Hamburg’da Göçmen Tiyatrosu(4): Naci Özarslan-Portre

Mimesis Söyleşi- Hamburg’da Amatör Göçmen Tiyatrosu(4):

„Yurtdışı edilecek bir çocuk, bir Türk öğrencinin hikâyesi anlatılıyordu; beni o rol için çağırmışlardı.“ Bu cümleleriyle aktarıyor Naci Özarslan tiyatro yaşamının önemli bir dönüşüm noktasını oluşturan Leonie Ossowski’nin[1] „Voll auf der Rolle [Tam sana göre bir rol / Tam senin için biçilmiş kaftan]“[2] oyunundaki Türk genci rolünü oynaması için Kleks Theater’e çağrılmasını.

İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde küçük bir Alman kentinde yaklaşan Sovyet askerlerinden batıya doğru kaçma hazırlıkları sırasında dört Alman gencinin bir erzak deposunda toplama kampına götürülürken kaçmayı ve saklanmayı başarmış bir Yahudi çocukla karşılaşmasını ve Yahudi gencinin saklanması ya da ele verilmesi konusunda gençler arasında çıkan tartışmayı konu edinen Leonie Ossowski’nin Stern ohne Himmel (Gökyüzü Olmayan Yıldız; 1958)[3] isimli romanı 8. sınıftan itibaren Almanya’daki okullarda derslerde okutulur. Seksenli yılların başlarında yine bir okulda Stern ohne Himmel üzerinde öğrencileriyle birlikte çalışan bir öğretmenin bazı öğrencilerin davranışları ve düşünceleri özel olarak ilgisini çeker, konunun üzerine biraz daha dikkatle eğildiğinde yabancı düşmanlığı ile Nazi dönemi düşüncesi arasında paralellikler olduğunu ve Nazi dönemi düşünce biçiminin hâlâ gençler arasında da var olduğunu görür.

Kitabın bölümlerinin tiyatro oyunu olarak hazırlanması sırasında, rol dağılımı aşamasında, sağ eğilimli bir öğrencinin sınıftaki Türk öğrenciye, „Yahudi rolünü sen oynayacaksın, çünkü sen Türksün, Yahudi rolü sana yakışır“ diyerek oyundaki rollerle öğrenciler arasında somut bir ideolojik örtüşme kurar. Bu olaydan sonra öğretmen kitabın yazarı Leonie Ossowski’ye bir mektup yazarak durumu anlatır. Yazar, bu olaydan çok etkilenerek öğretmenle bağlantı kurar ve birlikte ne yapabilecekleri üzerinde düşünceler üretmeye başlarlar. Leonie Ossowski öğretmenden dersleri izlemek için izin alır ve sınıfı izlemeye başlar. Sonuçta ortaya „Voll auf der Rolle“ isimli yabancı düşmanlığını konu alan bir tiyatro oyunu ortaya çıkar.

„Voll auf der Rolle“ kısa zamanda Almanya’nın birçok tanınmış tiyatrosunda sahnelenmeye başlar. Hamburg’daki Kleks Theater’in sanat yönetmeni Thomas Gostischa da, Naci Özarslan’ı oyunda Türk gencini canlandırması için çağırır (1985). Özarslan bir-iki kez oynayacağını düşünerek gittiği Kleks Theater’de, buradan ayrıldığı 1991 yılına kadar, „Voll auf der Rolle“den başka çok sayıda oyunda da rol alır. Thomas Gostischa’nın  Özarslan’ı oyundaki Türk genci rolü için çağırması tesadüf değildir. Gostischa ile Özarslan’ın tanışıklıkları „Yeni Alman Akımı“nın temsilcisi sayılan Theaterhof Prießenthal’e[4] ve Werktheater Hamburg’a[5] dayanmaktadır. 1983-1984 yıllarında  Özarslan Werktheater Hamburg’un „Türk kolu“ olarak „Die Kanaken spielen sich selbst“ [Yabancılar kendi kendilerini oynarlar] isimli oyununu hazırlamış, sahnelemişti.

