Nejat Uygur’un Siyah Beyaz Tarihi Sahne Arkası’nda

Onlar sahnenin, perdenin önünde. Herkes onları giyindikleri bir rol ile görüyor belki de. Biz sahne arkasına gittik ve sanat dünyasındaki duayenlerin portrelerine ışık tutacak küçük ayrıntıların ve fotoğrafların peşine düştük. İlk konuğumuz sahnelerin tozunu yutarken bir yandan da tozunu attıran Nejat Uygur. Albümünden, kimsenin görmediği ilk kez yayınlanacak fotoğrafları seçtik. İşte Usta’nın büyük resminin sahne arkasındaki küçük kareleri…

İçeriden gelen bir öksürük sesi, koridorların çıplak duvarlarına çarpıyor. Eşi Necla Hanım birden sesleniyor: Nejat Baba’yı görmek ister misiniz? Kısa bir tereddüt anı. Yaşayan bir tarihi görmek hayal gibi. Kalp atışlarım hızlanıyor, ellerim titriyor. Büyük bir heyecanla ‘evet’ diyorum. Üç-dört adım atıyor, derin bir koridora giriyoruz. Koridor, loş, hüzünlü, sessiz… Bir kapıdan 40 yaşındaki Nejat Uygur çıkıyor, bir kapıdan çocukluğu, gençliği. Gözümüzü açıp kapatıyoruz, odasının önündeyiz. Kapı yavaş yavaş açılıyor. Karşımızda Nejat Uygur… Küçük bir oda, bir duvar baştan aşağı cam. Mavi bir yatağın üzerinde yılların komedyeni kımıldamadan yatıyor. Yüzü duvara dönük, gözleri kapalı, takma dişleri ağzında değil. Zayıflamış, biraz yorgun. Televizyonda hareketli bir müzik çalıyor. Necla Hanım, eşinin başını okşuyor: Sevgilim bak kim geldi. Sevgilim… Uygur’da ses yok. Birkaç dakika sessizce izliyor, usulca elini tutuyorum. Yavaş yavaş parmaklarını kımıldatıyor. Elini öpüyor, sesleniyorum: “Hocam! Üstad, Baba… Baba, aç gözlerini… Sana sevenlerinin dualarını getirdim…” Nasılsın sorusu ilk defa bu kadar anlamsız geliyor. Kaşlarını oynatıyor, gözlerini hafifçe aralıyor. Bir şeyler anlatmaya çalışıyor sanki. Milyonları sahnede güldüren adam, hasta yatağında mimikleriyle konuşuyor. Necla Hanım, kulağımıza eğiliyor, geçtiğimiz ay Başbakan’a gözlerini açmayan Uygur’un şimdi gözlerini açtığını söylüyor. Suçlu bir mutluluk odaya girmeye çalışıyor. Duvarlardaki siyah beyaz fotoğraflar göze çarpıyor. Nejat Uygur’un anne ve babası, Başbakan Erdoğan ve Emine Hanım’ın, çocuklarının ve eşinin fotoğrafları… Yeni yüzler görsün, canı sıkılmasın diye duvar sürekli değiştiriliyor. Bir tek anne ve babasının fotoğrafları kalıyor. Usta oyuncu, birden elimi sıkıyor, göz göze geliyoruz. Yüzünde muzip bir gülümseme. Kalkmak istiyor sanki, makyajını yapıp sahneye atlamak. Esprileriyle yeri göğü inletmek. Zaman hızlıca akıyor. Gözlerini kapatıyor, derin bir uykuya dalıyor. Eşinin sözleri boğazına düğümleniyor: “O herkesin babası. Çocuk gibi biri. Sanki birazdan kalkacak, ‘ceee’ diyecek. Espriler yapacak, güldürecek beni. Ama olmuyor işte.”

Bakıcısı içeri girerken bir daha sesleniyorum: Baba, sevenlerine bir mesajın var mı? Gözlerini açıp uzun uzun bakıyor. 7-8 aydır konuşmayan sanatçı, bu kez bir şey söyleyecek. Herkes heyecanlı. Kelimeleri toparlıyor, tam konuşacakken derin bir öksürüğe kapılıyor. Soğuk bir sessizlik kaplıyor odayı, herkesin gözü doluyor. Masadaki çiçek gözüme çarpıyor. Üzerinde bir not: Pilot olacaktın, Efsane oldun.

***

ÇOCUKLUK – 12 yaşında meddah!

