Kervan Yolda Düzülecek, Ama Nasıl?

Mimesis Söyleşi / Tiyatro Tem’den Şehsuvar Aktaş ve Ayşe Selen ile sahne sanatlarının örgütlenme ihtiyacı üzerine yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.

Biliyorsunuz, son günlerde “Sahne sanatlarının nasıl bir örgütlenmeye ihtiyacı var?” sorusu etrafında şekillenen bir tartışma süreci yaşıyoruz. Bu tartışmanın öncüleri uzun dönemdir birlikte hareket etme çabasında. Dayanışma konusunda ortak bir tiyatral örgütlenme tarihi olduğu da söylenebilir. İzlerini daha önceki yıllarda ATÇ (Amatör Tiyatrolar Çevresi), İATP (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu), İATP–G -girişim olarak- deneyimlerinde bulmak mümkün. En son yaşanan TTB (Türkiye Tiyatrolar Birliği) ayrışmasından sonra ise; sözünü ettiğimiz topluluklar yeniden bir tartışma süreci başlattılar. Bizler, örgütlenmeye dair olan bu tartışmayı İstanbul’daki pek çok grupla beraber yürütmeyi, mümkün olduğunca katılımcı bir şekilde yürütmeyi istedik. Aslında herhangi bir örgütlenmenin ya da herhangi bir oluşumun adını daha koymadan “Kervan yolda düzülsün” esprisiyle beraber hem grupları tanıyalım hem de ne tür bir örgütlenmeye ihtiyaç var onu tespit edelim istedik. Bunun için İstanbul’da yaklaşık 40’a yakın toplulukla söyleşi organize etmeye çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi de Tiyatro Tem.

Biz sizleri tanıyoruz, faaliyetlerinizi yakından takip ediyoruz. Çeşitli noktalarda dirsek temasımız da oluyor, elbette. Ama okurlarımızdan tanımayanlar olabilir, dilerseniz öncelikle Tiyatro Tem’i tanıyalım. Grubun kimyası nasıl oluştu? Hazırladığımız örgütlenmeye çağrı metninde şöyle bir giriş cümlesi de var: Her grup öncelikle kendi iç örgütlenmesini gerçekleştiriyor. Çünkü bu işin doğası gereği böyle bir şey var. Sizlerin grup örgütlenmesi nasıl oluştu? Çok kısa belki özetlerseniz, tanımayanlar açısından iyi olacaktır.

Şehsuvar Aktaş: Öncelikle grup demek biraz tuhaf kaçabilir, ama sonuçta, evet, grup olarak tanınıyoruz. Ama özünde iki kişiyiz. Maalesef mi diyeyim, iyi ki öyle mi diyeyim bilemiyorum.

Ayşe Selen: Proje bazında katılımlar ya da ayrılmalar oluyor.

Şehsuvar Aktaş: Ama özünde işi götüren iki kişiyiz. Aslında biz bir grup kurmak üzere yola çıkmadık. Takriben on yıl kadar önce bir iş yapmak üzere yola çıktık. Çok kısıtlı bütçeli ama bununla birlikte tiyatro değerini ve nitelikli bir gösterim olma özelliklerini yitirmeyen bir iş yapma arayışıyla yola çıktık. İlk yaptığımız oyunun arkasından ikinci bir oyun yapma isteği oluştu. Uzun vadeli bir planlama ya da uzun yıllara ya da geleceğe yönelik bir tasarım söz konusu değildi. Daha çok bir tarz ya da bir yol arama ve araştırma üzerine yola çıkılmıştı. İlk yaptığımız oyundaki deneyimlerden yola çıkarak sonraki her oyunun bize bir şey öğrettiğini düşünüyoruz. Ve bugüne kadar geldik. Yani Tiyatro Tem’i bir oluşum olarak böyle özetleyebiliriz. Çok kurumsallaşan ya da kalabalık kadrolu, bu anlamda da, örgütlenmiş bir yapıdan söz etmek pek mümkün değil.