1962 yılında Artvin-Şavsat’ta doğan Naci Özarslan ilk ve orta öğrenimini Artvin’de, lise eğitimini Ankara’da Endüstri Meslek Lisesi’nde tamamlar. 1980 yılında, 12 Eylül’den önce siyasi nedenlerle Almanya’ya işçi olan babasının yanına gelir. Burada yüksek öğrenimine devam etmek isterse de kısa bir süre sonra bu isteğinden vazgeçer. Ankara’da ilgi duymaya başladığı tiyatro ile Hamburg’da edindiği yeni çevreyle birlikte daha yakından tanışır, içine girer. „Almanya’ya geldiğim ilk günlerde burayı biraz algıladıktan sonra tiyatroda kararımı kıldım, tiyatro yapmak istedim, başka bir şey beni çekmedi“ sözleriyle tiyatroya yönelişini özetler Özarslan. Hamburg’da edindiği yeni çevre aracılığıyla Wilhelmsburg semtinde Haus der Jugend [Gençlik Evi]’nde çalışmalar yapan Werktheater Hamburg’la tanışır ve ilk tiyatro eğitimini burada alır. Özarslan bu ilk tanışma günlerini şöyle anlatıyor: „O zaman küçük skeçler halinde burada yaşayan yabancıların konumlarını, durumlarını anlatan çalışmalar da sahneleniyordu. 80’li yıllardaki siyasi ortam içinde Hamburg’da bu gibi çalışmalar aranıyordu da; çağrılıyorduk. Sahneye çıkıp oynanıyordu oyunlar. Öyle öyle ısındım, ilişkilerimiz gelişti.“

Dünya politikalarındaki gelişen olaylara paralel olarak 70’li yılların sonunda, 80’li yılların başında Batı Avrupa’nın hemen bütün ülkelerinde yeni arayışlara yönelen çok sayıda tiyatro sanatçısı, resmi olsun, özel olsun, çalıştıkları tiyatrolardaki iyi maaş aldıkları kadrolarından ayrılarak aternatif tiyatrolar kurmaya yönelmişlerdi. Geleneksel yaklaşımlara tepki olarak klasikten kopmayı, yeni, modern tiyatro anlayışları oluşturmayı amaçlayan bu sanatçıların oluşturdukları bu yeni akımın en tanınan örneği Het Werkteater Amsterdam’dır. Werktheater Hamburg, ismiyle atıfta da bulunduğu Werkteater Amsterdam örnek alınarak, Almanya’daki birçok eyaletin ya da şehrin resmi ve tanınmış tiyatrolarındaki kadrolarından ayrılarak gelen sanatçılarca kurulmuştu. Özarslan kuruluş aşamasında da yer aldığı Werktheater Hamburg’u şu sözlerle anlatıyor: „Tiyatroya Werktheater Hamburg adını Michael Leihe verdi; Werkteater Amsterdam’dan esinlendi. Werktheater Hamburg 1981 yılında bir atölye tiyatrosu olarak kuruldu. Öyle bir akımdı. Oyunlarını o dönemin daha çok siyasi içerikli semt festivalleri ya da kültürel etkinliklerinde davet üzerine sergiliyordu. Klasik anlamda planlı, programlı bir tiyatro sahnelemesi yoktu. Çağrıldığımız yerde sahne varsa, teknik olanaklar varsa iyi, yoksa kendimiz bir sahne oluşturup, kurup, olanak yaratıp oynuyorduk (…) Siyasi derken şunu karıştırmayalım; siyasi dernek, grup gidişatı içinde değildik. Alman arkadaşlarla yaptığımız çalışmalarda, örneğin Alman Sendikalar birliği [DGB] bir grev ön hazırlığı içinde bir etkinlik için bizi çağırıyordu, gidip oynuyorduk. Ya da SPD [Almanya Sosyaldemokrat Partisi]’nin bir çalışmasında davetli oluyorduk, çıkıp oyunumuzu oynuyorduk; veya semtte olan eğlencelerde, küçük festivallerde oynuyorduk. O zamanlar şehrin hemen her semtinde belediyeler bu tür etkinlikler için daha fazla olanaklar sunuyorlardı, zamanla bu olanaklar azaldı, neredeyse ortadan kalktı (…) Oyunları ağırlıklı olarak Almanca oynuyorduk. Ama araya Türkçe de karıştırıyorduk. Örneğin oyunun gidişatı gereği Türkçe konuşuyorsun, fakat Türkçe bilmeyen Alman seyirci konudan kopmamalı. Bunu yapabilmek için kendimize göre bir dil oluşturmaya çalışıyorduk, öyleki bizi izleyen herkes anlayabilsin. Zaten konularımız da hayattan kesitlerdi.“