Öğretmen bir anne, subay bir babanın üç çocuğundan biri olan Uygur, Kilis’te dünyaya gelir. Babasının görevinden dolayı bütün çocukluğu yollarda geçer. İlkokulu Siirt, Ezine, İntepe, ortaokulu Sarıyer, Çanakkale ve Manisa’da okur. Mekân değişir ama hayali asla değişmez: Büyüyünce büyük bir pilot olmak. Maket uçak yapma girişimleri yüzünden evdeki cibinlikleri ve ince kumaşları sık sık ziyan eder. Yüksek yerlere çıkar, Hezarfen Çelebi olur. Tecrübe pilotu olarak önce ağabeyi atlar, ayağını kırar, ama ona bir şey olmaz. Yaramaz bir çocuktur ama dinlediğini de bir daha unutmaz. Taklitler yapar, sınıfı birbirine katar. Tiyatroya ilgisi, yeteneğinin takdir edilmesi ve kulisleri dolaşmasıyla artar. Babasının evde Karagöz oynatması da büyük etken. Söz oyununu oradan öğrenir, Şarlo filmlerini izleyip sokaklara çıkar. Yüzünde abartılı bir makyaj, üzerine uydurduğu kostümler… Eşe-dosta gösteriler yapar ve 12 yaşında meddahlığa soyunur. İzleyicilerin ilgisi yetmez ona. Ailesinden de sürekli ilgi bekler. Bir gün abisi hastaneye kaldırılır, apandis ameliyatı olur. Bütün aile abisine ilgi gösteriyor diye kıskançlık krizlerine girer. Kendince bir çözüm bulur, apandis yerini boyar, mosmor yapar. Hasta numarasını başarılı yapmış olacak ki hemen ameliyata alınır. Hasta olmamasına rağmen apandisini aldırır.

***

İLK OYUN – Başrolü unutturdu

Liseden sonra güzel sanatlar heykel bölümüne giren Uygur, babasının işi yüzünden okulu yarıda bırakır. İlkokul yıllarında müsamerelere çıkar, 18 yaşında da profesyonel olur. Avni Dilligil Tiyatrosu’nun Kadınlar Mektepi (Moliere) uyarlama oyununda Ali adlı bir uşağı canlandırır. Toron Karacaoğlu, Nurhan Tüzünkan’ın rol aldığı oyunun dekorunu tasarlar ve yapar. Seyirci, oyunu çok beğenir, gösteriden sonra dakikalarca ‘Ali, Ali…’ diye tempo tutar. Bıyığı henüz terlememiş genç oyuncu, ilk oyununda başrol oyuncusunu gölgede bırakır. Renkli çorapları, kısa pantolonu ile ta o günlerde Nejat Uygur imzasını atar.

İLK FİLM – Fakir oğlan Nejat

Usta oyuncu, hayatı boyunca film setlerini sevmez. Onun için varsa yoksa tiyatro. Kemal Sunal’ın parladığı dönemlerde ilk filmi Cafer Bey’i (1970) çeken oyuncu, Ülkü Özen’le başrolü paylaşır. Charlie Chaplin’in City Lights filminden uyarlanan, kör bir kızla fakir bir gencin aşkını anlatan Cafer Bey, aylarca sinema salonlarında gösterilir. Para kazanmak için sektöre adım atan oyuncu, set arasında soluğu tiyatro sahnesinde alır. Yönetmen Tunç Başaran ile yakaladığı uyumu diğerlerinde yakalayamaz. Aynı dönemde çektiği Cafer Bey İyi, Fakir ve Kibar (Feyzi Tuna), Cafer’in Nargilesi (T. Fikret Uçak) filmlerinden sonra sinema defterini kapatır. Vizontele Tuuba ve Beyaz Melek filmlerinde sevenlerine bir şeyler bırakmak için rol alır.

***

BİLİNMEYEN YÖNLERİ – Her şeyin şampiyonu

1953 yılında evlenen Necla-Nejat Uygur çiftinin 5 erkek çoçuğu var.Nejat Uygur’un oyuncu dışında bilinmeyen birçok sıfatı var: Şair, heykeltıraş, sporcu, karikatürist. Oyunlarının afişlerini kendi tasarlar, gösteri başlamadan seyirciyi güldürmeyi başarır. Altan Erbulak ve Bedri Koraman karikatürlerini beğendiğini sık sık dile getirir. Boksa Sarıyer Halkevi’nde başlayan Uygur’un askerde ordu birinciliği bile var. Atletizm, boks ve tiyatro çalışmalarını bir arada yürüttüğü için arkadaşları ona ‘komple atlet’ lakabını takar. Su topu oynar, ata biner, kule atlar. Necla Hanım, başlarından geçen ilginç bir anıyı şöyle anlatıyor: “Antakya’daydık, dördüncü çocuğumuz yeni olmuştu. Adnan Menderes şehre gelecek, diye bir resim siparişi aldık. Nejat, kocaman bir bezin üzerine resmini yaptı. İhtilal oldu, ne paramızı aldık ne de resim asıldı. Duyduk ki Adnan Menderes asılmış. Bizimkisi Cemal Gürsel’in büstünü dökmeye başladı. İstisnasız herkes aldı. O parayla ev kirası ödedik, karnımızı doyurduk.