Ayşe Selen: Kendimize ait bir salonumuz yok, sadece 5 yıldır provalarımızı yapabildiğimiz ve dekorlarımızı koyabildiğimiz -şu anda içinde bulunduğumuz- bir mekân var. Hiçbir yerden destek alamayan bir özel tiyatroyuz. Devlet yardımını da başvurmuyoruz. Bu bizim tercihimiz. Sponsor da almıyoruz. Kendi kendimizin sponsoru olmayı tercih ediyoruz.

Şehsuvar Aktaş: Yani bugüne kadar sergüzeştimiz boyunca böyle bir ihtiyaç da hissetmedik ve sponsor bulalım diye düşünmedik.

Ayşe Selen: Belki kendimize ait bir mekan olsaydı, onun için bir arayışa giderdik. Önceleri bu gezegen halimiz çok hoşumuza gitti. Çünkü o insanı çok diri tutan bir durum. Kolay, hep kolay taşınabilir işler yaptık. Bir süre sonra işi de öyle tasarlamak durumunda kalıyorsun. Yoksunluk seni daha iyi düşünmeye itebiliyor. Dediğim gibi, önceleri gezegen halimiz hoşumuza gitti. Gerilla gibi. Yani kur, oyna, topla git durumundaydık. Bu çok iyi geliyordu. Sonra hem bir yandan çok fazla mekân açıldı bu işler açısından iyi oldu, hem de daha fazla zorlaştı. Bizim için de zorlaştı. Şimdi sağ olsunlar herkes bize kapısını açıyor.

Şehsuvar Aktaş: Yani biz bir grup olalım, bir kumpanya olalım niyetiyle yola çıkmadık. Daha çok işin mutfağına yönelik, özellikle oyunculuk üzerine, oyun üzerine bir şeyler araştırmak için yola çıktık. Bir şeyleri merak ettiğimiz için yani. Ama bir ismi olması gerekiyordu bunun. Dolayısıyla yani Tiyatro Tem hem var hem yok gibi bir şey belki de.

Çağdaş ve geleneksel gösterim sanatlarını kaynaştırmaya belki bu teknikleri kaynaştırmaya çalışıyorsunuz. Aynı şekilde bunun yerelle bağını da kurmaya çalışıyorsunuz. Yani çok kabaca özetliyorum. Bunun içinde bir araştırma hevesiniz var. Herhalde en temel itki bu… Projeler -kişiler değişebilir belki yol arkadaşlıkları değişebilir ama- bu heves üzerinden devam ediyor.  Anladığım kadarıyla.

Şehsuvar Aktaş: Yaptığımız işlerden biz zaman içinde şunu öğrendik. Geleneksel olanı yeniden yaşatma, diriltme gibi bir arayış yerine; yöntem oluşturma yolunda geleneksel olan nasıl bir kaynak olabilir, bugün bize nasıl yol gösterebilir, onun üzerine çalıştık. Kaynaştırma hem doğru hem biraz açmak belki daha da açıklamak gerekiyor. Çünkü kanımca geleneksel olan devam etmiyor aslında. Çok görünür biçimde devam etmiyor. Ama tuhaf bir biçimde, farkında olmadan, galiba alttan alta izlerini taşıyoruz. Tuhaf biçimde, sanki bilinçaltında işliyor, devam ediyor. Dolayısıyla yaptığımız işe, biraz onun keşfine çıkmak diyebiliriz. Niyetimiz onu keşfetmek. Yerli -yerel demeyelim de-, buraya ait işler ve güncel oyunlar, gösterimler yapabilmek. Şu anda bizi tetikleyen, hala oyun yapma arzumuzu canlı tutan şey bu.

Biraz söyleşinin ana teması olan örgütlenme ihtiyacından bahsetmek gerekirse; tiyatro piyasasındaki amatör, profesyonel, üniversitelerdeki ve eğitim kurumlarındaki pek çok insan örgütlenme ihtiyacından bahsediyor. Kime sorsak bunun çok temel bir ihtiyaç olduğunu söyleyecektir. Ama bir türlü istendiği gibi olmuyor. Bu noktaya dair görüşleriniz nelerdir? Evet çok genel bir başlık belki ama bu konudaki tecrübelerinizi merak ediyoruz.