Bu oyunlara Türk-göçmen kesiminden de bir talep olup olmadığını sorusuna Özarslan pek olmadığını söyleyerek yanıt veriyor. Özarslan’ın önerisi ve girişimiyle başlatılan bir deneme de sonuç vermemiş: „Burada Türk dernekleri dediğimiz siyasi derneklerin de kendilerine göre geceleri, çalışmaları olurdu. Zaman zaman kendi yaptıkları, zaman zaman bizi çağırarak, işte tiyatro da olsun diye yapılan şeylerdi. Bunlar kayda değer şeyler değildi. Bir süre sonra da zaten benim için anlamını da yitirdi, koptum oralardan.“

1985 yılında Werktheater Hamburg’un ismi Pan Theater olarak değiştirilir; çalışmalarını 10 yıl bu isim altında Hamburg’un önemli sanat merkezlerinden Kampnagel’de sürdürdükten sonra bugünkü yerine, Hamburg yakınındaki Haseldorf köyüne taşınır ve çalışmalarına bugün de Haseldorf’da devam etmektedir. Özarslan bugünkü Pan Theater’ın o dönemdeki Pan Theater ile ilgisinin kalmadığını, aynı ismi sürdürmesine, aynı tarihe sahip çıkmasına karşın ayrı bir anlayışa sahip olduğunu belirtmekte.

Werktheater Hamburg’un isminin değiştirildiği günlerde Özarslan, St. Michaelis Kilisesi yakınlarında, bugün artık yıkılmış olan binasında gösterimlerini sunan Kleks Theater’de kadrolu oyuncu olarak çalışmaya başlamıştır; „Benim asıl pişmem, yetişmem orada oldu“ diyor Özarslan. Yaklaşık 6 sene çalıştığı Kleks Theater’de, sabahları öğrenciler için oyun sergiliyorlar, oyundan sonra öğrencilere tiyatroyu gezdiriyor, onlarla sohbetler yapıyorlar, daha sonra sahneye konacak yeni oyunun provalarına başlıyorlar, akşamları ise programlarındaki oyunlarını sergiliyorlardı. Yaklaşık altı haftada yeni bir oyunun sahneye hazırlandığı bu dönemin tiyatro yaşamındaki  en yoğun dönem olduğunu belirten Özarslan şöyle devam ediyor: „Bu yoğun bir tempoydu tabii ki. Benim için en verimli dönem o dönemdi. Zaten daha sonra yapmaya çalıştıklarımı oradan hareketle, oradan aldığım güçle, cesaretle yapmaya çabaladım.“ Oyunculuk dönemi boyunca yaklaşık üçbin kez rol aldığını söyleyen Özarslan bunun üçte ikisinin bu dönemde gerçekleştiğini belirtmekte.

