorum.

Şehir tiyatrolarına kapak atmak istiyorlar, ama dizi teklifi geldiği an kaçıyorlar. Yozlaşmış bir durum var ortada.  Ben şahidim, Nedim Saban arkadaşım bir oyun koyacak oyuncu bulmak için çok mücadele verdi.  Bu sene Hande Ataizi’nin tiyatro yapmasını umutla baktım, umarım devamı gelir. Mesela Nurgül Yeşilçay hayranı olarak onun da tiyatro yapmasını canı gönülden istiyorum.

– Dostoyevski ‘Karamazov Kardeşler’ romanından esinlenerek yazılan Karadağlar dizisinde Esma Nadir karekterini canlandırıyorsunuz. Roman uyarlamalarının revaçta olduğu diziler hakkında neler söylemek istersiniz.

Konu sıkıntısı çekiliyor olması gözardı edilmemeli. Dizilerde en önemli senaryo, senaryo, senaryodur. İkinci önemli oyuncu, üçüncü  yönetmen gelir. Bu üç faktör iyi ise işin tutmaması için hiçbir neden yoktur. Uyarlamaları çok fazla istismar etmemek gerekir.

– Yeni projeleriniz var mı?

Bilgesu Erenus’un ‘Arka Bahçe’ romanının oyunu sahnelenecek. Yönetmenliğini

Hüseyin Köroğlu yapacak, artık  tiyatro yapmayacağım dedikçe karşıma reddemeyeceğim projeler geliyor. Bir aksilik olmazsa seneye bu oyunla sahnelerdeyiz.

Yeni oyuncularda saygı hiç yok!

– Dullar oyununun yönetmenisiniz aynı zamanda. Bu proje nasıl ortaya çıktı?

Kadın hikayeleri anlatmayı çok seviyorum. Dullar projesini ilk olarak okuma tiyatrosu şeklinde garajistanbul’da Ayşenil Şamlı ile beraber yapmıştık, aramızda konuşuyorduk bunu oyun yapalım ama komedi olmalı diye. Ayşenil bunu sen yaparsın dedi ve bana verdi. İlk başlarda bunun altından nasıl kalkarım endişesi oldu, etrafımı çok inceledim, sokağa çıktım, gözlem yaptım oyunu yabancı atmosferinden çıkarıp bizim dünyamıza çevirdim. Oyun patladı inanılmaz bir ilgi gördü, kapıları kıran bir oyun oldu diyebiliriz, geri dönüşümlerden çok ama çok memnunuz.

– Yönetmenlik mi? Oyunculuk mu?

Çok uzun zamandır rejiyle ilgileniyorum. Oyunculuğun edilgen bir meslek olduğunu düşünüyorum. Esas yaratıcılığın rejide bittiğine karar verdim. İyi ya da kötü bir dünya yaratıyorsun insanların o dünyayı görmelerine tanık olmak başka bir zevk. Anlatılır gibi değil. 90’lı yıllardan itibaren yönetmenlik yapıyorum. Tiyatroda kadın yönetmenlere tavır olduğu için çok mücadele verdim. Nedense kadın bir yönetmene oyuncularımız güvenemiyor, ikna olmuyorlar, en beceriksiz erkek yönetmene daha inanıyor teslim oluyor. Tiyatroda kadın yönetmenler olarak yok denecek kadar az sayıdayız. Yönetmenlik hep yapmak istediğim bir şey ama oyunculuğu da hiçbir zaman bırakmayı düşünmüyorum. Mesleğimin dinamizmini sağladığı için  hep var olacaktır.

– Dullar seyircilere ne vaad ediyor?

Eğlenmeği, gülmeyi… Kendi hikayeleri ile yüzleşmek için güler yüzlü bir oyun olduğu için. Sanatla mesaj vermekten nefret ederim. Önemli bir misyon yüklememeliyiz seyirciye, gelen keyfini çıkarmalı bence…

– Oyun sırasında sürekli elbiselerden kırmızı saten parçalar çıkıyor? Bunun bir anlamı var mı?

Kabuğunu soyuyor. Anlattığı her hikaye sonunda birinden kurtuluyor. Esas o siyah elbiselerin altındaki kırmızı saten elbiseler gerçek kimliklerini içlerindeki ateşi simgeliyor.

– Kültür mirasımıza zenginlik katan  yapımcısı ve yönetmeni olarak ‘İstanbul’un Kadınları, İstanbul’un

Sultanları’ belgesel çalışmanızdan bahseder misiniz?

Tiyatroyu meslek edinmiş kadınların öyküsü. Çok keyifli bir çalışma oldu, bilmediğim bir alana girdim, kamera arkasını çok merak ediyordum, iyi bir şey çıkınca çok keyif aldım. Ekibim de bende acemiydim ama sonuçta gerçek bir belgesel yaptım. 9 -10 Mayıs’ta Tarık Zafer Tunayı sahnesinde ve İZ TV’de gösterilecek. ‘İstanbul’un Kadınları, İstanbul’un Sultanları’ belgeselimin kitabını da çıkaracağım çünkü yayınlayamadıklarımın çoğunu kitapta toplamak istiyorum. Bugüne kadar yapılmamış bir belgesel olduğu içinde ayrı bir keyif benimki.

– Uzun zamandır beyaz perdede yoksunuz? Bir nedeni var mı?

Gelen birkaç projede mutsuz oldum. Özellikle erkek yönetmenlerin tavrından rahatsızım, böyle olunca da sinemaya çok ara verdim. Teklifte gelse zor şartlar sunuyorlar. Diyarbakır’a gidilecek mesela otobüsle gitmemi istiyorlar Neden eziyet çekeyim. Konfor değil ki bu… Zorla soğuttular beni. Zaten arkamızdan genç bir nesil geliyor, bugün Türkan Şoray’ın bile arkasından koşmuyorlar. Oyunculuk değil ama kesinlikle yazıp, yönetmenlik yapacağım bir sinema filmim olacak.

-Tiyatro sahnelerinde olup biteni takip edebiliyor musunuz?

Hemen hemen her oyuna… Hem de özel hazırlanır giderim, çok seviyorum. Yalnız son zamanlarda bir karar aldım, zahmet edip benim oyunuma gelmeyen burnu beş karış havada meslektaşlarımın oyununa asla gitmiyorum.

– Genç oyuncular konusundaki düşünceleriniz neler?

Hiç memnun değilim. Bu mesleğin bir adabı var, usul erkan bilmiyorlar, usta- çırak ilişkisi nedir bilmiyorlar. Saygı hiç yok. Kendilerini çok önemli zannediyorlar ama sokağın umrunda değiller.

– Yeni projeleriniz var mı?

Bu sene Dario Fo yılı olacak benim için. Hem yönetmenliğini yapacağım, hem de geri planda da olsa oyunculuk. Şehir tiyatrolarında ‘Ödenmeyecek, Ödemiyoruz’ oyununu koyacağım, özel tiyatroda da başka bir Dario Fo olacak.

Star Gazete