Şehsuvar Aktaş: Açıkça söyleyeyim, bunun üzerine kafa yormadım. Çok da bununla meşgul olmadım, evet bu bir eksiklik. Buna ilişkin düşüncelerim ve görüşlerim çok ayrıntılı oluşmuş değil. Çünkü bugüne kadar örgütlenmeden ve dayanışmadan bahsedilirken, daha çok Kültür Bakanlığı’ndan alınacak yardım konuşuluyordu. Bu bizim açıkçası ilgilenmediğimiz bir alandı. Sorun, dert bundan ibaret değil diye düşünüyorduk. Biz daha çok kendi işimizle haşır neşir olduk. Yani ben en azından… Dünyadaki ya da Türkiye’deki daha önceleri yapılmış örgütlenmelere dair etraflı bilgim olduğunu ya da bu konuda bir araştırma yaptığımı da söyleyemem. Daha çok işin kendisiyle baş etmek, Tiyatro Tem’in var olma amacı üzerinde çalışmak için mesai harcadım. Benim zaman içerinde şöyle bir kanaatim oluştu. Daha çok fiziksel koşulların iyileştirilmesi anlamında bir örgütlenmeden bahsedildiğini düşünüyorum. Fiziksel koşulların yani mekân gibi maddi sorunların üzerinden daha çok konuşulduğunu ve bu anlamda bir örgütlenme çabası içerisinde olunduğunu görüyorum. Yanlış olabilir, eksik olabilir ama işin mutfağını esas alan ve işlerin nasıl yapıldığına dair en azından bir topluluklar arası bir iletişim olmadığını düşünüyorum. Eğer kervan yolda düzülecekse, asıl meselenin buradan başlayacağını düşünüyorum. Biz bu işi nasıl yapıyoruz, hangi deneyimlerden yola çıktık, ne tür deneyimler kazandık, bunları genellikle paylaşmıyoruz. Birkaç tiyatrocu bir araya geldiğinde mesela tiyatrodan çok az konuşur. İşin mutfağından; teorisinden, tarihinden ya da bugün yapılanlar üzerinden konuşulmaz. Tırnak içinde dedikodu düzeyini pek aşmaz konuşulanlar. Birbirimize bir şey öğretemiyoruz. Asıl eksikliğin burada olduğunu düşünüyorum. Bunun için ne tür bir örgütlenme olur, bilmiyorum. Belki sürekli bir örgütlenme değil de, düzenli buluşmalar olabilir. Bir yandan gerçekten de Türkiye’de bir sürü topluluk var. Yapılan tiyatroda nasıl bir akım, nasıl bir tercih oluşuyor, bu tercihleri neler, nasıl belirliyor? Oyun tercihleri olsun, bunların sahneleniş biçimi olsun… Bunlara dair bir fikir edinmemiz şu an için zor görünüyor. Bu meseleyi biraz bunun üzerine düşünürsek, diğer meselelerin de daha rahat daha kolay halledilebileceğini düşünüyorum. Sanki bana öyle geliyor.

Yani asgari olarak, en azından başlangıç düzeyinde bir iletişimin sağlanması gerekiyor sanki.

Şehsuvar Aktaş: Elbette, iletişimin de tiyatro üzerinden düşünülmesi gerekiyor. Sanatsal işlerin nasıl yapıldığına, her topluluk tarafından her oluşum içerisinde bunun nasıl yapıldığına, nasıl kotarılmaya çalışıldığına dair paylaşımlar olabilir. Yani tamam, oyunu seyrederek de olabilir ama ben mesela merak ediyorum: Niye bu topluluk özellikle bu tarz oyunlar üzerinde duruyor? Tamam, bunun niye olduğunu bir biçimde çıkarabilirim. Ama onlar hangi ihtiyaçtan yola çıktılar. Herkes yaptığı iş üzerinden, niyetini, maksadını aşikâr etmek istiyor tabii ki.