1989 yılında Hamburg Türk Toplumu [HTT]’nun oluşturduğu tiyatro kolu Özarslan’dan kendilerini çalıştırmalarını ister. Özarslan bu isteği kabul eder, çalışmalara başlarlar: „Tiyatro kolu olsun diye bir girişimleri oldu. (…) Çağrıldım, konuştuk, birlikte çalışmaya karar verdik. Başlanıldı, 8-9 ay kadar bir zaman haftada bir iki gün buluşup çalıştık. O zaman ben kendimce, doğaçlama, bir takım temel tiyatro tekniklerini anlatma, birbirimizi daha yakından tanıyacak etkinliklerden oluşan bir çalışma yöntemi izledim. Kendi hikayelerimizden, günlük yaşantımızdan, çevremizden gördüklerimizden sahneler oluşturmaya çalıştım. Böyle bir yol izledim. Bu uzun bir süreçti. Benim için olumluydu, verimli oldu. Ancak arkadaşları sıkmaya başladı. Bir sonuç görmek istiyorlardı. Haklıydılar da. Şimdi tiyatroyla yeni tanışıyorsun, bir süre sonra sahneye çıkmak istiyorsun, yaptıklarının geri dönüşümünü görmek istiyorsun! Biz bunları kendi buluşmalarımızda, provalarımızda yaptık, yapmaya çalıştık, ben bunları önemsiyordum. Ama arkadaşların beklediği türden, bir hafta, bir ay şunu çalışacağız, sonra bunu çalışacağız, sonra seyirci önüne sahneye çıkacağız olmadı. Bence çok erkendi. Arkadaşlar da bir süre sonra sıkılmaya başladılar. Yürümemeye başladı. Ben de yeni bir şeyler üretememeye başladım. Tam bir kısır döngüye dönüştü, bunun üzerine arkadaşlar benden bu kadar diyerek ayrıldım.“

HTT tiyatro gurubu daha sonra İstasyon Tiyatro-İletişim adını aldı ve çalışmalarını bugün de devam ettirmekte. Özarslan HTT tiyatro kolunu çalıştırdığı günlerde paralel olarak bir başka projeyi daha devam ettirmekteydi: Türkisches Theater. „Benim işim tiyatroydu, bunu önemsiyordum. Burada bir Türk tiyatrosu olmalıydı. Çünkü küçümsenemeyecek oranda Türk var, neden bunların tiyatrosu yok? Ama her siyasi etkinlikte yeri geldiği zaman, lafı geçtiği zaman herkes bundan şikayetçi, yapmaya gelince kimse yok. Doğal olarak bu işin insanları piyasada olmayınca bir şey de olmayacaktır. Ben kendimce bu yola çıktım. Gittiğim her yerde bunu konu edindim. Böylece WIR-Zentrum Hamburg binasında [Haus 5 – Hospital Strasse], o dönemde orada çalışan bir iki arkadaş bunu kaleme aldı, konsept olarak geliştirdiler, yardımcı oldular. Sonuçta onlar taşıyıcı dernek oldular, kendi konseptleri içinde „yabancı tiyatro olmalı“ diyerek iki senelik bir proje için bana oda, telefon ve diğer gerekli malzemeyi sağladılar, belediyeden de iki senelik maaşımı garantilediler. Amacım bir Türk tiyatrosu kurmak için gerekli şartları oluşturmak, birlikte çalışabileceğim insanları arayıp bulmak ve bunun yanı sıra iki sene içinde iki de oyun sahnelemekti. Bu oyunlardan bir tanesi klasik bir Türk tiyatro eseri olacaktı, diğeri de kendimizin yazdığı modern ve özgün bir çalışma. Fakat olmadı.“

İki yıllık Türkisches Theater projesinin birinci yılının sonunda Özarslan yazılı olarak kendisine verilmiş olan kadrodan ayrılmak istediğini bildirir ve ayrılır. -Bu kadro daha sonra yine Türkisches Theater projesi adı altında Ferahmuz Sancar’a verilir ve Türkisches Theater ilerleyen zaman içinde oyunlarını sahnelemeye başlar.- 1991 yılında son olarak sahneye çıktığını belirten Özarslan’ın bundan sonra uzun yıllar süren bir uzaklaşma dönemi olur. Yaşamının yeni bir mecrada akmaya başladığı, sağlık sorunlarıyla da uğraşmak zorunda kaldığı bu dönemde Özarslan tiyatroyla bağlantısını literatürü izleme ve seyirci olarak korumaya çalışır. Özarslan’ın,  „Hayatımda yeni bir dönem başladı, istesem de [tiyatro] yapamıyacağım bir dönem“ sözleriyle anlattığı bu uzaklaşma dönemi, 2004 yılında Denge Tiyatrosu’ndan gelen çağrı, özellikle de Savaş Candan’ın ısrarlarıyla sona erer, yönetmen olarak tiyatroya döner.

