Sümeyye Erdoğan’ın Çiğnenen Onuru

(Ferhat Barış’ın 11 Nisan 2011 tarihli Haber Aktüel’de yayınlanan yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.)

Tiyatro sanatıyla ilgili düşünceler çeşit çeşittir. Hele hele Türk tiyatrosuyla ilgili. Kimileri (ben öyle düşünmüyorum) tiyatronun bir ortaçağ sanatı olduğunu, özellikle sinemanın keşfinden sonra gereksiz ve zorlamayla devam ettirildiğini söyler. Kimileri (benim de katıldığım) ise, Türk tiyatrosunun ne eser üretmekte zorlandığını, çakma eserler ve devlet-özel sektör desteğiyle varlık iddiasında olduğunu söyler. Ben bunlara ilave olarak Türk tiyatrocularında (lütfen alınmasınlar) ciddi bir samimiyet eksikliği olduğunu düşünenlerdenim. Bu sanatı yapanların, kendi meslekleriyle ilgili çalışmalara yeterince ilgi gösterseler, tiyatronun ülkemizde bu kadar perişan bir durumda olmayacağına inanıyorum. Tiyatroya gitmeyen tiyatrocuların (elbette istisnalar vardır) yaşadığı şahane bir ülkede yaşıyoruz sevgili dostlar.

Alman yazar Heinrich Theodor Böll’un (Kendisi 1972 yılında Nobel Edebiyat ödülü de almıştı) Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru isimli bir oyunu vardır. (Ustanın en ünlü eseri ‘Ve O Hiçbir şey Demedi’dir) Böll Usta bu eserinde, Katherina adında, kendi halinde bir hizmetçinin, bir anda burjuva malzemesine dönüşmesini ve aynı anda ötekileştirilip, toplum gözünde suçlu, işbirlikçi ve terörist gibi göstermesini anlatır…

AK Parti’nin iktidarıyla beraber bu ülkede yaşananlara çok benzer şeylerdir yaşananlar aslında. Aşağılanan, horlanan, toplumun alt tabakasından kabul edilen, hadi klişe ifadeyle ‘Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan’ olarak nitelendirilenlerin başta medya olmak üzere azgın elit tarafından dışlanması, horlanması artık gündelik sıradan faşizmin bir parçası haline gelmiştir.

Belli ki Sümeyye Erdoğan, Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru’nu okumamıştır ve izlememiştir. Başındaki örtüye, ait olduğu toplumsal sınıfa ve geldiği tabakaya bakmadan başkent Ankara’da tiyatroya gitme gafletinde bulunmuştur. Bana sorarsanız, bu cüretli hareketi henüz salona girdiği anda protesto edilmeli, ıslıklanmalı ve ‘Bu kadına haddini bildirin’ naralarıyla yumurta yağmuruna tutulmalıydı! Ama çok cömert davranmışlar tiyatro sanatının ve bu ülkenin sahipleri. Bir koltuğa oturmasına izin vermişler ve hatta inanmazsınız oyunu bile başlatmışlar. Pekâlâ, yönetmen ve oyuncular, ‘Bu sıkmabaş salondan çıkmadan oyunu başlatmayız’ diyebilirlerdi. Muhtaç oldukları kudret damarlarındaki jakoben kanda vardı zira.

Devletin kendi başına bir tiyatro olduğu memlekette ayrıca devlet tiyatrosuna ne ihtiyaç vardır bilmem ama Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Genç Osman isimli oyunudur Sümeyye Erdoğan’ın gittiği.

Neyine gerek senin tiyatro Sümeyye?