Ayşe Selen: En azından birbirimizin oyunlarını seyredip o oyun üzerine -hiçbir lafı kişisel algılamadan- iş üzerinden konuşmaya başlamak bile önemli bir başlangıç diye düşünüyorum. Yok saymayıp, değer verip, seyredip, üzerine konuşmak da çok önemli. Ben belki yaşım gereği belki yaşadıklarım gereği çok umutlu değilim. Birçok konuda olduğu gibi bunda da çok umut beslemiyorum. Bir yanım, ikinci kuşağın, benden sonraki kuşağın, benden daha gençlerin, bu işi eninde sonunda kotaracağını söylüyor. İçimin bir tarafı yani… Klasik deyimle; ben görmeyeceğim ama olsun. Kendimin dâhil olacağı bir şeyin olacağını düşünmüyorum ama bu bana ait bir şey. Benden sonra olsun derim. Konuşmaya başlayabilmek, iş hakkında konuşmaya başlayabilmek iyi bir şeydir.

Şehsuvar Aktaş: Bunun tiyatrocularla sınırlı olsa bile önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Siz 40’a yakın topluluktan bahsettiniz sadece İstanbul’da. Bunların birçoğu birbirlerinin oyununu görmeden dağılıp gidecekler belki de, bilmiyoruz. Dolayısıyla niçin tiyatro yapıyoruz, tiyatrodan bizim beklentimiz ne, hangi seyirciye ulaşmak istiyoruz ya da tercihlerimiz ya da vazgeçtiklerimiz, seçimler ne? Bunlar üzerine konuşmayı ben çok isterdim.

Belki o asgari müşterekleri azamileştirmeden asgaride tutarak bir araya gelmek için dahi çaba gerekiyor. Ortak paylaşım noktalarını araştırmak bile bir başlangıç olabilir. Somut bir örnek vermek gerekirse; alternatif tiyatro mekânları. Biliyorsunuz son yıllarda Taksim ve civarında alternatif tiyatro mekânları oluşuyor. Bu mekânlarla ilgili olarak -bunu söylemek için erken belki- ama sanatsal bir tarz bile oluştuğu/oluşacağı söylenebilir. Şimdi bu gruplar -basit bir şey gibi görünebilir ama- beraber bir broşür çıkardılar. En temelde bu broşürde programlarını bir araya getirdiler. Bunun sonrasına dair bu konuyla yakından ilgili arkadaşlarımız çeşitli öngörülerde bulunuyorlar. Festivallerden, ödüllerden bahsediyorlar. Bu bir başlangıç gibi görünüyor, elbette. Buraya dair, çok somut olan bu gelişmeye dair görüşleriniz nedir? Başka yansımaları da var sanırsam.

Şehsuvar Aktaş: Ben şöyle bir örnek vereyim: Tiyatro Sıfır Nokta İki seçtikleri metinleri illa oynatacakları oyuncularla değil de tanıdıkları oyuncularla çalışıyorlar, bir tür okuma provası ya da o anda bir okuma seansı düzenliyorlar. Yazılmakta olan bir oyun aslında, dolayısıyla illa gelen herkesin oyunda oynaması gerekmiyor. Böyle bir şeyin çok faydalı olacağını düşünüyorum. Böyle birden topyekûn bir işe girişmek zor görünebilir. Ama bu tür buluşmaları iki topluluk, üç topluluk mikro düzeyde başlatırsa ki, daha kolay, pratik olarak da daha çabuk olabilecek bir şey bu. Yani seçilen bir sahneyi birlikte çalışarak, iş üzerinden eyleyerek, birbirini tanıma, iletişim kurma olabilir diye düşünüyorum. Bunun için önce bir kurul toplansın, onlar iletişim kurdurtsun filan… Tüm bunların zaman içinde yeknesaklaşma tehlikesi içerdiğini düşünüyorum. Sistem çok güzel işler ama iş çıkmaz ortaya. Dolayısıyla bunu belki de çok fazla kurumsallaştırmadan küçük küçük örgütlenmelerle birbirinde haberli olarak yapmak anlamlı.