Özarslan’ın ilk yönetmenlik deneyimi Werktheater Hamburg zamanına dayanır: „Die Kanaken spielen sich selbst“ isimli bir oyunum var; oyunu tamamıyla ben yaptım. Çok özel bir çalışmadır. Kanaken burada, Almanya’da yabancıları, özellikle de Türkler’i aşağılamak için kullanılır. Aslında Asyalı yerel bir dilde insan anlamına geliyor. Ben oyuna bu ismi vererek Kanaken kelimesinin negatif anlamını kırıp, ırkçılarca kullanılmasını engellemeye çalıştım. Konumuzu buradaki günlük yaşantımızdan seçmiştik. Dil ne doğru bir Türkçe ne de Almanca idi. Biz kendi aramızda Tarzanca diyorduk. Oyunu Werktheater Hamburg’da yaptığımız çalışmalar sırasında geliştirmiştim. Arkadaşlar da beni oyunculuk, sahne kullanımı, sanatsal yaklaşım konularında desteklediler, oyun eli ayağı düzgün bir hale geldi. O zamanki şartlarda biz bu oyunu altmıştan fazla oynadık.“

Denge Tiyatrosu’nda Werktheater Hamburg ve Kleks Theater’den edindiği deneyimleri aktarmaya çalışır arkadaşlarına Özarslan. Ancak burada da daha önce Hamburg Türk Toplumu’nun tiyatro kolunda yaşadığı sorunları yaşar: „Benim hastalığım işte, arkadaşlar bir şeyler yapmak istiyorlar, ben de hadi yapalım, edelim, hemen olsun bitsin diyemiyorum; yapamıyorum. Tersine, derinliğine bakmaya çalışıp, biraz daha çalışalım, ayrıntılara bakalım, yani yaptığımız iş bir şeye hizmet etsin, benim derdim hep buydu. Fakat herhalde arkadaşları yordu (…) Ben arkadaşlardan hep bir fikir almaya çalıştım; ne istiyorsunuz, ne yapalım diye devamlı sordum. Fakat bir sey çıkmadı, bir şey söyleyemediler. Ben de daha önceki okumalarımdan yola çıkarak „Hülleci“yi seçtim.“

Özarslan Denge Tiyatrosu’nda iki oyunun yönetmenliğini yapar: „Hülleci“ (2005 – Reşat Nuri Güntekin) ve „Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?“ (2007 – Muzaffer İzgü). Cevat Fehmi Başkut’un „Buzlar Çözülmeden“i de gruba önerir fakat bu oyunun sahnelenmesi gerçekleşmez.[6] Bu arada Hamburg Türk Kadınlar Derneği’nden gelen yardım isteği üzerine „Düğün“ (2007) oyununu onlar adına sahneye koyar. Bu dernek adına yardım isteği Özarslan’ın eski arkadaşı Hasan Erdoğan’dan gelmiştir. Erdoğan hem Denge Tiyatrosu’nda „Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?“ hem de „Düğün“ün sahnelenmesinde, oyunun arka plan işlerini yüklenerek Özarslan’ın idari işlerdeki yükünü üzerine alır. Bu işbirliği Özarslan’ın Denge Tiyatrosu’ndan ayrılarak Theater Mensch’i[7] kurmasından sonra da devam eder. Theater Mensch’te Erdoğan tiyatronun idari işleri ve tanıtımını üstlenir, Özarslan da oyun sahnelenmesini. Erdoğan’ın katılımı ile ilk kez Hamburg’daki Türk amatör göçmen tiyatrosunda bir oyunun daha provaları bile başlanmadan, oyunun kaç kez oynanacağından, oynanacağı yerler ve tarihlere kadar bütün yapım aşamaları detaylarıyla planlanır, programlanır. Bu çalışma düzeni içinde Theater Mensch’te Özarslan iki oyunu yeniden sahneye koyar: „Hülleci“ (2009) oyunu bimer yardımıyla Almanca üstyazıyla Türkçe olarak, „Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?“ (2010) ise tümüyle Almanca olarak oynanır. Böylelikle Özarslan’ın Türkisches Theater projesinde yapmak istedikleri Theater Mensch’le gerçekleşmiş olur. Ancak bu sefer de ekonomik nedenler Özarslan’ın projelerinin aksamasına neden olur ve „Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?“in sahnelenmesinden sonra Theater Mensch çalışmalarına ara vermek zorunda kalır. Tiyatro izleyicilerinin Theater Mensch’in oyunlarını tekrar ne zaman izleme olanağına kavuşacağı şimdilik belirsiz. Naci Özarslan ismi ise Hamburg göçmen amatör tiyatrolarında saygı ve sevgi sözleriyle anılmakta.