Ki Genç Osman Turan Oflazoğlu gibi usta bir kalemden çıkmadır. Neyse uzatmanın anlamı yok sanırım, bu oyunda Sipahibaşı rolü ve bu rolde kendini sevimli sanan bir arkadaşımızın olduğundan habersizdir Bayan Erdoğan. B ismi lazım olmayan sevimli ve şempatik (sempatik değil) arkadaş, bizzat kendi tiyatrocu arkadaşlarına göre, kendini sivriltmek için çeşit çeşit abukluklar yapmakta ve bizzat oyunun yönetmeni de bundan rahatsız olmaktadır. Şöyle anlatıyor kendisi de devlet tiyatrolarında oyuncu olan arkadaş: “…Düne kadar olayı Genç Osman’da oynayan bir kaç arkadaştan “aabi Tolga gene takıldı seyircilerden birine hatun kalktı gitti ardından 200 kişi daha kalktı gitti olay oldu görmen lazımdı” şeklinde duyan ben tepki veren seyircinin Sümeyye Erdoğan olduğundan bile haberim olmadan “kalktıysa hakkıdır abi, millet oyun izlemeye geliyor oraya. Sahneden üzerine laf atan bi adama saygı göstermek zorunda değil” şeklinde tepki vermiştim ki muhabbetin devamında Tolga Tuncer’in “takılma” kalıbından biraz çıkıp bariz bir şekilde terbiyesizlik yaptığını öğrendiğimde (ki detayları çok merak edene mesajla onu da açıklarım) kalkıp giden seyirciye bir kez daha hak vermiştim.”

Neler yaptığını tafsilatlı anlatmaya gerek yok, en hafif ifadeyse ‘densizliktir’ yaptığı bu arkadaşın. Ki Sümeyye Erdoğan, bir bayana ortalık yerde bu tacizin yapılmasından rahatsız olmuş ve kalkıp gitmiş.

Diyorum ya; okumadın Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru’nu ne işin var tiyatroda sevgili Sümeyye? Salonda başkaları da bu durumdan rahatsız olmuş ki, toplu bir protesto durumu olmuş.

Protesto derken, kimse ayakkabısını çıkarıp fırlatmamış sahneye. Tiyatro sahnesi canım, hani şu Zeki Alasya’nın namaz kılınmasını istenmediği mekan!!!

Ülkemizde bir güruh var. Genel olarak ‘Laikçi’ diye tabir edebileceğimiz bu cenah, ilk bakışta acayip demokrat, ahlakçı, sözgelimi kadına karşı cinsel istismara ve şiddete karşı gibi görünür. Doğal olarak böylesi bir konuda Sümeyye Erdoğan’ın haklı ve mağdur olduğunu kabul edip, olayı kınamalarını beklersiniz değil mi?

Öyle olmuyor işte bu caaanım yurdumda.

Laikçiler, sırf başı örtülü diye ve özellikle de babası AK Parti başkanı ve Başbakan diye Sümeyye’yi taş yağmuruna tutmayı tercih ediyorlar.

Hele hele bayan laikçiler. Hani faşistin erkeğini anlıyor insan ve kısmen tahammül edebiliyor lakin bayan faşist hiç çekilmiyor ve çok da şirret oluyorlar ne yazık ki…

Laikçi ahlak böylesi bir olayda taciz edenin yanında yer alıyor. Yanında olmak ne kelime, yapanı kutluyor, kutsuyor hatta tapınıyorlar. Rezillik böylesi bir şeyin karşılığı olmayacaksa, kaldırıp atmak lazım lügatten.

En ahmakça olan kısmı ise şu. Sümeyye Erdoğan bu olaya bozulup, kalkıp gidiyor salondan. Sanki o kalkarken, ‘ey evlad-ı vatan, bu rezillere nasıl katlanıyorsunuz, de haydi siz de kalkın’ demiş gibi, ondan sonra kalkıp gidenleri de protesto edip ayıplıyor laikçi ahlak.

Bir dönem Melih Gökçek, ‘Tükürürüm böyle sanatın içine’ demişti ve çoğu insan kınamıştı bu yaklaşımı. Ben de şimdi, böyle sanatın değil ama böyle zihniyetin içine aynı eylemde bulunmak istiyorum.

Ez cümle, Sümeyye Erdoğan belli ki Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru’nu okumamış ve izlememiş. Öyle olsa oyunun sonunda kahramanın işin sonunda ruh sağlığını kaybedip, bir gazeteciyi öldürdüğünü de bilirdi. Sümeyye Erdoğan’ın Çiğnenen Onuru’nda kahramanımız katil olmuyor, zira elinde kalem, ağzında mikrofon binlerce insanlık katili kol geziyor bu memlekette!

Son olarak tekrar ediyoruz: Tiyatro senin neyine Sümeyye?

Ferhat Barış

HaberAktüel