Ayşe Selen: Örneğin Tiyatro Sıfır Nokta İki ile Mekan Artı’nın ayda bir kere Kumbaracı Elli idarecisini arayıp “E, bu ay ne yapıyoruz?” diye sorması bile çok değerli. Bütün bunları paylaşıyor olması. Hiç bir şeyi kendine saklamayıp, her şeyi onlarla paylaşması… Tanıtım adına bunu paylaşmaları, bir şey öğretmeleri, onun eksiğini başka bir yerden diğerinin tamamlaması…

Şehsuvar Aktaş: Şu an bunun üzerinde konuşulabilir: Tiyatro her yerde yapılıyor. Yavaş yavaş da olsa icracı merkezli bir yere kayıyor. Geniş mali imkânlarla gerçekleştirilen büyük prodüksiyonların gücünde olup, ama çok küçük çapta görünen bir sürü şey yapılıyor. Mesela bunun üzerinden bilgi alışverişi sağlanabilir. Çünkü bu zamanla oyunculuğu da etkiyecek. Şu an var olan oyunculuk eğitimiyle, bu mekânlarda yapılan işlerdeki oyunculuk anlayışı arasında bir fark var, makas açılmaya başladı. Niye bu insanların çoğu genç? Buna ihtiyaç duyuyorlar, bu tarz işlere yöneliyorlar. Bunu konuşabilmeliyiz. Çok basit. Bir rolü nasıl çalıştığı üzerine oyuncular kendi aralarında konuşabilirler veya sanat yönetmeni veya onun karşılığı olabilecek konumunda olan biri varsa. Bu anlamda çok ama çok açık olmalı. Biraz benlik mesafesi konarak, bunun herkese yarayacağı bilinerek tarzların da çeşitlenebileceği görülecektir. Çünkü şu andaki görünümde belli bir süre sonra bu, tek tipleşecek. Çünkü rağbet gören bir oyun tarzı var, küçük sahneler var. Bir anlamda tek renk olmaya başlayacak, farkı metinler de olsa.

Ayşe Selen: Bu bir sır değil. In-yer-face akımı. Bu tür mekânlarda yer buluyor.

Şehsuvar Aktaş: Çok etkili bir akım. Buna niye ihtiyaç duyuluyor, bunu çalışırken oyuncu niye bunu tercih ediyor. Mesela bunun üzenine konuşulabilir. Onun dışında farklı işler yapanlar var. Bunlar çok uzun bir takvime, belli bir plana oturtulmak zorunda değil. Sıfır Nokta İki örneğinde olduğu gibi çoğaltılabilir, belli bir süre sonra su yolunu bulacaktır. Sizin deyiminizle kervan yolda böyle düzülebilir.

Birtakım ortak etkinliklerle, belki. Tüm tiyatro camiasına hitap edecek…

Şehsuvar Aktaş: O zaman oyunlar üzerine seyirciyle de tartışma başlayabilir. Bir tür seyirci araştırması ve dramaturgisi yapma… Çünkü biraz eksik olan bu… Bu oyunu sadece bana haz verdiği için mi, benim çok özel ihtiyaçlarımı karşıladığı için mi seçiyorum yoksa seyirciyle bir etkileşim kurmak için mi yapıyorum? O zaman bunları da konuşma ve tartışma imkânı olacaktır. Oyunun yönetmeni ya da oyuncuları ya da dramaturgları seyircinin oyunu nereden izlemesini istiyor?