***

UYGUR TİYATROSU – Uygur, tiyatro kapattırdı!

Edebiyat öğretmeni annesi Fikret Naciye ile beraber. Uygur, askerlik dönüşü kumpanya kurar, bütün Anadolu’yu baştan aşağı (1967’ye kadar) dolaşır. Tuluat hocam dediği Ahmet Yekta ile bu zamanlarda tanışır. Adana Asfalt Rıza Bahçesi’nde sahneye çıkan Uygur, Gürbüz Bora isimli bir aktörün ricasıyla eşiyle beraber Adana Şehir Tiyatrosu’nun kadrosuna girer. Othello oyununda küçük bir rol verilince tiyatrodan ayrılır. Çok sinirlenir, rakip tiyatroda Arabın İntikamı adlı bir oyun sahneler. Adana’da fırtınalar estiren oyuncunun namı İstanbullarda duyulur. İki tahta bavulunu alır, büyük şehre göç eder. Gönül Avcısı oyununu oynar, Ne Hakla Otuz Beşe Bakla ile tuluata devam eder. Gel zaman git zaman Şehzadebaşı’nda 300 kişilik bir salon kiralar, adını da Nejat Uygur Tiyatrosu koyur. Var Yemez Oğlu, Cibali Karakolu oyunları seyirciden tam not alır, hayran kitlesini artırır. Yanı başlarındaki Aziz Basmacı, Kenan Büke Tiyatrosu iki yıla kalmadan iflas eder. Uygurlar, işi büyütür Şişli Ümit Tiyatrosu’na, oradan da İdil Tiyatrosu’na doğru yol alır.

***

Kalça kemiği kırıldı

Tuluat hocası Ahmet Yekta ile beraber (1959). Nejat Uygur, sürekli kontrol gözetiminde. Bakıcısı her daim yanında. İhtiyaçlarına eşi ve çocukları koşturuyor. Belirli periyotlarda doktor kontrole geliyor, acil durumlarda hastaneye kaldırıyor. Eşine göre sağlık durumu kötünün iyisi. Hafıza sorunu yaşadığı söyleniyor ama yaklaşık bir saatlik ziyarette her söylediğimizi anladı. Uygur’un sol tarafı hiç tutmuyor. Sağ tarafındaki kalça kemiklerinden biri de kırılmış. Bünye zayıfladığı için büyük ihtimalle hastaneye götürüp getirirken kaza olmuş. Eskiden Gülhane Parkı’na hava almak için götürülüyormuş ama bugünlerde dışarı çıkaramıyorlar.

***

GÖRÜŞLER

Alo Orası Tımarhane mi? oyunundan…Necla Uygur (eşi): Nejat’ın hiç hırsı olmadı, alkışlardan başka. Olsaydı villalarda yaşardık. Hayatında tiyatro bizden daha önemli. Çocuklarını kucağına almaz, gizli gizli sever. Geleneksel bir yapıya sahip. Ortaokula giderken bana laf atmıştı. Arkadaş ortamında tanıştık, evlendik. Evliliğimizi şöyle özetlerdi: Şeker yersiniz ağzınız tatlanır, biber yersiniz ağzınız acır ya. İşte bizim evliliğimiz. Kimse Nejat Uygur olamaz artık. Nejat ile bu tarz son bulur, o ancak ders olarak anlatılır.

Behzat Uygur (oğlu): Hiçbir şeyi öğretmez, gösterir. Tiyatroda da, özel hayatında da böyle. Hayatımdaki tek isteğim: Onunla bir daha sahneye çıkmak. Yoğun bakımda “Oyun var mı? Oyuncu arkadaşlarım ne yapıyor?” diye çok sordu. Arkadaşlarına nasıl davranıyorsa bize de aynı davranırdı. İşiyle ilgili babası olsun, çocuğu olsun hiç taviz vermezdi. Özel hayatını insanların gözüne sokmadı, bu konuda taviz vermedi.

Soldan sağa: Rasim Öztekin, Nejat Uygur, Demet Akbağ, Hülya Avşar, Necla Uygur.

Kemal Uygur (oğlu):Babamı her daim çekemeyenler vardı. Beğenmeyenler dönüp dolaşıp aynı tarzı uygulamaya başladı. Hayretle bakıyorum. Sağlığında onu üzen iki şey oldu: Birincisi İzmir’e dikilen heykelinin kaldırılması, ikincisi ve en önemlisi, ona verilen devlet sanatçılığı ödülünün başka biri yüzünden geri alınması. Nejat Uygur’un ödüle, unvana ihtiyacı yok. O, başka bir devletin sanatçısı mı? Yemek yediğimiz, şakalaştığımız günleri çok özledim…

Ayhan Hülagü – a.hulagu@zaman.com.tr

Zaman