[1] Leonie Ossowski;  1925 yılında Aşağı Silezya’da doğdu. Otuzlu yaşlarından itibaren yazmaya başladığı iki senaryo kitabı ile yazarlık kariyerine başladı. Bugüne kadar çok sayıda sinema ve televizyon için senaryo, tiyatro eseri ve roman yazdı. Gönüllü olarak hapishanedeki gençlik gruplarının gözetmeni ve bakıcısı olarak angaje oldu ve cezaevinden çıkan gençlerin barınabilecekleri bir ev kurulması projesine katıldı. Çalışmalarıyla,  Adolf Grimme ödülü, „Buxtehuder Bulle“ ve Berlin Eyaleti Grimm Kardeşleri ödülü de aralarında yer aldığı çok sayıda ödül aldı. Leonie Ossowski 1980’den itibaren Berlin’de yaşamaktadır. (Bkz.: www.frauenbuch.de/htm/fb841710008.htm http://de.wikipedia.org/wiki/Leonie_Ossowski)

[2] Ossowski, Leonie, Voll auf der Rolle: Ein Theaterstück d. GRIPS-Theaters zur Ausländerfeindlichkeit in d. BRD. Mit Texten u. Materialen z. Stück u. z. Thema Ausländerfeindlichkeit u. Neonazismus in d. BRD, (Kunstmann, 1984) 126 S. ISBN: 3-88897-012-1 (3888970121)

[3] 1978 yılında Buxtehuder Bulle Gençlik Kitabı Ödülü ile ödüllendirildi. Kitap hakkında bilgi için bkz: www.martinschlu.de/literatur/jugend/ossowskistern.htm

[4] Theaterhof Prießenthal hakkında daha fazla bilgi için bkz:  http://www.theaterhof-priessenthal.de/theater.php

[5] Het Werkteater Amsterdam’ı örnek alarak kurulan ve ismini buraya atfen alan Werktheater Hamburg’un daha sonra ismi Pan Theater olarak değiştirilmiştir. Bkz.: http://pantheater.de/html/geschpan.html ; http://www.uport-hh.de/index.php?id=35&master_id=346 ; ayrıca bkz.: http://www.pantheater.de/

[6] Özarslan, Cevat Fehmi Başkut’un bu oyunu ilk kez seksenli yılların başında, Werktheater Hamburg döneminde düşünmüştür. 1979-1980 yıllarında „Buzlar Çözülmeden“i Wilhelmsburg’da Haus der Jugend’de [Gençlik Evi] sahneleme çalışmalarını sürdüren Hikmet Sümbül nedenini bilmediğimiz bir olayda öldürülür. Werktheater Hamburg’da tiyatroya başlayan Özarslan Haus der Jugend’de Hikmet Sümbül ve çalışmaları hakkında duyduğu olumlu anlatılardan etkilenerek oyunu kaldığı yerden devam ettirip sahnelemeyi düşünür, çalışmalara başlar. Fakat zaman içerisinde gençlerin çalışmalara gelmemesi gibi nedenlerle oyunun bitirilmesi, sahnelenmesi gerçekleştirilemez. Özarslan „Buzlar Çözülmeden“i sahneleme düsüncesini bir kez de Denge Tiyatrosu’nda gerçekleştirmeye çalışır, ama burada da istediği sonuca erişemez.

[7] Theater Mensch akkında daha fazla bilgi için bkz.: www.theatermensch.com