Ayşe Selen: Son zamanlarda gözlemlediğimiz bir şey var. Doğrudan değilse bile, bir yerlerden yakalıyor. Daha önceki yıllarda ödenekli tiyatrolar dışında hiç bir tiyatroya gitmeyen, tiyatroyu o zanneden, onun dışında da olmayacağını düşünen bir kalburüstü kesim var. Bu kesim şimdi bu tür mekânları sıraya koyuyor, bu mekânlarda oyun seyretmeye başladı. Bunu bir kaç keredir gözlemliyoruz. Sadece tarif etmek için söylüyorum. Giyimleriyle, kuşamlarıyla, tavırlarıyla iyi eğitim gördükleri ve ortalamanın epey üstünde yaşadıkları ayrıca köklü ailelere mensup oldukları her hallerinden belli olan hanımefendi ve beyefendiler… Yaşları da ileri denebilecek kadar… Organize oluyorlar, -kendi aralarında bir kişi başı çekiyor- bu mekânları gezip böyle oyunlar seyretmeye başladılar. Kaç defadır rastlıyorum. Bunlardan bir grupla geçen gün yine karşılaştık. Kumbaracı 50’de sohbet geceleri oluyor, kaldılar sohbet ettik, kendi ağızlarıyla söylüyorlar. Haftaya şuraya gidiyoruz, öbür hafta buraya gidiyoruz. Bu çok değerli ve önemli bir şey… Eskiden lafı bile edilemezdi. Devlet Tiyatrosu’nun dışında bir tiyatro olsun. Tiyatronun o kadifeler, kırmızılar, o ağır mabet dışında olması söz konusu bile değildi. Bu çok değerli bir şey… Bu tür girişimlere destek olabilecek ve değerlendirilebilecek bir şey.

Şehsuvar Aktaş: O mekânlara gidildiğinde, seyirciye bakıldığında, ortalamanın bayağı bir genç olduğu görülüyor. Bunun üzerine konuşabiliriz. Sürekli bir araya gelecek bir 40 adam bulamayız. Tümü sürekli bir araya gelemeyecektir ama beşi üçü bir araya çok rahat gelecektir. Burada önemli olan şu: Bunun bir tür zaptını tutmak gerekecektir.

Ayşe Selen: Kayıt düşmek önemli.

Şehsuvar Aktaş: Kolay erişilebilir bir datadan bunların paylaşımına girilebilir.

Belki ortak bir yayın ya da web sitesi bir blog bile büyük bir iş görebilir.

Şehsuvar Aktaş: İşte bugün burada toplanıldı, yarın şurada toplanılacak diye duyurulabilir. Zaman içinde bu işi teorize edecek veri toplanabilir

Bölge olarak profesyonel tiyatro bölgesindesiniz. Buradaki çoğu topluluk için ortaklaştıran nokta belki o belki de değil… Peki, bu nasıl olacak, profesyonel ya da amatörler için böyle bir buluşma noktası olmayacak mı?

Şehsuvar Aktaş: Ben bu tür ayrımlar koymadım. Amatör, profesyonel, üniversite kulübü… Hiç öyle bir ayrım koymayı düşünmedim. Özellikle de profesyonellerin çok işine yarayacak bir şey bu. Çünkü bu bölgede kemikleşme,  sıradanlaşma, nasırlaşma tehlikesi çok büyük.

Ayşe Selen: Belli kaygılar nedeniyle de olabilir.

Şehsuvar Aktaş: Biz de risk grubundayız.

Ama araştırmacı yönü korunduğu müddetçe bu sorun aşılabilir.

Şehsuvar Aktaş: Tabi işte amatör, profesyonel ya da akademisyen ayrımı olmamalı. Seyirci de bir şekilde dâhil edilmeli. Seyircinin görüşü ne? Mesela çok az seyirciye açık prova yapıyoruz. Mesela bu deneyimleri paylaşabiliriz. Tiyatro Tem yeni bir oyun yaptı, son provasını da seyircili yaptı, seyircili sohbetten şu sonuçlar çıktı, oyun oynandıktan sonra seyirciden şöyle tepkiler alındı vs gibi. 15 oyundan sonra bile bunları paylaşabilmeliyiz.

Ayşe Selen: Tiyatro Tem’in kişisel hatası; tiyatrocu olan, olmayan arkadaşlarımızı çağırıp prova gösteriyor, dinliyor, yararlanıyor ama bunların kaydını tutmuyoruz. Gitti havaya.

Şehsuvar Aktaş: Kopukluk oluyor. Temelde iletişim sorunu olduğunu düşünüyorum.

Evet, tiyatrocular bir araya gelsin, ama seyirciler hesaba katılmıyor. Çok önemli bir bileşen aslında.

Şehsuvar Aktaş: Niye Nişantaşılı o grup harekete geçiyor? Öğrenci geliyorsa nereden geliyor, hangi bölümlerde okuyorlar, buralıdır mıdırlar, başka bir şehirden mi geldiler? Tabii ki, bu bizim kendi küçük dünyamız, daha çok İstanbul’da olup bitiyor. Her şey burada olup bitiyor zannediyoruz. Bunun başka şehirlerdeki karşılıklarını görmek lazım.  Biz kendi aramızda bir biçimde bu türden bağ kurabilmeliyiz diye düşünüyorum.

Peki bu işin temenni düzeyinde ortaklaşılabilecek pek çok noktasından bir tanesi belki: Ortak etkinliklerin yapılması. Peki, bunları kimler yapacak?  Kimler nasıl organize edecek? Kervanı yolda düzeceğiz dedik… Anladığım kadarıyla, bu işin bazı öncüleri ortaya çıkacak, elini taşın altına sokacak, bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya gönüllü insanlar olacak bunlar. İşlerin organizasyonunu yapacak farklı bir ekip çıkacak belki de. Bunlar bir araya gelecekler. İkisinden biri eksik olduğunda genellikle olmuyor. Ama en temelde o iletişim kurulmasıyla beraber bunlar devreye girecek. Bu söyleşiyi okuyan birisi diyecek ki; Tiyatro Tem bu tür kaygılar taşıyormuş. Yeri gelecek sizin araştırmasını yaptığınız bu konu hakkında bir sunum yapabilir misiniz diyecek, hatta bakın ben organize edeceğim diyecek. Şurada, şu saatte… Örneği oluşsun, bu tür faaliyetler peşi sıra gelecektir.

Şehsuvar Aktaş: Böyle daha organik bir bağ kurulabilir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu çok da fazla mesai gerektirmeyecektir. İnsanların çok vaktini de aşabilecek bir şey değil yani.

Ayşe Selen: Ama birilerinin de önayak olması gerekiyor.

Elbette… Kritik olan da o değil mi?

Şehsuvar Aktaş: Hadi bugün şurayı ayarladık dendiğinde bundan da herkesi haberdar ederek açık olduğunu belirterek yapmak gerekiyor. Eminim böyle bir şeyi üniversite tiyatro toplulukları daha hızlı yapacaklardır. Profesyoneller biraz burun kıvıracaklardır. Ama yapmamaları gerekir. Gelip de öğreten adam bu işi bilen adam olmamalı. İşte o yüzden benlik mesafesi kurmak gerekiyor diyorum.

Ayşe Selen: Hiçbir şeyi kişisel algılamadan konuşmak gerekiyor.

Bizim tiyatro örgütlenmesi geleneğinde bu tür faaliyetler oluyor.

Ayşe Selen: Boğaziçi’nden mi bahsediyorsun?

Tiyatro Boğaziçi’nin de içinde yer aldığı örgütlenme ve dayanışma platformları: ATÇ, İATP, İATP-G gibi… Yaklaşık bir ayı kapsayan -içinde gösterimler dışında atölyeler vs gibi etkinliklerin olduğu- İstanbul Amatör Tiyatro Günleri adı altında bir şenlik yapılıyordu, bu sene de yapılacak. Belki haberdar oluyordunuz. Etkinliklerin ve birikimlerin kaydını tutmak için senelik bültenler çıkarılıyordu, sonrasında aynı işlevi görecek web sitesi yayını yapıldı. Halen içinde yer aldığımız yeni girişimin de bu tür kaygıları ve uygulamaları var. Zaman zaman örgütlenme süreçlerinde problemler yaşanabiliyor. Örgütlenme amacına yabancılaşılabiliyor. Aslında kamusal açılımı merkeze alan yapılar ancak bu tür problemleri aşabilir. Tartışmaların, yüzümüzü birbirimize değil de kamuoyuna dönerek yapılması gerekir. Şimdi bu yeni girişimde bu tür arazlardan ders çıkarılması temennisi var. Şu anda mümkün olduğunca çok kişiye ulaşılmaya çalışılıyor. Amatör, profesyonel, üniversiteliler de olsun isteniyor. Tiyatro Boğaziçi olarak bizi tanıyorsunuz. Son zamanlarda Maya Sahnesi bizim açımızdan bir açılım oldu, Mimesis Portal ve keza. Bizler de bu noktalarda biraz ısrarcı olalım istiyoruz. Mümkün olduğunca çok insanı ve topluluğu bu tartışmanın içine katmaya çalışıyoruz.

Şehsuvar Aktaş: Mesela, yayın olarak bu dediğimi çok yakın bir şekilde gerçekleştiren Mimesis’di. Öğrenciliğim zamanından beri takip ediyorum. Hiç bilmediğim dosyaları, kuramsal metinlerin çevirilerini oradan takip ettiğimi biliyorum. Dolayısıyla bu iletişim kurma oluyor. Onu başkası da okumuş oluyor. Yani işin pratiğine yönelik buluşmalar organize edebiliriz. Faraziye olabilir, her topluluğun bir biçimde kendini sanal ortamda duyurma gayreti var. Bizim de var. Mesela bu siteler de bu anlamda bilgi paylaşımına yönelik kullanılabilir. Yani şöyle; biz bugün şu oyunu, şurada seyircili prova yaptık, bu prova sonucunda söyle bir şey oldu, şu konuşuldu, şuna dair sorunlar yaşadık gibi. Mesela buna emsal, kendi gayretimizle bir şeyler yaptık. Mitos Boyut’tan Hakiki Gala’yı, oyunun çalışma günlüğünü, prova metnini ayrıca metinden çıkarılmış bölümlerini de koyarak yaptık. Ama bunu daha çok paylaşabilmeliydik. Onun dışında prova sırasında seyredenlerin görüşleri olabilmeliydi.

Ayşe Selen: Bir yandan da düşüyorum nasıl paylaşabilirdik. Bir kitap yayına hazırladık,  bunu kendi sitemizde durduk. Nasıl daha fazla paylaşabiliriz? Biraz da alıcının harekete geçmesi gerekmiyor mu?

Şehsuvar Aktaş: Tabii ki. Onun için ben bir köksap gibi yayılmasını öneriyorum. Fırsat bulduk. Kumbaracı 50, Altıdan Sonra, Mekan Artı, denk geldi, oldu, buluşuldu. Ve ne kadar iletişim kurabildik. Bu zapt edildi, bu kayda alındı, bir biçimde paylaşıldı. Bu bir, üç, beş çoğaldıkça o şekilde harekete geçilebileceğini ve paylaşılabileceğini düşünüyorum.

Yani üretimi merkeze alan, onun üzerinde duran…

Şehsuvar Aktaş: Benim hep örgütlenme deyince son zamanlarda kafamda dönen şey buydu.

Son yorumlarınızı alalım isterseniz…

Şehsuvar Aktaş: Yani öncelikle -kendime de söylüyorum gidip oyun izleyip en azından seyirci olarak deneyimlerimi paylaşabilmek isterim. Aynı şekilde bizim de buna açık olduğumuzu ama gerçekten iş üzerinden, işin yapılışı üzerinden bir iletişim kurabilmeyi isterim. Mesela bir şeyi seyrediyorsam ve de anlamıyorsam, sıkılıyorsam, bunu onu yapanlarla paylaşıp soru sorabilmeliyim. Bu oyundan hiçbir şey anlaşılmıyor diye işin içinden sıyrılmak yerine bunu yapan insanların amacı ne, -hepimiz biliyoruz ki bayağı bir emek uğraşı gerektiren bir şey-onlarla konuşabilmeyi çok isterim. Aynı şekilde benimle de konuşabilinsin. Birbirimizi anlamak üzerine kurarsak ilişkiyi faydalı olur diye düşünüyorum.

Umut ediyoruz ki olur…

Ömer Özdinç / MİMESİS